Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 6

Mehmet Zülküf Yel
İbrahim Aleyhisselam, Harran`dan ayrıldıktan sonra Mısır`a hicret eder. Beraberinde hanımı Sârâ ile kardeşinin oğlu Lût Aleyhisselam vardır. Hz.Lût, yarı yolda, peygamberlikle görevlendirildiği için risalet görevini yerine getirmek üzere Filistin`de kalır.
Hazreti İbrahim`in Kıssası -2

İbrahim Aleyhisselam, Harran`dan ayrıldıktan sonra Mısır`a hicret eder. Beraberinde hanımı Sârâ ile kardeşinin oğlu Lût Aleyhisselam vardır. Hz.Lût, yarı yolda, peygamberlikle görevlendirildiği için risalet görevini yerine getirmek üzere Filistin`de kalır.

İbrahim Aleyhisselam`ın Mısır`da geçirdiği günlerle ilgili Kur`ân-ı Kerîm`de herhangi bir kayıt yoktur. Bu konudaki bilgileri hadisler vasıtasıyla edinmekteyiz.

"...(İbrâhim): `Doğrusu ben, Rabbim`e (emrettiği yere) hicret ediyorum. Şüphesiz O, Azîz`dir, Hakîm`dir`, dedi." (29/26)

Hz. İbrâhim, kendi kavmine Allah`ın dinini anlatmış ve her türlü karşı koyuşlara ve zorbalıklara meydan okumuştur. Zalimlerin ve inkârcıların engelleme ve komploları onu yolundan alıkoyamamıştır. Yapmış olduğu bütün davet çalışmalarına rağmen kavminin değişmemesi ve kavminin iman etme ihtimalinin kalmaması üzerine, sapıklık ve şirk diyarından uzak kalmak amacıyla, her şeyiyle yalnız Allah`a kulluk edebilmek için hicret etmiştir.

Hz. İbrahim(a.s), bütün Ortadoğu`yu dolaştıktan sonra bir süre Filistin`de oturur.

İbrahim Aleyhisselam, bir gün dere kenarında bir hayvan leşi görür. Etrafına toplanmış yüzlerce hayvancık leşi parçalamakla meşguldür. Onları seyrederken, zerreler halinde dağılan ve her biri başka başka yerlere giden bir hayvanın ahirette nasıl dirileceğini düşünür. Bunu gözleriyle görmek ister. Allahü Teala, ona dört ayrı kuş almasını, onları parçalamasını ve her bir parçasını değişik dağ başlarına koymasını ve daha sonra da çağırmasını ister. Hz. İbrahim bunları aynen uyguladığında kuşların dirilerek kendisine geldiği görür. Bu olay, Kur`an-ı Kerim`de şöyle anlatılır:

"İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah Azîz`dir, Hakîm`dir, buyurdu." (Bakara, 260)

Hazret-i İbrahim`in yaşı ilerlemiş olmasına rağmen hiç çocuğu olmamıştı. Allah Azze ve Celle`den bir çocuk ihsan etmesini ister.

"Rabbim, bana salihlerden armağan et" (Saffat Suresi/100)

Hazret-i Sârâ, İbrahim Aleyhisselam`ı sevindirmek için Hacer`le evlenmesine izin verir. Bu evlilikten Hazret-i İsmail doğar.

Hz. İbrahim, Allah`tan, özellikle kendi soyundan sadece bir evlat değil, salih bir insan istemektedir. Allah, Hz. İbrahim`e mümin bir soy ihsan etmeyi murat etmiş, bu nedenle bir mucize gerçekleştirerek kısır ve yaşlı olan hanımını çocuk sahibi olmaya elverişli kılmıştır. Bu müjdeyi de elçileri vasıtasıyla haber vermiştir:

"Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik." (Saffat Suresi/ 101)

Hz. İsmail`den sonra da Hz. İshak, İbrahim Peygamber`e ihsan edilmiştir.

"Hamd, Allah`a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail`i ve İshak`ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir." (İbrahim Suresi/39)

Hazret-i İbrahim ve hanımı Sârâ`nın yaşları hayli ilerlemiş oldukları bir zamanda, bir gün ziyaretlerine bir kaç genç gelir. Bu gençlere kızarmış bir buzağı ikram eden İbrahim aleyhisselam, yemeklere el sürülmediğini görünce telaşlanır. Sonra anlaşıldığı üzere bu gençler Cebrâil aleyhisselam ve bazı meleklerdir. Görevleri Lût kavmini yok etmektir.

