Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 5

Mehmet Zülküf Yel
Hazret-i İbrahim, "Ulü`l-Azm" peygamberlerden biridir. Aynı zamanda hanifliğin, muvahhidliğin, sadakatin ve teslimiyetin sembolüdür. Kur’an`da Hz. İbrahim`in doğduğu ve yaşadığı yer hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Hz. İbrahim`in doğum yeri ile ilgili olarak İslam dünyasındaki yaygın kanı, Urfa-Harran civarı olduğudur.
Hazreti İbrahim`in Kıssası - 1

Hazret-i İbrahim, "Ulü`l-Azm" peygamberlerden biridir. Aynı zamanda hanifliğin, muvahhidliğin, sadakatin ve teslimiyetin sembolüdür.

Kur’an`da Hz. İbrahim`in doğduğu ve yaşadığı yer hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Hz. İbrahim`in doğum yeri ile ilgili olarak İslam dünyasındaki yaygın kanı, Urfa-Harran civarı olduğudur. Eski kaynaklar, İbrahim (a.s.)`in memleketi olarak Kuzey Mezopotamya`yı işaret etmektedir. Bugün artık Hz. İbrahim ve âilesinin anayurdunun, içinde Harran`ın da bulunduğu bu bölge olduğu kabul edilmektedir. Hz. İbrahim`in yaşadığı dönem, tam olarak bilinmemektedir. Milâttan önce 2200-2000 yılları arasında yaşadığı düşünülmektedir.

Hz. İbrahim, Kur’an`da kendisinden sıklıkla bahsedilen ve Allah`ın insanlara örnek olarak gösterdiği bir şahsiyettir.

Hz. İbrahim ve Hz. Lut`un aynı zamanda ve yakın coğrafyalarda yaşadıkları bilinmektedir. Kur’an`da, Hz. İbrahim`in oğlu Hz. İsmail`le birlikte Kâbe’yi inşa ettiği bildirilmektedir. Bu bilgi de bize, Hz. İbrahim`in yaşadığı coğrafyanın Ortadoğu olduğunu ve hayatının bir dönemini Hicaz bölgesinde geçirdiğini göstermektedir.

"Ve ne vakit ki İbrahim, Beyt`in temellerini yükseltmeye başladı, İsmail ile birlikte şöyle dua ettiler: Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur, hiç şüphesiz işiten Sensin, bilen Sensin." (2/127)

"Bir zamanlar Kâbe`nin yerini İbrahim`e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için evimi tertemiz et." (22/26)

"İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya incelmiş binekler üstünde (uzak yollardan) her derin vadiyi aşarak sana gelsinler." (22/27)

Hz. İbrahim`in zamanında Mezopotamya`da putperestlik ve çok tanrılı dinler egemendi. Mezopotamya Ovası`nda, Orta ve Doğu Anadolu`da yaşayan birçok kavim; Ay`a, Güneş`e ve yıldızlara tapıyorlardı. Ayrıca bu kavimler; put, kabartma resim ve heykelcik yapıyor ve bunlara tapıyorlardı. Hz. İbrahim`in yaşadığı topraklarda yapılan arkeolojik kazılar da, Hz. İbrahim`in yaşadığı devirlerde Ortadoğu`da putperestliğin hâkim olduğunu göstermektedir. Mezopotamya`da yapılan kazılarda, Güneş`e ve Ay`a tapınmak için yapılan ve "Ziggurat" adı verilen tapınaklara dair kalıntılar ve bilgiler bulunmuştur. Taştan veya kilden yapılmış ve put olarak kullanılmış pek çok heykel kalıntısı, yine bu bölgedeki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Allah azze ve celle, putperest bir toplumda doğan ve büyüyen Hazreti İbrahim`e hidayet yollarını göstermiş ve daha genç yaşta iken onu elçilik ile şereflendirmiştir.

"And olsun, Nuh`u ve İbrahim`i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı." ( 57/26)

"Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim`i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, "Ben seni bütün insanlara imam yapacağım." buyurdu. İbrahim, "Zürriyetimden de yap!" dedi. Rabbi ona "zalimler benim ahdime nail olamaz!" buyurdu." ( 2/124)

Hz. İbrahim, tüm peygamberler gibi ilahi risaleti insanlara tebliğ etmiş ve onları tevhidi inanca davet etmiştir. Kavmi ise, Hz. İbrahim`in getirdiği mesaja inanmayıp bu mesaja gözlerini kapamıştır.

