Sünnete İttibanın Zarureti

Mehmet Şenlik

Sünnet! Sünnetin sözlük anlamı, Yol, gidiş, tabiat, şeriat, yüz, yüzün görünen yeri, alışılmış yol ve adet demektir. Şer’i anlamı ise, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin, söz, fiil ve takrirlerinin bütününü ifade eden terimin çoğuludur.
Sünnet! Sünnetin sözlük anlamı, Yol, gidiş, tabiat, şeriat, yüz, yüzün görünen yeri, alışılmış yol ve adet demektir. Şer’i anlamı ise, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin, söz, fiil ve takrirlerinin bütününü ifade eden terimin çoğuludur.

Sünnet, yani Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin söz, fiil ve takrirleri, Kur’an’dan sonra ikinci derecede şer’i delildir. Peygambere itaat ve O’na ittibanın vasfını ortaya koyma hususunda ilk müracaat edeceğimiz yer, yine dinin ana kaynağı olan Kur’an’dır. Çünkü Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, insanları sünnetine itaate davet ederken,bunu Kur’an ayetleriyle yapmıştır. O halde, O’na olan itaat ve ittibaımız bu ayetlerin gösterdiği istikamet üzere olmalıdır. Nitekim Kur’an’da Peygambere itaat, Allah’a itaat olarak zikredilmiştir:

“Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirenlere gelince, seni onların başına bekçi olarak göndermedik!” (Nisa 80)

Kuran’da buna yönelik daha birçok ayeti kerime mevcuttur. Ancak biz burada, bu ayetlerin tamamını zikretmek yerine, sadece ayetlerde beyan edilen ana hususlara değinmekle yetineceğiz:

“Ey Peygamber! Onlara de ki, “Eğer (gerçekten) Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” (Ali İmran, 31)

“De ki: Allah’a ve Peygambere itaat edin. Eğer bundan yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkâr edenleri sevmez.” (Ali İmran, 32)

İşte bunlar, Allah`ın (koyduğu) sınırlarıdır. Kim Allah`a ve Peygamberine itaat ederse Allah, onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; onlar orada ebedi kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. (Nisa, 13)

Kur’an’ı Kerim’de Allah resulünün sünnetine, şeriatına ittibanın vasıfları ve sınırları şöyle ifade edilmektedir: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah`tan korkun. Çünkü Allah`ın azabı çok çetindir.” (Haşr, 7)

“Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, inanmış hiçbir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab, 36)

“Peygamber müminlere kendi canlarından her konuda tercih edilmeye ve sözü dinlenmeye daha yakın ve daha layık olandır.” (Ahzab, 6)

 Kuran’da Peygamberden, Peygamberin sünnetinden yüz çevirenlerin akıbeti ise, şöyle izah edilmektedir:

“Kim Allah’a ve Resulüne isyan eder, onun sınırlarını aşarsa Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa, 14)

“Benim görevim ancak Allah’tan geleni ve O’nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, onun cezası ebediyen kalacağı cehennem ateşidir.” (Cin, 23)

De ki: Allah`a itaat edin; Peygamber`e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber`in sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber`e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.  (Nur, 54)

“Öyleyse, Allah’a ve resulüne itaat edin, kötülüklere karşı her zaman sakınarak hazırlıklı olun. Eğer yüz çevirirseniz, bilmiş olun ki, bizim Resulümüzün görevi kendisine emanet edilen mesajı apaçık tebliğden ibarettir.” (Maide, 92)

“O gün (kıyamet günü) inkâr edenler ve peygambere itaatsizlik yapanlar, yere batırılmayı, yerle bir olmayı isteyecekler; Ama onlar olup biten hiçbir şeyi Allah’tan gizleyemeyeceklerdir.” (Nisâ, 42)

“Allah’ı ve Resulünü incitenlere gelince, Allah onları bu dünyada da ahirette de rahmetinden yoksun bırakacak ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlayacaktır. (Ahzab, 57)

Ayeti kerimelerden iktibas ettiğimiz bu hususlar, bize Hz. Peygambere itaatin, onun sünnetine tabi olmanın kayıtsız şartsız bir teslimiyetin gerekliliğini ifade ettiği gibi, yüz çevirip inkâr edenlerin hali de çok vahim bir şekilde tasvir etmektedir. Birine inanacak isen ona itaat edecek, onun yolundan da gitmek zorundasın. İtaatsiz ve teslimiyetiz bir iman sahih değil, kıyamet gününde Allah’ın azabından kurtaracak değildir.

Sünnete itaat; Allah ve Resulünün emir ve yasaklarının, kişinin şahsi istek ve arzularına daha sevimli gelerek galebe çalması demektir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme itaatin, onun sünnetine tabi olmanın karşılığı, Mümin için bu dünyada izzet ve şeref, ahirette de Cennet ve Cemalullahı görmekle neticelenir.

