Suriye’de Yaşananların Sırrı, Asya-Pasifik’te Saklıdır

Ali Özgür
2010 yılında Tunus’ta başlayıp hızla ilerleyen müthiş bir “Arap Baharı” rüzgarına tanıklık ettik. Suriye’ye sıçrayana kadar hiç kimse bu müthiş rüzgarı sorgulamaya yeltenmedi, gerek de duymadı.
2010 yılında Tunus’ta başlayıp hızla ilerleyen müthiş bir “Arap Baharı” rüzgarına tanıklık ettik.

Suriye’ye sıçrayana kadar hiç kimse bu müthiş rüzgarı sorgulamaya yeltenmedi, gerek de duymadı.

2011’in Martında bu rüzgarın Suriye’ye sıçraması, bulutların çarpışması gibi bir etki oluşturdu ve Suriye, deyim yerindeyse “Cephe yağışlarının” etki alanına girmeye başladı.
2013 yılının başlarına gelindiğinde, “Bahar rüzgarının” en hararetli savunucularından/sponsorlarından olan Amerika, Suriye üzerine oluşturduğu “Dostlar Grubu’na” en büyük kazığı atma pahasına rakip blokla anlaşarak önemli oranda Suriye üzerine düşündüğü “değişim” cephesinden çekiliverdi.

Başta Türkiye olmak üzere bir kısım bölge ülkeleri, Amerika’nın bu ani çark edişine karşı kendilerini “ihanete uğramış” olarak görmeye başladılar.

Bu aşamadan sonra zaten sahaya doğrudan müdahil olan İran daha fazla manevra alanına kavuştu. Daha ziyade diplomasi alanında Suriye’ye müdahil olan Rusya ise, giderek askeri anlamda da müdahil olmaya başladı ve Rusların bu müdahale trendi, askeri yığınak ve doğrudan saldırılara kadar vardı.

Amerika’nın ipiyle Suriye kuyusuna inenler, Amerika’nın etkinlik alanını bu şekilde Ruslara terk etmesine önce şaşırdılar, sonra kızmaya başladılar. Rusların devasa askeri gücü ölüm kusmaya başlamışken Amerika’nın her gün bir adım daha geri çekilmeye devam etmesi, bilinen alışkanlıkları tersyüz etmekle kalmadı, aynı zamanda buna bir izahat bulma yarışı da baş gösterdi.

Sahi, neler oluyordu? Ki halen de olmaya devam ediyor.

Amerika neden geri plana çekildi?

En büyük küresel rakibi olduğu düşünülen Rusya’ya neden bu alanı terk etti?

Ebedi düşman olarak bilinen İran’ın bölgesel etkinliğinin zirve yaptığı bu ortamda Amerika neden “anlayış” gösteriyor?

Yoksa son zamanlarda hep dillendirildiği şekliyle “Amerika-İran dostluğu mu” depreşmeye başlamıştı?

Amerika’nın hegemonya alanı olarak bellediğimiz Ortadoğu gibi önemli bir bölge, neden İran ve Rus etkisine açık bırakılıyor/du?

Sorular… Sorular…

Açıkçası söylemek gerekirse bu tür sorulara verilen cevaplar, yapılan devasa analizler şimdiye kadar bu sorulara tatmin edici bir cevap oluşturmuş değil. Bu denli tatminsiz cevap ve analizlerin, sahiplerini bile tatmin edememiş olması, belki de “Küresel/Şeytani” bir gücün küresel planlarının “Bölgesel” şartlarla sınırlı kalınarak yorumlanmaya çalışılmasından kaynaklandığı söylenebilir.
***

Önce şu anekdotu paylaşalım;

Ortadoğu’da her taşın altında Amerika’nın şeytani oyunlarının arandığı, herkesin her olumsuz gelişme karşınında “Kahrolsun Amerika” sloganına sarıldığı bir dönemi geride bıraktık.

Artık “Kahrolsun Amerika” sloganının yerini “Kahrolsun İran-Rusya” sloganına terk ettiğini yakinen müşahade etmekteyiz.

