Tabiat Hakkında Fikri Mülahazalar - 1

Siracettin Aslan
Tabiat, başta insan dâhil olmak üzere bilinen bütün mevcudatın varlığa geldiği ve sistematik bir işleyiş ve yapıya sahip olduğu varlık alanlarından biridir. İnsanın özne olarak konumlandırıldığı ve süreç içerisinde tekâmül geçirdiği bu fenomenal alanda, kadimden bugüne gelinen süreçte çok farklı disiplin, gelenek ve öğretilerin, zerreden küreye sayısız araştırmalarının ve telakkilerinin bulunduğu muhakkaktır.
Tabiat, başta insan dâhil olmak üzere bilinen bütün mevcudatın varlığa geldiği ve sistematik bir işleyiş ve yapıya sahip olduğu varlık alanlarından biridir. İnsanın özne olarak konumlandırıldığı ve süreç içerisinde tekâmül geçirdiği bu fenomenal alanda, kadimden bugüne gelinen süreçte çok farklı disiplin, gelenek ve öğretilerin, zerreden küreye sayısız araştırmalarının ve telakkilerinin bulunduğu muhakkaktır. Tabiattın muhtevası, sınırları ve yasalarına ilişkin yorumların çeşitliliği, varoluşsal telosun neliğinin çevrelediği anlam ve dil sınırları dolayımında bir anlayış ve yaklaşımın gayet doğal ve tabii bir nüvesidir. Nitekim her düşünce sistemi, kendi zaviyesinden tabiatı anlamaya ve bu anlamın sınırları içerisinde insanı veya insanlığı konumlandırma çabasındadır. Bu konumlandırma çabaları, bazen insan merkezcil olduğu gibi bazen de denge gözetimi ve nadir de olsa insanı hariçte bırakarak tabiatı efendi yapan paramitolojik efsanelere ev sahipliği yapar. Aynı şekilde her bilimsel, kültürel veya politik cemaatin, hükümran olmak veya cemiyet kurmak için geliştirdiği tabiat tasarımıyla yaşadığı tabii ortamı tanıma veya onu tahakkümüne alma girişimleri gayet fıtri bir bilme ve eyleme çabası olarak görülmelidir. Zira etkin veya edilgin düşünen her ferdin, farkında olsun veya olmasın, durduğu nokta-i nazar itibariyle cemaat veya cemiyet içerisinde sistematik veya pasif bir tabiat tasarımı vardır. Başka bir ifadeyle bireyin sahip olduğu tabiat tasavvuru, aynı zamanda inanç ve değer açısından durduğu yeri belirlemesi bakımından saiklerin başında gelir. Dikkat edilirse inanç düzeyinde bireyler ateist, teist, deist veya başka bir “ist” ile tanımlanırken, ahlak, değer ve kültürel kodlar gibi soyut nitelikler önemli parametre olarak görülse de, başvurulan en belirleyici parametrelerden biri onların tabiat tasavvurlarıdır. Bu nedenle denilebilir ki tutarlı ve sistematik bir tabiat tasavvurunun inşası, simetrik olarak yaşam ve gelecek tasarımının anlamlı ve tutarlı hale getirmenin imkânını sunar.  

Tabiat, varoluş ve yok oluş ile değişim ve dönüşümlerin nedensel ilişkiler yumağı içerisinde meydana geldiği olgusal alana ilişkin fiziksel gerçekliğin “bir” manzarasıdır. Bu manzara, dünya merceğiyle gözlemlendiğinde aklın müstakil olarak onu telakki edemeyeceği kadar sayısız unsurları, işlevleri ve yasaları vardır. Zira beşeriyet, geldiği nokta-i nazar itibariyle tabiatta meydana gelen vakıaların yasalarına ilişkin verileri tertip ederek tek tek istatistiğini henüz çıkarabilmiş değildir. Buna rağmen beşeriyet, şimdiki ve kayıtlara geçmiş kadimden var oluşlarının sonuna kadar tabiatı anlamaktan ve ondan yasalara çıkarak kamusal alanın hizmetine sunmaktan vazgeçmedi ve vazgeçmeyecektir. Ancak bu durum, tabiatın anlaşılamayacağı ve onun yasalarına vukûfiyetin sağlanamayacağı anlamına gelmez. Eğer tabiat, efsanevi, mitolojik, gizemli ve sırlı bir alan şeklinde tanzim edilmiş olsaydı düşünen ve soruşturan insanın yaşam serüveninde zihinsel keşmekeşler ve bunalım halleri nakıs olmayacaktır. Aynı şekilde inanca dair rasyonel çerçevede kendini konumlandırmasının mevzubahis edilmesinde güçlükler kaçınılmaz olacaktı. Oysaki tabiat, akli muhakeme ve tecrübi yöntemlerle anlaşılabilecek bir şekilde bir yasa koyucu tarafından ve bir nizam içerisinde yaratılmıştır. Bu nizamın soruşturulmasının başlangıcında ve neticesinde kozmik bir tezahür olduğu gibi başlangıç ve netice arasındaki nedenselliğin anlaşılabilirliği, tabii yasalarla sarmalanmış nizamın sınırlarının ve ilkelerinin bilinmesiyle doğru orantılıdır.