Bir gün Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi vesellem, ashabına; "İmtina edenler hariç, bütün ümmetim cennete girecektir!" buyurdu. Oradakiler: "İmtina edenler de kim ya Resulellah?" dediler. “Kim bana itaat ederse cennete girer, kim de asi olursa o imtina etmiştir" buyurdu. (Kutubi Sitte: 13/76)

Resulüllah sallallahu aleyhi veselleme imanındaki sadakati sebebiyle “Sıddık” lakabına mazhar olan Hz. Ebu Bekir (r.a.), şöyle der; “Resulüllahın yaptıklarından hiçbirini terk etmedim. Hepsini işledim. Eğer Resulüllahın sünnetini terk edersem hak ve hidayetten sapmaktan korkarım.” (Müslim)  

İşte Hz. Ebubekir’in peygamberimizin sünnetine karşı tutumu, bağlılığı ve itaat anlayışı! Demek ki, bizler, Resulüllahın hiçbir sünnetini, hayatının hiçbir bölümünü hayatımızdan çıkarıp atamayız. Zira O’nun hayatının her bir cüzünde, ahlakında, her bir amelinde ve sözünde, inananlar için en güzel örnekler mevcuttur. Ahlâkından razı olunan O’dur. Hiçbir beşer ne yaparsa yapsın O’nun fevkinde olamaz, O’nun ahlakından daha üstün bir ahlak sergileyemez.

Bugün insanların kınamasından çekinerek uzaklaştığımız sünnetlere Sahabe Efendilerimizin bakış açıları ve bağlılıkları çok farklıydı. Onlar, Peygamberimizin bir sünnetini terk etmek şöyle dursun, terk edenleri kınamış, azarlamış hatta onlarla selamı kesmişlerdir. O’nun her bir sünnetini “din” olarak algılamış ve Allah’ın bir emri gibi telakki ederek kayıtsız şartsız İttiba etmişlerdir. Onların, Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin sünnetine İttiba noktasındaki samimiyetleri ve ince anlayışlarına, dair işte birkaç örnek:

"Bir cuma günü, Hz. Ömer hutbe verirken, Hz. Osman (r.a.) mescide girdi. Hz. Ömer (r.a.), minberden ona seslenerek "Vaktin farkında mısın" diye uyardı. Hz. Osman: "Bugün meşguliyetim vardı. Eve gelir gelmez ezanı işittim. Abdest almanın dışında bir oyalanmam da olmadı!" açıklamasında bulundu. Hz. Ömer: "Biliyorsun, Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem bize yıkanmayı da emretmişti" deyip eksik bıraktığı guslü de hatırlatarak ikazda bulundu. (Kutubi Sitte 11/14-15.)

Hazreti Ömer, insanların terk etmekte hiçbir beis görmediği bir sünneti terkinden dolayı “Hazreti Osman’ı insanların içinde ikaz edişi, önemli şahsiyetlerin daha da sünnete bağlı ve dikkatli olmaları gerektiğinin dersini vermiştir.

Abdullah İbnul Muğaffel (r.a.) anlatıyor: "Resulullah sallallahu aleyhi vesellem parmakla çakıl atmayı yasakladı ve: "O, avı öldürmez, düşmanı paralamaz; ancak göz patlatır, diş kırar!" Buyurdu. Bu rivayet üzerine, Said bin Cübeyr ile aralarında akrabalık bulunan bir adam yerden bir şey aldı ve (atarak); “Bu mu? Bu ne olur ki?” dedi. Bunun üzerine Said bin Cübeyr (r.a.); “Allah Allah! Ben sana Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemden hadis rivayet ediyorum; sen ise onu hafife alıyorsun! Vallahi seninle ebediyen konuşmayacağım!” dedi. (Darimi)

Abdullah İbn-i Ömer (r.a.) anlatıyor: "Resulullah sallallahu aleyhi vesellem kendisine altından bir yüzük yaptırdı. Bunun üzerine halk da altın yüzükler yaptırdı. Bilahare aleyhissalatu vesselâm minbere çıkıp oturdu, yüzüğü çıkardı ve: "Vallahi bunu ebediyen takmayacağım!" dedi. Bunu duyan halk bütün yüzüklerini çıkarıp attılar." (Buhari)

Sahabe’den Abdullah bin Revaha (r.a.) bir gün mescide gelirken mescitte hutbe okumakta olan Allah Resulu sallallahu aleyhi vesellemin; “Oturun!” dediğini duydu ve hemen olduğu yere oturdu ve efendimiz hutbesini bitirinceye kadar oradan kalkmadı. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem, durumu öğrenince Abdullah’a; “Allah senin kendisine ve Peygamberine itaat hırsını artırsın!” buyurarak ona iltifatta bulundu. (Heysemi)

Musab bin Umeyr’in biraderi Ebu Aziz anlatıyor: “Bedir savaşında ben de esir alınmış, Ensar’dan bir gruba teslim edilmiştim. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem, ‘Esirlere iyi davranın!’ buyurmuştu. O’nun bu emrini yerine getirmek için yanlarında bulunduğum cemaat, kendileri sabah akşam hurma ile yetiniyor, bana ise ekmek yediriyorlardı.” (Taberani)

İnsanlık için tek kurtuluş yolu, Resuli Kibriya Efendimizin lisanından ashabına tevdi etmiş olduğu ve takip edilmesini emir buyurduğu yoldur. Allah’ın Resulüne İttiba etmeden, O’nun getirdiklerini hayatımıza hâkim kılmadan ne insanlık vasfına kavuşabilir, ne de bizi yaratan Rabbimize karşı kulluk görevimizi hakkıyla yerine getirmiş olabiliriz.

Bugün Mümin olarak yaşadığımız itaat hayatıyla, Kuran ve Sünnetin bildirmiş olduğu Peygamber’e itaatteki vasıfların birbiriyle örtüşmemesi, bu husustaki noksanlığımızı açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Allah’ın kitabına ve Resulüllahın sünnetine sımsıkı sarılanlardan olmanız dileğiyle

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Kasım 2015
 
11-11-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.