Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 7

Mehmet Zülküf Yel
Ehemmiyetli ve hayati bir misyonu kuşanacak olanlar için iyi bir eğitim, terbiye ve sınama şarttır. Hz. İbrahim`in sınanması ve bu sınav neticesinde "Halilullah" mertebesine çıkması, bu konuda bize bir perspektif sunmaktadır. İslam ve Kur`an hizmetini hayatın merkezine yerleştirecek olanların ilmi, manevi, ruhi ve...
HAZRETİ İBRAHİM`İN KISSASI -3

Hz. İbrahim`in Kısasından Çıkarılacak Dersler ve İbretler-1

1) Ehemmiyetli ve hayati bir misyonu kuşanacak olanlar için iyi bir eğitim, terbiye ve sınama şarttır. Hz. İbrahim`in sınanması ve bu sınav neticesinde "Halilullah" mertebesine çıkması, bu konuda bize bir perspektif sunmaktadır. İslam ve Kur`an hizmetini hayatın merkezine yerleştirecek olanların ilmi, manevi, ruhi ve ameli bir eğitimden geçip yetkinleşmesi lazımdır. İmtihanların yol taşı olduğu bu kutlu yolda, musibet taşlarına göğüs gerebilmek için bu hazırlık şarttır.

Özellikle hidayet yolunun yolcularına öncülük edecek olanların, konularının ehemmiyeti itibariyle, mutlaka bir dizi sınamadan geçirilmeleri lazımdır.

"Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim`i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti; O, onları sona erdirince; Rabbi, Ona: "Ben seni bütün insanlara imam yapacağım." buyurdu. İbrahim, "Zürriyetimden de yap!" dedi. Rabbi, Ona "zalimler benim ahdime nail olamaz!" buyurdu." (2:14)

2) İslam davetçilerinin misyonu, görev ve sorumlulukları, yaşadıkları dönem ve kuşak ile sınırlı değildir. Aksine bu yükümlülük, sonraki nesilleri de içerisine almaktadır. İslam davetçilerinin vizyonunun, nesilleri aşan bir keyfiyete sahip olması gerekir. Bizden önceki öncüler ve kutlu çilenin hamilleri, nasıl ki bu emaneti şehadet, muhacerat, çile, eziyet, gözyaşı ile omuzlayıp bu sancağı bize devretti iseler, bizim de bu kutlu hizmeti kuşanıp emaneti yarınlara taşımamız lazımdır. Ufkumuzun ve perspektifimizin geniş olması lazımdır. Nasıl ki maziden kopuk olan bir "an" köksüz ise, istikbalden kopuk olan bir "an" da meyvesizdir. Hizmet ağacımızın meyveleri, gelecek nesillerin Rabbani mecrada değişim, ıslah ve inkişafıdır. Yarınların, Rabbani bir mecrada inşasıdır.

Çağlar ötesi bir mesaja ve misyona sahip olan bir dava, ancak bu anlayışla yarınlara taşınabilir. Bir davanın programında gelecek nesillerin inşası endişesi yoksa o dava, güneşin tesiri ile erimeye mahkûm olan bir kara benzer.

Medeniyetin ve insanlığın inşası noktasında geleceğe bakan projelere sahip olmamız gerektiği gibi, aynı zamanda ailemizin ahireti noktasında da hassasiyet ve endişe sahibi olmalıyız. Nasıl ki çocuklarımızı dünyevi bir felaket ve musibetten korumak için bütün imkânlarımızı seferber ediyorsak, aynı şekilde yakıtı insanlar ve taşlar olan müthiş cehennem azabından ve ateşinden çocuklarımızı korumak için de aynı çaba içerisinde olmamız lazımdır. Hatta çocuklarımızın ahiretinin kurtuluşu için göstereceğimiz çaba, bunun da fevkinde olmalıdır.

Toplum, bugünkü ve gelecek nesli ile İslam davetçilerinin manen evlatları sayılırlar. Başta âlimler olmak üzere, tüm davetçiler insan selinin yönünü cehennemden cennete çevirmek için büyük bir uğraş içerisinde olmalıdır. Daha sonra her Müslüman birey, evlatları ve torunları için aynı duyarlılığa sahip olmalıdır. Nasıl ki sonrakilere maddi bir miras bırakıp dünyalarını abad etmek temel uğraşlarımızdan birisi ise, manevi miras ile kurtuluş ve saadet yolunu göstermek de temel uğraş ve önceliklerimizden olmalıdır. Sonraki nesillere bizden tevarüs edecek en hayırlı miras, manevi yolculuklarında kendilerine azık olacak nasihatler, ilim ve irfandır. Asıl olan ve fayda verici vasiyet, manevi vasiyet ve mürşitliktir.