Hatta daha da ötesini söylersek;

Günümüz itibariyle “Büyük Şeytan” olarak belleğimizde küllenmeye terkettiğimiz Amerika’ya bugün beslenen “husumet”, artık şeytaniliğinden değil, başta Suriye olmak üzere belli kargaşa alanlarına yeterince “müdahale” etmediğinden kaynaklandığını söylersek, realiteye ters bir iddiada bulunmuş olmayız!

İster kabul edelim, ister etmeyelim, bugün Amerika’ya “Kurtarıcı” gözüyle bakılmakta, ama “kurtarıcı” bu vasfını icra etmemek için “husumetlere” hedef olmak pahasına suskun kalmaktadır.

İşin diğer bir garip yanı ise, Amerika’nın takındığı bu tavrın en azından meftunu olduğumuz medya organlarında gerçekçi bir izahatının yapılamıyor olmasıdır.
***

Amerika’nın bugünkü Ortadoğu tavrını, salt Ortadoğu temelinde ya da Suriye özelinde anlayamayız, çözemeyiz.

Nedenine gelince;

Amerika, “Arap Baharı’nın” hazırlık/başlangıç döneminde yeni bir yüzyıllık küresel vizyon oluşturup deklare de etti. Yeni vizyona göre Ortadoğu, Amerika için öncelikli bölge olmaktan çıkarıldı. Bunun yerine Asya-Pasifik bölgesi, Amerika için daha önemli/öncelikli bir konuma yükseltildi. Enerji, işgücü, hammadde vs. kaynaklarının yanı sıra Asya-Pasifik bölgesini önemli kılan diğer bir özellik de Amerika’nın yeni vizyonuna engel teşkil edebilecek tehdit faktörlerinin etkisizleştirilmesi planlarıydı.

Amerika’nın Asya-Pasifik bölgesiyle ilgili strateji belgesinin ortaya çıkmasından sonra geçen sene ayrıca yayınlanan “Dört yıllık Savunma, Gözden Geçirme ve Askeri Konuşlanma Planı” kapsamında 2020 yılına kadarki ABD politikaları hakkında Beril DEDEOĞLU, bu planlamanın Ortadoğu’ya dönük yansımaları üzerine şu değerlendirmeyi yapıyordu:

“Açıkça belirtilmemiş olsa da ABD çatışma, iç savaş ya da terör olan yerlerde bizzat bulunmayı katiyen öngörmüyor; onları uzaktan denetlemeyi ve sınırlamayı tercih ediyor. Bu çerçevede Körfez’deki askeri varlığını azaltmayacak olmakla birlikte, ABD için Ortadoğu’daki çatışmalar öncelikli görülmüyor.

ABD, Ortadoğu’yu güvendiği müttefik ve ortaklarına emanet etmeyi, kendisi terörist kovalayacağına müttefiklerinin bu işi yapmalarını tercih ediyor. Tabi gerekli “bilgi”leri vererek.

İlan edilen plan, ABD’nin esas rakiplerinin büyük ve gelişmiş ülkeler olduğunu gösteriyor. Avrupa’da özellikle Birleşik Krallık ile ilişkilerin daha da geliştirileceğine vurgu yapıldığına göre rakip ülkeler arasında Rusya, Çin ve içinde İngiltere’nin bulunmadığı bazı Avrupa ülkeleri var. Öncelikli bölge ise Pasifik.”

Evet, şu anda bu durum yaşanıyor. Amerika Ortadoğu’ya artık “gereğinden fazla” müdahale etmeyecekti, ancak Asya-Pasifik planlamalarının önünde engel teşkil edebilecek güç odaklarını etkisizleştirmek için bir hal çaresi de bulmuş olmalıydı.

Öncelikle Ortadoğu’yu Irak ve Suriye özelinde resmen bir bataklığa çevirdi. Şu anda Ortadoğu öyle bir hal almış ki, bu bölgeye doğrudan müdahil olan tüm güçler, artık dünyanın bir başka bölgesindeki yeni şekillenmelerle ilgilenemeyecek duruma getirilmişlerdir. Bu bağlamda Ukrayna sorununun yanı sıra Rusların Suriye sahasına çekilmesi, çok farklı yorumlamalara yol açsa da Amerika’nın Asya-Pasifik planı kapsamında belki de kendisi için sağlamış olduğu en büyük başarılardan birisidir.

