Son Durağa Ne Kaldı - 2

Mehmet Gülsever
Ben kimim? Biri oyun mu oynuyor. Kim bana niye oyun oynasın! Her şeyimi kaybetmiş gibiyim. Hafızamı kaybettim galiba. Ya da “gün döndü” yaşıyorum. Çocukluğumda bir kez yaşamış, zaman ve mekânı kavrama kabiliyetimi kısa bir süreliğine de olsa tamamen kaybetmiştim.
Ben kimim? Biri oyun mu oynuyor. Kim bana niye oyun oynasın! Her şeyimi kaybetmiş gibiyim. Hafızamı kaybettim galiba. Ya da “gün döndü” yaşıyorum. Çocukluğumda bir kez yaşamış, zaman ve mekânı kavrama kabiliyetimi kısa bir süreliğine de olsa tamamen kaybetmiştim.
 
Neyse Bakkal Erol`e varmak üzereyim. Hem soluklanır hem de gerçekleri, içine kattığı kendine has olağanüstülükle öğrenirim.
 
Kim bilir belki de bu senaryo onun!
 
Çok uçuk-kaçık hayalleri vardır. Üniversiteyi çok merak eder. Üniversiteli olmam hasebiyle bana fazlasıyla düşkündür. Onu üzmemek adına bütün olağanüstü senaryolarına akademik! bir onay olsun diye “hı hı, hı hı” der geçiştiririm.
 
Erol`e varmadan önceki Salih`lerin cümle kapısına niye koca bir kilit vurulmuş ki? Tamam! tamam! artık kani oldum. Bu Erol`un uçuk bir planı. Beni etkilemekten aşırı derecede haz alır. Cevaplayamadığım bulmaca sorularıyla büyük bir üstünlük elde eder. Bu senaryo ile nihai bir sonuç elde etmek istiyor. Onun bu başarısını tasdik etmemden kim bilir nasıl keyif alacak. Diğer mahallelerden de çokça tanıdığı vardır. Çok ta etkindir. Aşırı yardımseverliği sayesinde adeta herkesi kendine mahkum etmiş durumda. Onu kıracak az kişi vardır. Gençleri peşinde koşturur.
 
Bravo doğrusu. Bir saatliğine de olsa mükemmel bir senaryoyu sahneye koymuş. Artık büyük bir saygı ile senaryolarına inanmaya başladım.
 
Apartmanımızın tam karşısındaki Bakkal Erol`e bakmadan önce başımı kaldırıp bizim 4. kattaki balkona baktım evden kimse var mı diye. On kardeşten biri mutlaka balkonda oluyor. Olamaz! Tam da varacağım zamana denk getirmiş. Balkondaki figüran kız yukarıya bakmama itiraz babından kaşlarını çatarak sepeti aşağıya sarkıttı. Yeni işe başlamış acemi hizmetli kızlar gibi davranıyor. Belli ki kaşını çatma rolünü kötü oynuyor. Hele Sılto`ların balkonunda çamaşır asan kadın senaryonun pekiştireci gibi. Bizim balkondaki kız Sılto`ların balkonundaki kadına “Ayşe Abla Seher evde mi?” diye sorunca tüylerim diken diken oldu. Korku filimi gibi her şey. Büyük bir heyecanla tebrik etmek üzere bakkaliyeye döndüm Erol yok. İçerde sırtı dönük raflarla meşgul bir adam. Müşteri olsa gerek. İhtiyaç hasıl olduğunda bulduğu ilk müşteriye bakkalı teslim eder hacete gider. Onunla karşılaşıp bir kahkaha tufanı bekliyordum. Üstünlüğünü perçinleyen bu başarısıyla herhalde en çok hak ettiği kahkahasını atacaktı. Kısa boyuna rağmen güçlü atletik kollarıyla sarılıp sıkacaktı yine beni fiziki üstünlüğünü de perçinlercesine. Adeta esiri oluyorsunuz müsafaha zamanında.
 