Unutmayalım ki salih evlatlar ve ahfadlar, amel defterimizin açık kalmasına bir vesile oldukları gibi, şaki evlat ve ahfadlar da amelleri ile bizim için bir musibet ve şer kaynağıdırlar. Bizden sonra yaptıkları ile bizim açımızdan azap sebebi olabilirler.

"Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen Müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen Müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin." (2:128)

Rabbi ona, "İslâm ol!" emrini verince, o "Ben âlemlerin Rabbine teslim oldum." dedi.

Bu dini İbrahim, kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da öyle yaptı: "Ey oğullarım! Muhakkak ki, bu dini size Allah seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca Müslüman olarak can verin!" dedi. (2:131-132)

Yoksa siz de olaya şahit mi oldunuz; Yakub`a ölüm hali gelip çattığı zaman, oğullarına; "Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?" dediği zaman, oğulları; "Senin Allah`ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak`ın Allah`ına, tek olan o Allah`a ibadet edeceğiz. Biz ancak O`na boyun eğen Müslümanlarız." dediler. (2:133)

3) Dünya, imtihan diyarıdır. Bu itibarla bu dünyadaki nimetlerden kâfirler de istifade eder. Kâfirlerin bazı göz alıcı imkânlara sahip olması bizleri aldatmamalıdır. Onların ahiretten yana herhangi bir nasipleri yoktur. Eğer geçici dünya nimetlerinin Allah katında fazla bir kıymeti olsaydı, kendisini inkâr eden zalim ve kafirlere mülkünden bir damla bile su içirmezdi. Yine çoğu kez musibetlere en fazla uğrayanlar peygamberler ve salih insanlar olmazdı.

Sınırlı bir geçimlik ve serap mesabesindeki dünyalıklar, basiretimizi ve kalp gözümüzü köreltmemeli; kâfirlerin dünyalık nimetlerden istifade etmesi, gayedeki hikmeti bizlere unutturmamalıdır. Kuşku yok ki, sabredip Allah`ın zatına yakışır ikramları umanlar, ahirette Allah`ın nimet sofralarının misafirleri olurlar. Ahiretteki xayır ve güzellikler, sadece mü`minlerindir.

Ve o vakit İbrahim "Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah`a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır" diye yalvardı. Allah buyurdu ki: "küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktır!" (2:126)

4) Başta Yahudiler ve Hıristiyanlar olmak üzere, İslam dışındaki inanç mensuplarının ve ideoloji takipçilerinin sağlam bir fikrisel zeminleri yoktur. Fikirsel zeminlerinin önemli bir kısmını taassup, bilgisizlik ve cehalet oluşturmaktadır. Hayata ve inanca dair sundukları reçetelerin ve düşüncelerin büyük bir kısmının elle tutulur yanı yoktur. Özellikle düşünsel alanda yaşadıkları paradoks ve çelişkileri izale etme ve düşüncede bütünlük ve istikrar sağlama adına karmaşık bir literatür oluştururlar. Yine bu bağlamda olmak üzere, eleştiriye tabi tutulmamış fikirler doğma haline getirilir. Oysa bu fikirlerin ilmi ve tarihsel gerçekliği yoktur. Sadece bir takım önkabullerin, bazı hakikatlerle harmanlanıp bir ekole dönüştürülmesinden ibarettir. Sağlam bir eleştiri metoduyla bu düşünce ve akidelerin tamamen yanlış ve batıl olduğu görülecektir.

Örneğin; Yahudiler ve Hıristiyanlar, Hz. İbrahim`in kendilerinden olduklarını iddia ederler. Oysaki, Kur`ânı Kerîm, İbrahim Aleyhisselam`ın Yahudi veya Hıristiyan olmadığını, Allah`ı birleyen bir "Hanif" olduğunu haber vermektedir. Aynı zamanda tarihi bir gerçeğe de atıf yapmaktadır. Zira; MÖ. 2000`li yıllarda bütün Kuzey Suriye`yi dolaşan İbrahim Aleyhisselam zamanında Yahudilik yoktu. Hz. İbrahim, İbranice de konuşmuyordu. Yahudilik terimi, MÖ. 6. yüzyılda hahamlarca ortaya atılmıştır. İbranice ise, Hazret-i Süleyman`dan bile çok sonraları MÖ. 900`lerden sonra oluşmaya başlamıştır. Sadece İbrahim Aleyhisselam değil, Hz. Davut ve Hz. Süleyman bile bu dili konuşmamışlardı.