"Ey Muhammed! İbrahim`in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?"


"Hani onlar İbrahim`in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti."

"İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi."

"Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi."

"Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim`e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler."

"Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.

"Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilir." dediler."

"İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi."

Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik."

"Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız."

"O taşlardan her birinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler."

"Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık."

"Fakat biz orada Müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık." (51/24-36)

Bu sırada sohbet ederlerken melekler İshak Aleyhisselam`ın müjdesini verirler. Bu müjde Kur`ân-ı Kerîm`de şöyle geçmektedir:
"Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak`ı müjdeledik."

"Hem ona hem İshak`a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var." (32/112-113)

Hz. İsmail ve Hz. İshak, Hz. İbrahim gibi risalet ile şereflendirilmişlerdir.
Rabbimiz Kuran`da Hz. İsmail`in; "hayırlı olanlardan olduğu" ve "alemlere üstün kılındığı"nı bildirir.

Hz. İshak, henüz Hz. İbrahim hayatta iken, Rabbimiz ona Hz. Yakub`u armağan etmiştir. Hz.Yakub da Allah`ın peygamberlik makamıyla şereflendirdiği salih bir mümindir. Allah Kuran`da bu seçkin kulunun üzerindeki nimetini tamamladığını bildirmektedir. Allah, Hz. İshak`ın ve Hz. Yakub`un üstün ahlak özelliklerini ayetlerde şöyle haber verir:

"Gerçekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık. Ve gerçekten onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır." (Sad Suresi/46-47)

"Ona İshak`ı armağan ettik, üstüne de Yakub`u; her birini salihler kıldık. Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi." (Enbiya Suresi, 72-73)

Kuran`da Hz. İbrahim her işinde Rabbimize yönelmesi, samimi ve içten bir şekilde O`na dua etmesi ve Allah`a imanda kararlı olması ile övülmektedir. Hz. İbrahim başına gelen her türlü zorluk ve sıkıntı karşısında gösterdiği tevekkülü tüm iman sahipleri için bir örnektir.

Allah`ın emrine uyarak Hz. İsmail ve Hz. Hacer`i ıssız bir çöle bırakmakta tereddüt etmemiştir. Hanımı Hâcer ve ile oğlu İsmail`i yanına alarak yola çıkar. Bir ay süren yolculuktan sonra, her ikisini de o zamanlar ıssız ve çorak bir yer olan Mekke Vadisi`ne bırakır. Daha sonra tekrar Filistin`e döner.

Ahir ömründe kendisine ihsan edilen göz nurunu, ıssız çöle bırakma emrini tereddütsüz bir şekilde yerine getirmiştir.

"Rabbimiz gerçekten ben çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım). Böylelikle Sen insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler." (İbrahim Suresi, 37)

Allah, Hz. İbrahim`in ve soyunun üzerindeki büyük lütfunu, Yusuf Suresi`nde şu şekilde bildirir:

"Böylece Rabbin, seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak`a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Yusuf Suresi, 6)

Rabbimiz ayetlerde Hz. İbrahim`in ailesini alemlere üstün kıldığını, kitap ve hikmetle desteklediğini ve onlara büyük bir mülk nasip ettiğini bildirmektedir:

"Gerçek şu ki, Allah, Adem`i, Nuh`u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti." (Al-i İmran Suresi, 33)

Allah, Hz. İbrahim`i güzel, hayırlı ve temiz bir soy ile ödüllendirmiştir. Hz. İbrahim`in kendinden sonra kavmine mirasçı bırakacağı oğulları ise peygamber olarak seçilmiştir:

"Ve ona İshak`ı ve Yakub`u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh`u ve onun soyundan Davud`u, Süleyman`ı, Eyyub`u, Yusuf`u, Musa`yı ve Harun`u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz." (Enam Suresi, 84)

Hz. İsmail ve Hz. İshak, Hz. İbrahim ile birlikte insanları Allah`a iman etmeye davet etmişlerdir.