Neyse sol alt köşesi kırılmış, kirden beyazdan griye dönmüş, üzerindeki “Güven Apt.”nın “n”si yosunumsu, yeşil, nemli tortudan kapanmış, bu nedenle “Güve Apt.” olarak bilinen kapının hemen üzerindeki mermer isimlik tereddütlerimi izale etti. Eve mi çıksam Erol`u mu beklesem diye kısa bir tereddütten sonra sokakta ilerleyip senaryonun kalan kısmını da görüp dönüşte Erol ile kritik yaptıktan sonra eve çıkmaya karar verdim. İlerledim ama bakkaldan hemen sonraki evin sahibi Salih`in(Fato Ana`nın Salo dediği) şirret hanımı çıksa yine yüksek sesle, meseleyi mahalleye ilan etmek istercesine beni azarlayabilir. Aslında azarından bir “candan isteyişini” hissediyorum ama itiraz etmeye utanıyorum işte. Neyse ki etrafta görünmüyor. Yürümeye devam ettim. Balkondan bakınca kocaman olan avluları, kapıdan bakınca daracık uzun bir koridor gibi görünüyor. Şirret kadına yakalanma korkusuyla göz ucuyla bakıp geçtim. Galiba misafirleri vardı. Avluda etkileşenlerden hiç birini tanımadım.
 
Sokağın sonuna doğru hızla ilerleyip zihnimde tamamen Erol`un senaryosuna odaklandım. Ne gelen gidene dikkat ettim ne de çevreye baktım.
 
Sokağın sonunda Tahsin Amca`nın küçük berber dükkanında müşterilerden çok, küçücük dükkanda tıkış tıkış oturan birkaç ihtiyar bulunur. Namaz vaktinden olsa gerek camiye gitmek için kapatmıştır. Ancak gündüz vakti kapıyı çeker gider. Darabayı indirmezdi. Hayırdır inşallah!
 
Zihnim yine dürtüyor beni. Hayır! Olamaz! Erol? Olabilir mi? Yok canııım! Mümkün değil. Peki ya olan biten her şey…!?
 
Sokağın son ucundan tekrar geri döndüm. Eve gitmeliyim! Ancak tam bir yabancısı gibi oldum adeta buranın. Evler aynı, sokak aynı. Taşlar aynı ama “canlar” yok. Hiçbir “can” yok. Ruhlar dolaşıyor sanki. Bu somurtuş ne ki? Niye insanlar bu kadar soğuk ve yabancı hem birbirine hem de bana.
 
Göğüs kafesim sıkıştıkça sıkışıyor. Boğazımda ve aklımda düğümler çözülmeyi bekliyor.
 
Sokağımızın bu kısmındaki kısa çıkmaz kendi içinde bağımsız bir mezrayı andırıyor. Birkaç ev ve iki dört katlı apartmandan müteşekkil sokağın müdavimi âmâ Xaltiya Eyşo yeşil renkli cümle kapılarının önündeki taş oturağa oturur, etrafına çocuklar toplanır elini tutarak tanınma yarışına girerler. O da hep isabet eder. Çocukluğumda elini ilk tuttuğumda beni çıkarması içime tarifsiz bir mutluluk yaymış; ona karşı sonsuz bir sevgi beslemiştim. Hiç şaşmazdı. Elinin sıcaklığını hala avuçlarımda hissediyorum. Herhalde hastadır. Kapıda değil. Etrafında cıvıl cıvıl koşuşan çocuklarda yok. Tanımadığım birkaç kadın bir delikanlının etrafında toplanmış hararetle konuşuyorlar. Ev mi kiralayacaklar ne…
 
Öf ki nasıl Öf! Bu nasıl bir düğüm! Bu düğümü ancak Erol çözer. Hiçbir yere ve hiç kimseye bakmamaya çalışarak hızla Erol`un bakkalına geri döndüm. Eğer karşılaşırsam Salih Amca`nın şirret karısından yiyeceğim fırçalar bile umurumda değildi artık. Hele sadece uzaktan gördüğüm Gülendam`la karşılaşmanın bende oluşturduğu depremin tesiri bir hafta geçmiyordu. Olsun bu gün ona da razıyım. Evlerinin önünde geçerken annesinin şirretine rağmen onu görmek isteyen bir his de içten içe içimi kemirmiyor değildi.
 
