Suriye’de Yeni Bir Aşama… Panik Sırası israil’de!

Ali Özgür
Suriye üzerinden startı verilen kanlı tiyatroda bugüne kadar farklı aşamalar ortaya çıktı. Uygulanmasına başlanan her bir aşama, farklı stratejilerin sahnelenmesiyle kalmadı, aynı zamanda Suriye üzerine yaşanan ihtilaf ve ittifklarda yol açtığı önemli kırılmalarla da gündeme oturdu.
1-Ruslar, savaş güçlerinin bir bölümünü Suriye’den çekti.

2-Irak’ta “Beklenen Musul Operasyonu” başladı.

3-Bir yıldır Yemen’e bomba yağdıran Suudiler, Ensarullah hareketi ile görüşmelere başladı.

4-Suudi’nin başını çektiği Körfez ülkeleri, Hizbullah’ı “Terör örgütü” ilan etti.

5-“Suriye ve Irak sahası için” özel olarak tasarlanan ve daha ziyade sivil hedefleri yakın markaja alan kör terör eylemleri, Türkiye ile beraber Avrupa sahasına uzandı.

6-Kanton uygulamaları “Federasyon uygulamalarına” dönüştürüldü.

7-Suriye’de Rus faktörüyle beraber değişmeye başlayan “Güç dengesi”, 2011 yılından bu yana ellerini ovuşturan israil terör devletini ilk kez ciddi anlamda paniklemeye sevketti.

Tüm bu gelişmeler ve bu gelişmelerden kaynaklanan tali gelişmeler, geride bıraktığımız mart ayı içerisinde gerçekleşti.

Yukarıda sıralanan belli başlı gelişmeleri öncelik sıralamasına tabi tutarsak, herhalde Rusların Suriye’den “çekilme kararı”, diğer önemli gelişmelerin en önemli nedenlerinden birisi, belki de en önemlisi olarak kabul edilebilecektir.

Suriye üzerinden startı verilen kanlı tiyatroda bugüne kadar farklı aşamalar ortaya çıktı. Uygulanmasına başlanan her bir aşama, farklı stratejilerin sahnelenmesiyle kalmadı, aynı zamanda Suriye üzerine yaşanan ihtilaf ve ittifklarda yol açtığı önemli kırılmalarla da gündeme oturdu.

Rusların ani bir kararla Suriye’deki muharip güçlerinin bir bölümünü geri çekme kararı alması, Suriye’de bundan sonra öngörülecek süreç hakkında belki de ilk kez bu denli bir kafa karışıklığını beraberinde getirdi.

Önce Rusların ne kadar çekildikleri tartışıldı. Sonra neden çekildikleri sorusuna odaklanıldı.

“Ruslar Suriye’ye müdahale kararı alırken neyi amaçlamışlardı? Ne elde eltiler de çekildiler? Neden şimdi çekildiler?” gibi sorular, kararın üzerinden haftalar geçmesine rağmen hala tartışılıyorsa, bu durum, yaşanan kafa karışıklığı için en iyi göstergelerden birisi olmalıdır.

Ruslar Suriye’ye müdahale ederken makul görüş, bunun Amerika’ya karşı bir meydan okuma şeklinde olduğuydu. Dolayısıyla Amerika’nın atacağı karşı adımlara odaklanılmıştı, ancak olmadı. Amerika hiçbir karşı atak geliştirmediği gibi, Suriye sahasındaki insiyatif alanlarının önemli bir bölümünü de Ruslara devretti.

Rusların müdahalesinde olduğu gibi, çekilmesinde de Amerikan cephesinden hatırı sayılır bir tepki yükselmedi. Tam tersine her iki durumda da siyasi manevralar, ikili görüşmeler daha fazla yükseliş gösterdi.

Ruslar müdahalede bulunurken Suriye’nin bölünmesi senaryosundan hareketle Lazkiye bölgesine sıkışan rejim için “Lazkiye-Alevistan” senaryosu dillendirildi. Rus müdahalesi sonucunda rejimin etkinlik alanı genişledi, muhalif cephe ciddi anlamda güç ve alan hakimiyeti kaybına uğradı. Ama Ruslar çekilince yine bölünme/federasyon tartışmaları baş gösterdi.

