Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 8

Mehmet Zülküf Yel

İslam, iman ve hidayet nimetleri; hem dünya, hem de ahirette kurtuluş vesilesidir. Akıl erbabı, hem dünya, hem de ahrette kurtuluş bulmak için, vahyin yol göstericiliğini klavuz edinir. Hayat programını, risaletin gölgesinde tanzim eder. Şüphesiz ki Yaratıcımız, madden ve manen, ferdi ve içtimai alanda ihtiyaçlarımızı en iyi bildiği için, insanlık için en uygun reçete, Rabbimizin bize gösterdiği yoldur.


HAZRETİ İBRAHİM`İN KISSASI -4

Hz. İbrahim`in Kısasından Çıkarılacak Dersler ve İbretler-2

1) İslam, iman ve hidayet nimetleri; hem dünya, hem de ahirette kurtuluş vesilesidir. Akıl erbabı, hem dünya, hem de ahrette kurtuluş bulmak için, vahyin yol göstericiliğini klavuz edinir. Hayat programını, risaletin gölgesinde tanzim eder. Şüphesiz ki Yaratıcımız, madden ve manen, ferdi ve içtimai alanda ihtiyaçlarımızı en iyi bildiği için, insanlık için en uygun reçete, Rabbimizin bize gösterdiği yoldur. Bu yol da Hz. Adem`den bu güne kadar bütün peygamberlerin ortaya koyduğu ve tarihi tecrübelerle insanlığın kurtuluşunun teminatı olduğu ispat edilen yoldur.

Bu gün de her akıl sahibi bu bilinçle hareket edip dünya ve ahretini abad etme yoluna gider. Bütün delillere ve hüccetlere rağmen bile bile Hakkı inkâr edenler, akıllarını kullanamayanlar veya akıl tutulması yaşayanlardır. Kalp gözleri hakikate kör olan ve nefislerine zulmeden bu zavallılar, akıl ve irfan yerine heva ve hevesin yolunu takip ederler. Bu tercihleriyle, Allah`ın hidayet yolunda kendilerine kılavuzluk yapması için bahşettiği aklı, nefislerinin kölesi yaparlar. Serkeş nefsin kölesi olmuş bir akıl ise, sahibini helaket ve pişmanlık vadilerine savurur.

"İbrahim`in milletinden, kendine kıyan beyinsizden başka kim yüz çevirir? Biz onu dünyada seçkin birisi yaptık, hiç şüphesiz o, ahirette de iyilerden biridir." ( 2:130)

2) İbadetler ve dini menasikler, Rabbimizin bize verdiği nimetlere karşı şükrümüzü eda etmemizin bir ifadesidir, bir vasıtadır. Aziz ve Celil olan Allah, kelimelerin tasvir edemediği bir azamet sahibi olduğu halde, biz aciz, cahil, hakir ve zalim kulları muhatap almaktadır. Bu muhataplığın en somut şekli de ibadetlerdir. İbadetler, Allah`ın bizlere birer ikramıdır. İbadetlerin mantık ve hikmetini iyi kavramak lazımdır. Yapılan ibadetlere şüphesiz ki insanların ihtiyacı vardır. Bu ibadetler vasıtası ile şu fani dünyanın imkânlarını ebedi bir sermayeye dönüştürme imkânına sahip olmaktadır. Allah Azze ve Celle Samed`dir. Her türlü ihtiyaçtan mustağni olduğu gibi, bizim ibadet ve gayretimize de ihtiyacı yoktur. Bu yüzden yaptığımız bazı amelleri büyük görüp başa kakma nedeni yapmamalıyız. Bu gün Allah`ın davasına hizmet etme bağlamında yapılan her ne varsa, şüphesiz ki, amel sahibi içindir. Bu fiilleri, ne Allah`a karşı, ne de kullara karşı bir minnet sebebi yapmamalıyız. Ayrıca ibadetler, verilen nimetlerin mukabilinde kullar üzerine sabit olmuş bir borçtur.