Bakkala vardığımda Erol`un bakkalı emanet ettiği adam halen raflarla uğraşıyordu arkası dönük olarak. Artık eve çıkmalı ve düğümü çözmeliyim. En çokta ablam bu tür senaryolardan keyif alır hatta zaman zaman evde bize küçük oyunlar oynardı. Korkutmaktan ve endişelendirmekten aşırı keyif alır. Bir çırpıda hemen bakkala bakan Güve(n) Apartmanı`na daldım. Zemin katı hızla ve özensizce çıktım. İkinci kata çıktığımda binaya yeni taşınan dört numaradaki komşularımızın ahşap kapıyı çelik kapı ile değiştirdiğini fark ettim. Acaba güvenlik gerekçesiyle miydi? Ama ya ara koridorların boyasındaki bu canlılık…?
 
Üçüncü kata çıkarken karşılaştığım adama ben yabancı gözüyle bakarken o da beni yabancı gözlerle ve yerli bir eda ile süzdü.
 
Bendeki endişe yerini korkuya bıraktı. Her şey yerli yerinde. Her şey aynı. Ama aynı zamanda hiçbir şey yerinde yok gibi. Acaba ben ben miyim? Ağır bir hastalık mı geçiriyorum. Bir kat daha… Bir kat yukarıda bizim kapıya çıksam mı? Dördüncü kata… Orda beni ne bekliyor? Balkondan sepeti sarkıtan kız kimdi?
 
Üçüncü katta kesin bir komşuya rastlarım ve “ne haber” deyip söze başlarız. Ben eve varmadan her şeyi öğrenirim herhalde. Beş numaradaki Şeyx Amca`lara çıktığımda ziyaretçi yoğunluğundan genellikle açık olan kapıları kapalı.
 
Ancak yandaki altı numaradaki Remziye Teyze`lerin evinden büyük bir bağrışma sesi geliyor. Aralarındaki bütün bağları koparmış karı kocanın ağza alınmayacak küfürlerle kavga sesleri Remziye Teyze`lere ait olamazdı. Yabancı olan bu sesler kime aitti. Yoksa Almanya`daki ayyaş olduğu söylenen kardeşi mi gelmişti. Hep iç çekerek yolunu gözlerdi. Başka zaman olsa hemen kapıyı çalar ahvallerini sorardım. Ancak bu gün o kadar çok garip olay yaşadım ki buna cesaret edemedim.
 
Nihayet dördüncü kata çıktım. Kapı komşumuz Selma Abla`larla ilişkilerimiz bir aile gibidir. Genellikle annemlerle beraber kahvaltı yapar bir aile gibi yaşarız. İkimizin de kapısı genellikle açık olur. Ayrıca mahallede olan biteni çoğunlukla ondan öğreniriz. Mahallenin muhafazakarlık standardına kıyasla daha rahat bir kadındır. Kasap olan eşi Recep Abê`yi nadiren görürüz. Sabah erken çıkar gece geç saatlere kadar pek gelmez. Bize çok güvenir. Biz aile mahremiyetine çok önem veririz. Annem namahreme görünmez.
 
İki kapı da kapalı. Selma Abla`lardan çocuk ağlaşmaları…
 
Çocuğu yok ki! Korku filimi gibi… yalnızlık hissini korkuyla birlikte iliklerime kadar hissediyorum.
 
Ben.. ben kimim. Burası neresi? Hayal mi? Rüya mı?
 