İbrahim Aleyhisselam, sonraki yıllarda bir kaç kez Mekke`ye ziyarete gelir. Bu ziyaretlerden birisinde kurban olayı gerçekleşir. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail, bu çetin imtihanı Allah(CC)`ın yardımı ile başarırılar.

"O : "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi."

"İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik."

"Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi."

"Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:"

"Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik."

"Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız."

"Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır."

"Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik."

"Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık:"

"İbrahim`e selam! dedik."

"Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız."

(Saffat:100 – 110)

Hz. İbrahim, oğlu İsmail ile beraber, Allah`ın emri üzerine Kabe`yi inşa etmişlerdir.

"Biz, Beyt`i (Kâbe`yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim`in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail`e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim`i temiz tutun, diye emretmiştik."

"İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah`a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!"

"Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah`ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin." ( Bakara:125-127)

İbrahim Aleyhisselam, yurt edindiği Filistin`de İslamiyeti tebliğ eder. Hazret-i İbrahim`e 10 sahife nazil olmuştur ki, bu sahifelerin içeriği hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Ancak;

Kur`ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerin yardımıyla bu sahifelerde yer alan bazı hususların şunlar olduğunu öğreniyoruz:

"Kimse kimsenin günahını yüklenmez. İnsana ihlasla işlediği sâlih ameller ve niyeti fayda verir. İnsana, çalışmasının karşılığı tam olarak verilecektir."

İbrahim Aleyhisselam Filistin`de vefat eder. Oğullarından Hazreti İsmail, Mekke ve civarında; Hazret-i İshak da Filistin topraklarında peygamber olarak babalarının şeriatini uyguladılar.

Kur`ânı Kerîm, İbrahim Aleyhisselam`ın Yahudi veya Hıristiyan olmadığını, Allah`ı birleyen bir Hanif olduğunu haber vermektedir. Aynı zamanda tarihi bir gerçeğe de atıf yapmaktadır. Zira; MÖ. 2000`li yıllarda bütün Kuzey Suriye`yi dolaşan İbrahim Aleyhisselam zamanında Yahudilik yoktu. Hz. İbrahim, İbranice de konuşmuyordu. Yahudilik terimi, MÖ. 6. yüzyılda hahamlarca ortaya atılmıştır. İbranice ise, Hazret-i Süleyman`dan bile çok sonraları MÖ. 900`lerden sonra oluşmaya başlamıştır. Sadece İbrahim Aleyhisselam değil, İsrâil oğulları tarihinin iki önemli ismi olan Hz. Davut ve Hz. Süleyman bile bu dili konuşmamışlardı. Onlar, Arapça`nın bir kolu olan Aramice`yi konuşuyorlardı.

"Ey Ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz?"

"İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysaki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz."

"İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allah`ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi."

"İnsanların İbrahim`e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur." (3/66-68)

Hz. İbrahim`in Vasiyeti

Rabbimiz; Hz. İbrahim`i, Kuran`da, Allah`ı birleyen bir muvahhid olarak bizlere tanıtır.

Hz. İbrahim`in tüm iman sahiplerine bıraktığı miras, Tevhid inancıdır. Vasiyetinde, bırakmış olduğu bu kutlu mirası tebarüz etmiştir.

Bakara Suresi`nde Hz. İbrahim`in vasiyeti şöyle haber verilir:

"Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbi`ne teslim oldum" demişti. Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu.)" (2/131-132)

Hz. İbrahim`in soyundan gelen hidayet önderleri de aynı çizgiyi takip etmişlerdir. Oğulları Hz. İsmail ve Hz. İshak, torunu Hz. Yakup ve onun oğlu Hz. Yusuf ve onları izleyen aynı soydan gelen diğer mübarek elçiler de Hakkı haykırıp insanları Tevhide davet etmişlerdir. Kuran`da Hz. Yakub`un vasiyeti haber verilirken Rabbimiz şöyle buyrulmaktadır:

"Yoksa siz, Yakub`un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak`ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler O`na teslim olduk" demişlerdi." (2/ 133)

Hz. İbrahim`in ardından gelen diğer peygamberler de kendi soylarına aynı vasiyette bulunmuşlar, Allah`a gönülden teslim olmalarını ve Müslümanlar olarak ölmelerini öğütlemişlerdir.

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Aralık 2014 (123. Sayı)
 


 
23-12-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.