"Onda apaçık deliller, İbrahim`in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt`i haccetmesi Allah`ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir." ( 3:97)

3) Dumura uğramamış, nefsin kölesi olmamış bir akıl, elbette hidayet yolunda sahibine bir kılavuz olur. Allah`ın isim ve sıfatlarını tecellileri bağlamında o kadar çok emare ve kesin burhan var ki, yüzümüzü hangi tarafa çevirsek çevirelim, bizleri Alemlerin Rabbi`ne götürür. Onun isimlerinin nakışları, tüm mevcudatın üzerine kati bir burhan olarak kendini göstermektedir.

İslam`ı reddetmenin akıl ile bir alakası olmadığı gibi, İslam dışı ideoloji ve yapıların akıl mantıkla pek bir alakaları yoktur. Farklı saiklerle oluşturulan bu ideolojilerin fikri temelleri tutarsızdır.

"İbrahim, babası Âzer`e demişti ki: "sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum".

Böylece biz, İbrahim`e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.

Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü:"Rabb`im budur" dedi. Yıldız batınca da:" Ben batanları sevmem" dedi.

Ay`ı doğarken gördü: "Rabb`im budur" dedi. O da batınca: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum" dedi.

Güneş`i doğarken görünce: "Rabb`im budur, bu hepsinden büyük" dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim! Ben sizin (Allah`a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım".

"Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah`a ortak koşanlardan değilim"." (6:74-79)

4) Ehli Hakk, istikamet üzere olma hususunda ehli batıldan çok daha fazla sebatkar olmalıdır. Küfür ehli, hiçbir delil üzere değil iken, batıl bir dava uğruna ortaya koydukları duruş ve bedel ödeme gayreti karşısında, mü`minin davası hususundaki aşkı ve sebatı, dillere destan olmalıdır. Adeta yiğitliğin tarihi ve kanunu her asırdaki mücahidler tarafından yeniden yazılmalıdır. Aziz ve Celil olan Allah`ın gücü ve kudreti karşısında, zalimlerin kuvveti suyun üzerindeki çerçöp gibidir. Allah`ın dini ise, her yönden en güvenilecek limandır.

Dünyaya tapanların ve gözleri fena toprağı ile kör olanların kaybedecekleri çok şey vardır. Oysa mü`minlerin kaybedecekleri fazla bir şey yoktur. Tam tersine her halleri kazançtır. Kafirlerin ölümü, tüm kazançlarının yok olması demektir. Oysa ölüm, mü`min için lutüf, ikram kapılarının açılması ve asıl ikramın yeni başlamasıdır. Böyle bir tabloda elbetteki Hakk, üzerinde sebat edilmeye ve uğrunda bedel ödemeye daha layıktır. Ve elbette sebatkâr olmak ve yiğitlik elbisesini giymek, sadece Allah`a kul olmayı hayatının temel şiarı olarak kabul edenlere daha fazla yakışır. Sabır ve yiğitlik, Tevhid karamanlarının süsüdür.

Yine küfrün meydan okumaları ve ilahlık davasında bulunmaları eğer onları ürkütmüyorsa, zalimlerin otoriteleri ve güçleri mü`minleri asla ürkütmemelidir. Tüm kainat, Allah Azze ve Celle`nin hükmüne boyun eğmiştir. Her şey, onun tasarrufu altındadır. Allah dilemedikçe, hiçbir zalim mü`mine zarar veremez.

"Kavmi onunla tartışmaya başladı. O da onlara dedi ki: "Beni doğru yola eriştirdiği halde Allah hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? O`na ortak koştuklarınızdan hiç korkmuyorum, ancak Rabbimin dilediği şey hariç. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hiç düşünmez misiniz?"

"Hakkında hiçbir delil indirmediği halde, siz Allah`a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?" Eğer bilirseniz söyleyin, bu iki topluluktan hangisi güven içinde olmaya daha layıktır?" (6:80-81)