Daha önce Amerika üzerine odaklanan Ortadoğu’nun tüm öfkesi, şu anda Rusya’ya yönelmiştir. Rusya, Suriye üzerinden Ortadoğu’ya saplandıkça Pasifik’te Amerika daha rahat hareket etme imkânı bulmaktadır. Açıkçası söylemek gerekirse Amerika, Rusları Suriye’ye çekmekle Pasifik’te Rusların kolunu kanadını kırmış, ayrıca Rusları özellikle kolay kolay dinmeyecek “Sünni öfkenin” hedefine oturtmuştur.

Ruslar tüm ağırlıklarını Suriye’de sergilemeye başlamışken Amerika’nın neden Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki ağırlığını hissettirmekten kaçındığının cevabı herhalde anlatmaya çalıştığımız bu planda gizlidir.

Ruslar, Ortadoğu’nun yeni “Kovboyluğuna” soyunurken Amerika bu arada Asya-Pasifik bölgesinde önemli ticari ve askeri anlaşmalara imza atmakta, diğer bir rakip olan Çin’in manevra alanını daraltmak için enerji harcamaktadır.

Amerika, 2020 planlamaları doğrultusunda başta Avustralya ve Yeni Zelanda olmak üzere Japonya, Filipinler, Tayland, Malezya, Endonezya gibi ülkelerle bu tür ilişkilerini sıkılaştırmaktadır. Belki de şu an tek engel, Rusya’yı Suriye sahasına çekmeyi başardığı ölçüde Çin’i bu sahaya çekememiş olmasıdır.

Bu yazının kaleme alındığı gün, Barack Obama kadim düşmanı Vietnam’daydı. Devasa nüfusu, sahip olduğu kaynaklar ve Çin denizinde kapladığı stratejik konumuyla Vietnam, Amerika’nın Çin’i köşeye sıkıştırabileceği en elverişli basamaklardan biridir. Obama’nın ziyareti, yüzyıllık deniz sınırı ihtilafları nedeniyle “Çin tehdidi” altında kendini hisseden Vietnam için de yılana sarılmak gibi bir fırsat sunmuştur.

Bu karşılıklı ihtiyaç, “Emperyalist ile komünist” iki ülkeyi çok boyutlu bir anlaşma çevresinde bir araya getirdi.

Her türlü stratejik, askeri ve ekonomik işlevleri barındıran geniş perspektifli bir “ittifak anlaşmasına” imza attılar.

Asya-Pasifik planları kapsamında en ciddi direncin Rus kanadından geleceği beklentisi var iken, Suriye sahası bu anlamda Amerikan politikaları için ilaç haline gelmiş bulunmaktadır.

Artık “Ruslar bu şekilde Ortadoğu’ya yerleşiyorken Amerika neden karşı çıkmıyor?” “Amerika’nın Ruslara karşı koyacak gücü yok.” Ya da “Amerika ile Ruslar ve hatta İran kendi aralarında anlaşmış durumdadırlar.” Gibi soru veya yargılarla meseleyi irdelemeye çalışmak, büyük ihtimalle Amerikalıların gülüşmelerine yol açmaktadır.

Amerika’nın Asya-Pasifik planlamalarına bakılırsa, Ortadoğu’nun daha uzun vadeli kaynamaya devam etmesi, buraya müdahil olan tüm küresel/bölgesel/yerel güçlerin daha uzun süreli kapışması, hatta her türlü dini/mezhebi/etnik ayrıştırma ve çatışmacılığın yaygınlaşarak sürmesi ihtiyacı oluşmaktadır.

Şu anda Ortadoğu’da yükselen trend zaten budur ve bu vahşi trend, Amerika’nın 2020 planlamalarından beri değildir.

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Haziran 2016 (141. Sayı)
 
20-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.