Öte yandan tabiatın bir gizeminden bahsedilecek ise, Einstein ve Kepler`in ortak meramıyla, mucizevi olabilecek şekilde onun anlaşılır ve fehmedilir olmasıdır. Yani Allah, insanın zihnini, karşılıklı olarak, belli niceliksel oran ve yasalara göre yaratılan tabiattaki yapı ve işleyişi anlayabileceği özelliklerle donatmıştır. Fakat belirtilmelidir ki bu cihetiyle tabiat, gelişi güzel ve sıradan bir şekilde anlaşılabilecek bir alan değildir, ancak sistematik, yoğun ve yorucu çabaların neticesinde anlayabileceğimiz fiziksel bir gerçekliğin mekânıdır. Zira küresel ölçekte tabiatı anlamak için öncelikle anahtar işlevini gören sağlam bir dünya görüşüne sahip olunduktan sonra fizik, astrofizik, astronomi, kimya ve biyoloji gibi tabii bilimler başta olmak üzere epistemolojik ve ontolojik kaynağını tabiattan alan sistematik bilgilenme faaliyetlerini bilmek gerekir. Aksi beyanda tabiatın tek bir yaratıcısı olduğu ve bu yaratıcının, tabiatta kozmik yasalar yerleştirdiğini ileri sürüp ve bununla yetinerek tabiat anlaşılmaz. Tabiatta, ancak nüfus edilerek anlaşılabilir ve böylece buradan ve daha sağlam ve daha tutarlı bir şekilde gayba gidilebilir. Maturidi ve Newton`un beyan buyurdukları üzere hakikat nazarında Yasa Koyucu`yu tanımak, sanat ve sanatkâr arasındaki teşbihte olduğu gibi, O`nun eserlerinin bilgisinin ayrıntısına inmekten, bilmekten geçer.  Örneğin saat için saatçi, değirmen için değirmenci ne anlam ifade ediyorsa tabiat için Allah daha fazlasını ifade eder.

Tabiat, kudema ve hukemanın diliyle, anlaşılabilir ve düşünenlerin ondan dersler çıkarabileceği makro bir kitaptır. Kitabın harfleri, dili, grameri vardır ve o bunlar kavranmadığı müddetçe gerçek anlamda anlaşılmasından söz edilemez. Bu teşbihe mukabil gelecek şekilde tabiatın bütün unsurları, yapısı ve nizamı anlaşılmadığı müddetçe nazari hakikat açısından reel düzlemde kavranılmaz. Kitabın bütünleyenleri bir sebep ya da nedensellik etrafında kümelenmiş olduğu gibi tabiat da, benzer şekilde yasaların öncülük ettiği sebep ve sebepli arasındaki ilişkinin ertesinde meydana gelen mevcudatın bütünleyenlerinin cem olunduğu muazzam bir teşkilattır. Bu teşkilatta istisnalara yer yoktur; eğer doğa olaylarının düzenin dışındaki bir yasa doğrultusunda gerçekleşir veya bilinen yasanın inkıtaa uğrarsa bu durum ilk yasa koyucuya atfen mucize adını alır. Fakat tabiat öyle bir alan ki, süreklilik arz edecek şekilde insan tecrübesinin idrak edemeyeceği mucizevi vakıalara ev sahipliği yapmaz. Mucizenin sürekliliği varsa yasadan bahsedilemez, dolayısıyla yasa yoksa tabiat olmaz ve böylece insanın idrak ve telakki edemeyeceği bir tabiat ile karşı karşıya kalır ki bu manzara, Allah`ın yasa koyuculuğuna aykırılık arz eder. Nitekim tabiat; tabiat felsefesi dolayımında ele alındığında “ilke”, “yasa”, “organizma”, “ta`b”, “öz”, “nesneye mahiyet veren/suret kazandıran” gibi nizam ve itibari sürekliliği gösteren kavramsal çerçeveye mukabil gelecek şekilde tartışılmaktadır. Bu eksende tabiatın, insan idrakinin algılayabileceği şekilde oluşu ve işleyişi mucizevi olarak değerlendirilebilirken yasada ve düzende anlamını bulmayan vakıaların ortaya çıktığı bir tabula şeklinde ileri sürmek kolay değildir.    

Siracettin Aslan / İnzar Dergisi – Mart 2017 (150. Sayı)
 
20-03-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.