Taif’in Habib-İ Neccar’ı: Urve B. Mes’ud

Mehmet Sait Çimen
Mekke’de sıkıntının had safhaya çıktığı dönemdi. Peygamber ve dostları her türlü hakaret ve eziyetle yüz yüze idiler. Davet yolu tıkanma noktasına gelmiş, neredeyse tüm kapılar kapatılmıştı. Peygamber aleyhissalatu vesselam alternatifler aramış ve davetin önündeki engelleri kaldırmaya çalışmıştı. Başka şehirlere, başka kabile ve topluluklara ulaşmaya gayret etmişti. Taif şehrine gitmişti Allah Resulü aleyhissalatu vesselam.
Mekke’de sıkıntının had safhaya çıktığı dönemdi.

Peygamber ve dostları her türlü hakaret ve eziyetle yüz yüze idiler.

Davet yolu tıkanma noktasına gelmiş, neredeyse tüm kapılar kapatılmıştı.

Peygamber aleyhissalatu vesselam alternatifler aramış ve davetin önündeki engelleri kaldırmaya çalışmıştı. Başka şehirlere, başka kabile ve topluluklara ulaşmaya gayret etmişti. Taif şehrine gitmişti Allah Resulü aleyhissalatu vesselam.

Ama manzara hiç de umulduğu gibi değildi.

Müşrik basını, Aziz Peygambere karşı her yerde bir kin oluşmasını sağlamıştı.

Taif Şehri en zor zamanda Peygamber aleyhissalatu vesselama kötülükte bulunmuş, Onu deli ve çocuklara taşlatmış ve yaralamıştı.

Rahmet Peygamberinin kalbini kırmışlardı.

Bir yere sığınan Allah Resulü şu duayı yapmıştı:

“Ya Rabbi!

Kuvvet ve kudretimin en zayıf haliyle, elimdeki çarelerin en basitiyle, insanların gözündeki en hafif şahsiyetimle Senin huzurunda Sana yalvarıyor ve Sana sığınıyorum.

Ey Merhametlilerin En Merhametlisi!

Sen yeryüzünde hakları ellerinden alınan Mustad’aflar’ın Rabbisin. Sen benim Rabbimsin. Sen beni kimlere bırakıyorsun, beni sert ve haşin bir şekilde karşılayan bir yabancıya mı? Yoksa bir düşmana mı?

Şayet bana öfkeli ve dargın değilsen ben hiçbir şeye aldırış etmem, tahammül ederim. Fakat senin himaye ve koruyuşun benim için daha hoştur.

Dünya ve ahireti düzene koyan, karanlıkları aydınlığa boğan nûrunun altında inecek olan gazabından veya bana musallat olacak öfkenden sığınacağım tek varlık Sensin.

Yeter ki Sen benden razı ol, tüm niyazım Sanadır; zaten Senin dışında ne bir güç ne de bir sığınak vardır.”

Taif’lilere beddua etmemiş, onların da bir gün hidayet bulmalarını ümit etmişti.

Peygamber aleyhissalatu vesselam oradan tekrar Mekke’ye dönmüş ve davet çalışmasına devam etmişti.

Belki de gün gelir bu halkı zalim beldeden muvahhid insanlar çıkardı.

Nitekim çıktı da.

Urve b. Mes’ud…

Urve b. Mes’ud Taif’in değer verilen şahsiyetlerinden biriydi. Hatta sadece Taif’in değil aynı zamanda Mekkelilerin de değer verdiği bir kimseydi. Nitekim Hudeybiye görüşmeleri devam ederken Mekke’yi temsilen Resulullah aleyhissalatu vesselam ile görüşmüştü. O görüşmede sahabenin tutumundan çok etkilenmiş ve izlenimlerini de Mekke eşrafına aktarmıştı.

Sonra zaman geçti ve Urve’nin kalbine iman nuru girdi.

Urve yerinde duramadı.

Allah, iman nurunu kalbine koyduğunda halkının da bu nimetten faydalanmasını istedi.

Kavmini İslam’a davet etme isteğini Allah Resul’üne açtı.

Efendimiz ise Urve için endişeliydi. Tâif ahalisinin karakterini biliyordu. Öteden beri onların gurur ve kibirlerinden dolayı İslam’a yanaşmadıklarının farkındaydı. Bu endişelerini Urve b. Mes’ud’a şöyle açıkladı:

“Ey Urve, onların seni öldürmelerinden endişe ediyorum!”

Urve b. Mes’ud ise aynı fikirde değildi.

“Ya Resulallah” dedi. “Onlar beni öz evlatlarından daha çok severler. Uykuda bulsalar uyandırmaya kıyamazlar.”