5) Tarihten ibret almayanlar, tarihe ibret olarak geçmeye mahkûmdurlar. Tarih boyunca gelen tüm zalimler, tüm ikazlara rağmen kendilerinden önceki zalimlerin akıbetlerinden ders almadıkları için tarihe selefleri gibi birer ibret vesikası olarak geçmişlerdir. Günümüz zalimlerini de aynı akıbet beklemektedir. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar, ya tamamen unutuldular ya da ibretlik birer nümune olarak hatırlanıyorlar. Hiç yıkılmaz zannedilen ve zulümle inşa edilen imparatorlukların isimlerine ancak tarih kitaplarının sayfalarında rastlanmaktadır. Onların uğramış oldukları akibetin nedeni, madde ve mana alemine dair yapmış oldukları yanlış tasarruflardır. Haşa, Allah hiç kimseye zulmetmez. İnsanların uğradığı her türlü bela ve mahrumiyet, kulların bizatihi kendi tasarrufları nedeniyledir. İnsanoğlu, kendi elleriyle yaptıkları yüzünden ve seleflerinin durumundan ibret almadığından dolayı, maddi ve manevi mahrumiyet ve yıkımlar yaşamaktadır.

"Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh Kavmi`nin, Âd`in, Semûd`un, İbrahim Kavmi`nin, Medyen Ashabı`nın ve o mü`tefikelerin haberi gelmedi mi? Onların hepsine peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmetmiş değildi, lâkin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı." (9:70)

6) Mü`minlerin insanlarla olan ilişkilerinde teme kıstas, imani kriterlerdir. Diğer bütün bağlar eğer bu kriterlere uyuyorsa bir anlam ve ehemmiyet arz eder. Eğer bu bağlar iman ile uyuşmuyorsa, meşru değil, merduttur. En yakın akrabalarımız, hatta babamız ve kardeşlerimiz bile Allah`a ve İslam`a düşman iseler, onlarla hiçbir yakınlığımız ve ilişkimiz yoktur. Çünkü Bizleri yaratan Rabbimizin hatırı, tüm hatırların üzerindedir. Rabbimiz düşmanlık yapanlarla hiçbir ilişkimiz yoktur. Bu noktada Hz. İbrahim`in tavrı kıyamete kadar gelecek olan tüm muhahhidler için bir ölçü ve örnektir.

"İbrahim`in babası için istiğfar etmesi de sırf ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıklanınca o işten vazgeçti. Şüphesiz ki İbrahim, çok bağrı yanık, çok halim birisi idi." (9:114)

7) Kâinatta her şey Allah Azze ve Celle`nin mülküdür ve her şey O`nun tasarrufu altındadır. O, dilemedikçe ne kimse zarar verebilir, ne de fayda verebilir. Tüm benliğimiz ile Rabbimize yönelip birer muhahhid olarak O`nun dergâh-ı ulûhiyetine yüz sürmeliyiz. Bütün benliğimiz ile Rabbimize teslim olmalıyız. Zalimlerin ve kâfirlerin şerrinden, azamet ve celal sahibi olan Allah`a sığınalım. O Yüce Yaradan, nasıl ki, kâinatın işleyişini sebeb-sonuç silsilesi içerisinde işlemesini takdir buyurmuş ise, istediği zaman bunu iskat edebilir ve mü`min kulunu her türlü bela ve musibetten koruyabilir. Maddi şartların elverişsizliği bizleri ürkütmemelidir. Nasıl ki Nemrut`un devasa ateşi, Hz. İbrahim`i yakamadı ve onun için emr-i İlahi ile gülistana dönüştü ise, Allah Azze ve Celle, tüm benliği ile teslim olan ve yüzlerini Rablerine çeviren dostlarını zalimlerin şerrinden muhafaza eder. Zahiri şartlar, Allah`ın iradesinin tecellisi karşısında hiçbir anlam ifade edemez. Zalimlerin gücü ve zulmü, Hakkı terk etmek için mazeret olamaz. Zalimin zulmü ve Nemrutvari ateşi var ise, mazlum muvahhidlerin ise, sonsuz kudret sahibi olan Rabbi vardır. Yaslandığımız gücün büyüklüğünün şuurunda olmalı ve zalimlerin meydan okumaları karşısında ürkmemeliyiz. Bu meydan okuyuşlara İbrahimi bir başkaldırı ile cevap vermeliyiz.

"Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.

Biz: "Ey ateş! İbrahim`e karşı serin ve zararsız ol" dedik.

Ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık." (21:68-70)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Şubat 2015 (125. Sayı)
 
19-02-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.