Şu anda sahadan yansıyan duruma göre rejim her geçen gün daha da ilerlemekte, muhalif cephe ise gün geçtikçe gerilemekte ve alan kaybına uğramaktadır. Saha üzerinden duruma bakınca Suriye’de geleceğe dair bir takım öngörülerde bulunabilmek mümkün görünebilir. Ama ABD-Rus cephesi ve Suriye ile ilişkili diğer ülkelerin tutumlarına bakıldığında şu aşamada Suriye üzerine geleceğe dönük tahminler yürütmek oldukça zor görünüyor. Suriye dışında kalmasına rağmen saha üzerinde belirleyici olduklarından kuşku duyulmayan ana akım aktörler arasında bu denli bir bulanıklığın yaşanıyor olması, ya hiçbir bir plan üzerinde anlaşamamalarından kaynaklanıyor ya da üzerinde uzlaştıkları, ancak henüz açıklayamadıkları daha büyük bir plandan kaynaklanıyor. Her halukârda bulanık bir tavrın piyasada dolaştığından kuşku yok.

Sözün burasında Ankara’dan başlayıp şimdilik Brüksel’e kadar uzanan “Kör terör” eylemlerine odaklanmak gerekiyor. Deyim yerindeyse “Schengen vizesi” alma rahatlığıyla istediği merkeze rahatlıkla yönelebilen kör terörün önemi, müdahil ülkeler arasında yaşanan uzlaşmazlık tavırlarıyla önemli bağlantılar içerme ihtimali hayli yüksek görünüyor.

Kör terör, bazen üzerinde anlaşılan kimi planların, devre dışı bırakılan başka aktörlerin itirazcı mesajlarını taşır; bazen de çizilen yeni senaryolara karşı yükselen itirazcı yaklaşımları törpülemenin aracı olarak devreye sokulur.

Tekrar Rusların Suriye’den çekilme kararına dönecek olursak;

bu durumu sadece Rusların tutumu bağlamında değil, çekilme kararıyla startı verilen yeni aşama bağlamında da değerlendirmek gerekiyor.

Suriye üzerine kurulan bölgesel denklemin iki tarafında bulunan ülkeleri/ittifakları hepimiz biliyoruz. Bölgesel bazda bu denkleme atlamayan güç neredeyse kalmadı, israil hariç!

İsrail, görünmez yüzüyle değil, görünür yüzüyle şimdiye kadar “tarafsız” kalmanın keyfini çıkarmakla vakit geçirdi.

İsrailin, Suriye’nin bu denli toz duman olmasından en çok mutluluk duyan devlet olduğu gerçeği tartışmasızdır. Özellikle Golan sınırına kimlerin yerleştiği/yerleşeceği de israilin “tarafsızlık” politikası açısından en belirleyici olan durumu ifade ediyordu, şimdiye kadar.
Ayrıca tüm tartışmalara rağmen Suriye’ye müdahale eden Hizbullah’ın da en önemli önceliklerinden birinin Golan sınırına yerleşmek olduğu da biliniyor. Bu durumun hem israil, hem de Hizbullah için ayrı önemi var.

Rusların rejime ve dolayısıyla rejimle birlikte Suriye’de bulunan Hizbullah dahil diğer bileşenler lehine oluşturduğu yeni dengeden sonra çekilme kararı alması her ne kadar farklı kesimlerde farklı gerekçeler üzerinden değerlendirmelere tabi tutulsa da, bu durum israilde önemli bir panik havasının oluşmasına yol açtı.

İsrailin geleceğin Suriye’sinde görmek istediği ya da görmek istemediği manzarayı daha önce kimi yetkilileri tarafından dile getirilmişti.

İsrailde hükümetteki koalisyonun üyesi olan önde gelen bir milletvekili ve eski Washington büyükelçisi Michael Oren’in şu açıklaması, israilin şu an yaşadığı panik havasının nedenlerine ayna tutmaktadır:

“Eğer IŞİD ve Esad arasında bir seçim yapmamız gerekirse IŞİD`i seçeriz. IŞİD`in açık kasa kamyonları ve makineli tüfekleri var. Esad ise; Tahran`dan Beyrut`a uzanan stratejik kemeri, Hizbullah`ın elindeki 130.000 roketi ve İran`ın nükleer programını temsil ediyor.”

Bu ve benzeri açıklamalar, görünürde “tarafsız” kalsa da arka planda israilin aslında Suriye üzerine yürütülen politikalarda hiç de tarafsız kalmadığını göstermesi açısından önemli. Şu sıralar İsrail medyasına yansıyan yetkililerin açıklamaları, israilin Golan sınırı üzerinden görünür bir paniğe yöneldiğini gösteriyor. Hatta sınır bölgesine takviye güç yığıyor, eğitimli seçkin birliklerini buraya sevkediyor.