Bütün bu ürkütücü sorularla birlikte dış dünyadan kopup içimdeki, su altında boğulmaya yüz tutunca duyulan ürkütücü uğultu ile baş başa kaldım. Dış sesler karışık ve seçisiz geliyor.
 
Kapımızı çalsam mı…? Ya o kız açarsa! Sen kimsin diye bana kaşını çatarsa.
 
Erol! Erol`u bulmalı. Alnından öpüp tebrik edeceğim. Kusursuz bir senaryo! Kim bilir ne kadar hazırlık yapmış. Kimlerle anlaşmış. Mutlak bir üstünlük sağladı. Artık hiçbir senaryosuna uçuk-kaçık gözüyle bakmayacağım.
 
Bütün belirsizlik ve karmaşa ile birlikte elim gayri ihtiyari kapı ziline gitmiş. Kararsızlık ve belirsizlik bir kabus gibi üzerime çökmüş. Erol mu? Rüya mı? Hasta mıyım? Delirdim mi ne? Hangisi? Bu sorularla boğuşurken tekrar tekrar zili çalıyormuşum. Açan yok. Ses veren yok. Az önce balkondan sepet sarkıttı ya genç bir kız. Çatık kaşlı…
 
Hayalet miydi?
 
Hadi! Hadi! Hadi! Evde en az beş kişi var. Açsanıza biriniz kapıyı! Kapıyı açana avazım çıktığınca bağıracağım. Bu kadar kişi kapıyı birbirine bırakır mı diye.
 
Kulağımdaki uğultu… zil sesi… sessizlik… Selma Abla`lardan yükselen çocuk çığlıkları… sokağımız…
 
Her şey karmakarışık. Çıkamıyorum işin içinden. Ama evet Erol…
 
“Beyefendi! Beyefendi! Hemşehrim! Hemşehrim!” diye seslenen üst kattan inen güler yüzlü orta yaşlı adam; derin dalmışlıktan uyandırdı beni.
 
- Sıti Teyze az önce çıktı. Kızı da asla kimseye kapıyı açmaz.
 
- Sen akrabaları mısın? Dedikten sonra eliyle kafasını işaret ederek:
 
-Kızı biraz rahatsız! dedi.
 
- Kapı zili bozuk çalmaz
 
…diye ekledi. Göğüs kafesim kalkıp inmeye başladı. Rüya olmadığına göre ölmüş olmalıyım. Bu başka âlem. Annem, babam kardeşlerim, evimiz, komşular, dostlar… yok yok yok. Hiçbir şey yok.
 
Evet kesinlikle bu bir paranoya. “Ya duyduğum zil sesi neydi” diye kendi kendime söylenirken
 
-Ha bu ara telefonunuz ısrarla çalıyor. Acil bir durum galiba… dedi adam.
 
-Telefon! Nnn. Ne.. ne… telefon mu?
 
-Telefon içerden mi? Bizim mi?
 
Babam eve telefon mu çekmiş? Nihayet Muhittin Amcalardan sonra bizim de telefonumuz olmuş. Binada telefon sahibi olma ayrıcalığına sahip olacağız diye de sevindim bir yandan.
 
-Cebinizden kardeşim! Cebinizden geliyor ses! Dedi biraz da kızarak adam.
 
Tamam, kesin bu başka bir âlem. Cepte telefon mu olurmuş. Zorla eve çektiğimiz telefonun ceple ne ilgisi var. Ne diyor bu adam? O da mı senaryo? diye düşünürken gayri ihtiyari elim cebime gitti. Dokunduğum şey sert bir cisim. Ötüyor ve titriyor.
 
Ve ümit ile ümitsizlik arasındaki gelgit yerini kalıcı ve kahredici bir gerçeğe bıraktı.
 
-Akrabası mısın?
 
-Akraba mı! Haaa. E,e. e…
 
Mehmet Gülsever | İnzar Dergisi | Mayıs 2017 | 152. Sayı
 
06-05-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.