Bir de: "Yahudi veya Hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız." dediler. Sen onlara de ki: "Hayır! Hanif olarak hakka tapan İbrahim`in dinine (uyarız) ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmadı." (2:135)

"Yoksa siz, İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakup da ve torunları da hep Yahudi ve Hıristiyan idiler mi demek istiyorsunuz?" De ki: "Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Allah`ın şahitlik ettiği bir hakikati bile bile inkâr edenden daha zalim kim olabilir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (2:140)

"Ey Ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Hâlbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz?"

"İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysaki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz."

"İbrahim, ne Yahudi ne de Hıristiyan idi; fakat O, Allah`ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi." (3/66-67)

5) Allah, insanları sıkıntı ve musibetlerle imtihan ettiği gibi, refah, bolluk ve nimetlerle de imtihan eder. Sıkıntı ve musibet imtihanlarını atlatan nice insanlar, nimetlerle imtihan edilince bu imtihanları kaybetmişlerdir. Musibetle imtihan anında (eğer İslami şuur varsa) kalp ve zihin, imtihan gerçeğini hatırlar. Eğer imtihanı kaybetse bile çoğu zaman musibetin ağırlığını kaldıramama, temel faktördür. Nimetlere gark olan insan ise, çoğu zaman gafletin ağır sarhoşluğu altında imtihan gerçeğini unutur. Bu tür insanlar ise, çoğunlukla imtihanı unuttuğu için nefsi azar ve istikametten çıkar. İnsanoğlunun nefsi çok zalimdir. Acizlik, zayıflık, cehalet ve muhtaç oluş hali başından eksik olmadığı halde, kendisini yaratan Allah`a karşı ilahlık taslayabilmektedir. İnsan nefsi çok zalimdir. Kendi başına kaldığı zaman, binicisini yokluk ve helaket vadilerine götüren serkeş binek gibidir.

Nimetlerle azıp şımarma sadece kâfirlere mahsus bir durum değildir. Tüm insanları bekleyen bir tehlikedir ve çeşitli mertebeleri vardır. Verilen her türlü nimet, emanettir. Bu emanet, kutlu yolumuza azık yapılmalı, ebedi cennet sermayesine dönüştürülmelidir.

Zalimlerin ilahlık davasında bulunmaları ve meydan okuyuşları bir aldanıştan ibarettir. Hakikat âleminde bunun hiçbir kıymeti yoktur. Geçmişte ilahlık davasında bulunanlar tarihin çöplüğüne gömüldükleri gibi, günümüzde de ellerindeki imkânlarla şımaran ve ilahlık davasında bulunanları da aynı akıbet beklemektedir. İlahlaştırılmış kurum ve ideolojiler, İslam`ın hakikati karşısında hiçbir anlam ifade etmezler. Sundukları reçeteler, insanlığın dünya ve ahiretinin felaketidir. Bu reçetelere aldanmamak gerektiği gibi, meydan okuyuşlar karşısında da ürkmemek gerekir. Hakikat güneşi, dağlar kadar bile olsa, küfrün buz dağını delil ve nurlarıyla eritir.

Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim`le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim Odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. (2:258)

6) Tarihte ve günümüzde kendilerini birtakım kutlu şahsiyet ve mekteplere isnat edip bu yapay aidiyet bağını kurtuluş beraati olarak görenler vardırlar. İslam`a göre aidiyetin ölçüsü, iman ve takvadır. Tarihten buna en güzel örnek olarak Yahudi ve Hıristiyanlar verilebilir. Günümüzde ise, mensup oldukları cemaatleri veya tabi oldukları mürşitleri kurtuluşları için yeterli görüp bir şey yapmayanlar tehlikenin kıyısındadırlar. Yine değerli zatlar olan babalarının cüppelerine yapışmayı kurtuluş yolu olarak görenler de bir yanılgı içerisindedirler. Çünkü bu ayrıcalık, peygamber evlatlarına bile tanınmamıştır. Aidiyet bağını tesis eden takva, iman ve teslimiyettir. Yine günümüzde İmam Ali`nin yolunu takip ettiklerini iddia ettikleri halde düşünsel ve eylemsel zeminde İslam`la alakası olmayan, İmam Ali`nin yaşadığı değerlerle barışık olmayanlar buna örnek verilebilir. Diğerleri de bunlarla kıyas edilebilir.

Doğrusu onların İbrahim`e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur. (3:68)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Ocak 2015 (124. Sayı)
 


 
20-01-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.