Efendimiz aleyhissalatu vesselam onun çok istekli olduğunu görünce kıramadı.

“Peki, gitmek istiyorsan git; fakat dikkatli ol, ihtiyatlı hareket et.” buyurdu.

Urve yola çıktı. Birkaç gün sonra Tâif’e vardı, doğruca kendi evine gitti. Geceleyin geldiğinden, gelişi Tâiflilerden çoğunun dikkatini çekmedi. Görenler ise Lat putuna uğramadan evine gitmesini hoş karşılamamışlardı. Fakat yol yorgunluğu sebebiyle bu ziyareti yapmadığını düşünerek bir şey söylememişlerdi.

Sabah olunca kabilesi, uzun süre kendilerinden ayrı kalan Urve’yi ziyarete geldi. Kendisini Cahiliye selamıyla selamladılar. Urve, Cahiliye devrinin selamını tanımadığını belirtti ve “Bana, ‘Esselâmu aleyküm.’ diyerek cennetliklerin selamıyla selam veriniz.” dedi.

Durum anlaşılmıştı.

Fakat bununla yetinmeyecekti Urve ve geliş sebebini anlatacaktı.

Söze şöyle başladı:

“Ey kavmim, siz beni herhangi bir kötülükle suçlayabilir misiniz?”

Hep bir ağızdan, “Hayır.” cevabını verdiler.

Urve devam etti: “Benim İslam’a girmemin sebebi, onda bulduğum hakikattir. Başkasının görmediği şeyi ben onda gördüm. Geliniz, hep birlikte tavsiyelerimi dinleyiniz. Bana muhalefet etmeyiniz. Yemin ederim, hiçbir elçi size takdim ettiğim hakikatlerden daha üstün bir haberi kendi kavmine getirmemiştir.”

Bu sözler karşısında Tâifliler şaşkına döndü. Çünkü Urve tamamen değişmişti. Daha önce bildikleri Urve artık yoktu. İslam’ın nuruyla aydınlanmış bir Urve vardı.

Tâifliler cahiliye öfkesiyle gözlerini kararttılar.

“Zaten senin ilk gelişinde Lat’a uğramadan, onun yanında saçını kesmeden doğruca evine gitmen bizi şüphelendirmişti!” diyerek tepki gösterdiler.

Urve anlatmaya devam etti. Onun kararlılığını anlayan müşrikler hep birlikte kalktılar, gittiler.

Urve b. Mes’ud, tan yeri ağardığında evinin damına çıktı. Sabah ezanını okudu. Ezan sesini duyan müşrikler beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Ayaklarının altından bir şeyler kaymaya başlamıştı.

Yay ve oklarına sarılarak Urve’yi ok yağmuruna tuttular.

Urve delik deşik olmuştu. Her tarafından kanlar fışkırıyordu. Bu halinde iken şöyle haykırıyordu:

“Bu benim için bir şereftir. Şehitlik Allah’ın bir lütfudur. Allah birdir ve Muhammed onun Resûlüdür. Peygambere olan imanım bir kat daha güçlendi. Çünkü bunu bana o haber vermişti. Ey akrabalarım, sizden bir tek isteğim vardır: Beni Resulullah’ın saflarında savaşan ve şehit olan dostların yanına gömünüz. Onlarla beraber olmak istiyorum.”

Urve, Allah yolunda, davet yolunda şehid oldu.

Bu haber Resulullah’a ulaşınca çok üzüldü. Onun durumunu, eski zamanlarda insanları Hakk’a çağıran birine benzetmişti: “Onun durumu Yâsin Sahibinin (Yasin Suresinde kıssası anlatılan Habib-i Neccar) durumuna benzer. Yâsin Sahibi de kabilesini Allah’a çağırmış ve kabilesi tarafından şehit edilmişti. Hamd olsun Allah’a ki, ümmetimden Yâsin Sahibi’ne benzer birini çıkardı.”

Kur’an’da Habib-i Neccar kıssası şöyle anlatılır:

“Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler gelmişti.

İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler.

Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.

(Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.

"Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah`ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir" dediler.

(Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler.

Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.

Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz!"

"Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir."

"Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Halbuki, hepiniz O`na döndürüleceksiniz."

"O`ndan başka tanrılar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların (putların) şefâati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar."

"İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum."

"Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni dinleyin."

Ona: Cennete gir" denilince. "Keşke, dedi, kavmim bilseydi!"

"Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını!"
(Yasin/13-27)

Mehmet Sait Çimen / İnzar Dergisi – Mayıs 2015 (128. Sayı)
 


 
23-05-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.