Rusların çekilme açıklamasından hemen sonra israil cumhurbaşkanının, soluğu Moskova’da aldığı ve öncelikli gündeminin de Golan sınırında artan “Hizbullah tehdidi” olduğu hususu medyaya yansımıştı.

Aynı döneme denk gelen Suudi ve körfez avanelerinin Hizbullah’ı “Terör” listesine alması da yine israil için artan risk faktörünün sonuçlarındandı. Suudi’nin “Terör” kararından önce dışişleri bakanı düzeyinde israile yaptığı gizli ziyaret ve israil heyetinin Suudi ziyaretlerinin yine Arap basınında epey yer aldığını da buna eklemek lazım.

Gelelim geleceğe dair öngörülere…

Ruslar her ne kadar şu anda İran ve müttefikleriyle beraber hareket ediyorsa da bunun stratejik bir ittifak içermediğini, sadece muayyen bir vakte göre kesişen çıkar birliğinden kaynaklandığını bilmek gerekir. Rusların Suriye’ye müdahalesi her ne kadar İran ve Hizbullah’ın önünü açmış olsa da bunun Ruslar açısından israilin güvenliğini tehdide varacak bir boyuta gelmesinin mümkün görünmediğini de not etmek gerekir. Ancak yaşanan durumdan faydalanan Hizbullah’ın Golan sınırına yerleşip israile karşı yeni bir cephe açmak için var gücüyle yüklendiğini de belirtmiş olalım.

Yakın, belki de orta gelecekte israil faktörü nedeniyle Hizbullah, İran ve Irak’taki Şii grupların uluslararası güçlerce yeniden “büyüyen tehlike” kapsamına alınacağı sonucu, şu anda yürütülen karmaşık ilişkilerden hareketle kuvvetle muhtemel görünmektedir. Söz konusu israilin güvenliği olunca şu anda İran’la ortak hareket eden Rusların bu birlikteliği sürdüreceğine dair bir garanti olmadığı gibi, öyle bir emare de yoktur. Hatta şunu eklemek gerekir ki, Suriye hava sahasını kontrol etmekle övünen Rusya’nın gözleri önünde israil uçaklarının defalarca Suriye içlerindeki bazı hedefleri vurduğunu, bu hedeflerden önemli bir bölümünün de Hizbullah’a ait olduğunu sanırım hatırlatmaya gerek bile yoktur.

Suudi üzerinden oluşturulmak istenen ve daha ziyade israilin hassasiyetlerini barındıran “Şii yayılmacılığına” karşı “Sünni blokun” da konsept değiştiğinde ne kadar işe yarayacağı da tartışmalı.

Şu anda mezhepsel kılıfa büründürüldüğü için Suriye’de yaşananlar üzerinden Sünni dünyadan Şii dünyasına karşı belirgin bir öfke mevcuttur. Ancak konsept değişip israilin güvenliği mihver edinildiğinde Sünni öfkenin Suudi kanallarınca ne oranda kontrol edilebileceği şüphelidir. Hatta israilli kimi yetkililer nezdinde böyle bir durum imkânsız gibi görünmektedir.

Mesela geçmişte israil’de iç güvenlik bakanlığı ve Şin Bet güvenlik ve istihbarat teşkilatı başkanlığı yapmış olan Avi Dichter, İran`a karşı ortak düşmanlığın Sünni güçlerle kalıcı bir ittifak getirebileceğini düşünmenin, bölge hakkında derin bir yanlış anlamaya sevkedeceğini düşünenlerden birisidir.
 
Dichter, bir beyanatında bu konu hakkında şu ilginç değerlendirmeyi yapıyor:
“Düşmanımın düşmanı dostumdur` sözü pek çok dilde işler ama Arapça’da işlemez. Arapça’da ‘ben amcamın oğluna karşı kardeşimle, yabancıya karşı da amcamın oğluylayımdır` derler. Onlar hâlâ İran`ı amcaoğlu olarak görüyorlar. Biz ise her zaman yabancı olarak kalacağız.”

Umarız ki Sünnisiyle Şiisiyle tüm İslam âlemi gerekli olan İslami feraseti ortaya koyar da Avi Dichter’i yanıltmamayı başarırlar!

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
 
27-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.