Bu azgın kavim, ilahi risaleti reddetmekle kalmayıp Hz. İbrahim`i ölümle tehdit etmiş ve nihayetinde onu ortadan kaldırmaya yeltenmişlerdir.

“İbrahim`i de gönderdik. O, kavmine şöyle demişti: Allah`a kulluk edin, O`na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır." (29/16)

“Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de yalan saymışlardı. Peygambere düşen yalnız açık bir tebliğdir.” (29/18)

“Kavminin (İbrahim`e) cevabı ise; ‘Onu öldürün yahut yakın!’ demelerinden ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, iman eden bir kavim için ibretler vardır.” (29/24)

İbrahim Peygamber`in üvey babası Azer, putlara tapar ve geçimini put yapıp satmakla temin ederdi. Hz. İbrahim, Azeri uyarıp onu hakka davet etmiştir. Aynı zamanda kavmini de akıllarını kullanarak İlahi risalet üzerinde düşünmeye davet etmiştir. Sorgulayıcı bir üslûp ile onlara inançlarının yanlışlığını göstermiştir. Körü körüne taklit ile inkârcılığa sapan bu akılsız güruhu inançlarını sorgulamaya davet etmiştir:

Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

"Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.

İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"

"Veya size fayda veya zararları olur mu?"

"Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."

İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"

"Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"

"O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"

"Beni yediren, içirendir,"

"Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."

"O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "

"Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur." ( 26/70-82)

Hz. İbrahim, peygamberlik vazifesi esnasında yaşadığı topraklarda hüküm süren Nemrut ile muhatap olmuştur. (Nemrut, şahıs ismi olmayıp tıpkı firavun, kisra gibi bir unvandır. Hz. İbrahim`in muhatap olduğu Nemrut`un ismi konusunda farklı rivayetler vardır.) Rivayetlere göre; Nemrut, saltanatının ilk yıllarında halkına adalet ve insaf ile muamele etmiştir. Sonradan kendisini ilah ilan edecek kadar sapıtır. Bu durumu şu ayet-i kerimeden öğrenebiliyoruz:

"Allah kendisine mülk ve saltanat verince (azarak) İbrahim ve Rabbi hakkında mücadele edeni görmedin mi?"

Hazreti İbrahim, bir gün, kavminin bayram yerinde eğlendiği bir sırada, kimsenin olmadığı bir anı kollayıp, Azer`in idare ettiği tapınağa girer. Bütün putları tahrip eder ve elindeki baltayı da en büyük putun yanına bırakarak puthaneyi terk eder. İnsanlar bayram yerinden döndüklerinde kırılmış putları görünce feryat eder ve çok kızarlar. Kısa sürede bu işin Hazreti İbrahim tarafından yapıldığı anlaşılarak yakalanır. Sorgulaması esnasında aralarında şu konuşma geçer:

"Belki bunu, onların büyüğü yapmıştır. Sorun o küçük putlara, konuşabiliyorlarsa cevap versinler." Bunun üzerine (halkın kafası karışır) kalpleri ile tefekkür ederek birbirlerine: "Doğrusu siz konuşamayan, işitmeyen şeylere tapmakla zalimlerden olmuşsunuz", derler. Fakat sonra tekrar eski küfür ve isyanlarına dönerek (İbrahim`e): "Sen de biliyorsun ki, bu putlar konuşamazlar. Niçin onlara sormamızı istiyorsun?" deyince İbrahim şöyle cevap verir: "O halde Allah`ı bırakıp da size hiçbir fayda vermeyecek olan şeylere tapıyorsunuz. Yazıklar olsun size ve taptığınız putlara. Hala akıllanmayacak mısınız?"

Bu olanlardan sonra Nemrut, Hz. İbrahim`i ilzam edip halkın gözünden düşürmek ister. Aynı zamanda kafası karışmış olan insanları kendi tarafına çekmek ister. Bu olayı, Kur`ân-ı Kerîm şöyle anlatır:

"Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim`le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez." (2/258)

Allah, Nemrut`un tuzağını bu şekilde başına geçirdi ve Nemrut halkın önünde rezil oldu. İlahlığa dair tüm iddiaları ve inanç sistemi yerle yeksan oldu. Tüm zalimler ve ahmak kâfirler gibi, tefekkür edip tövbe edeceği yerde Allah`ın elçisini öldürmeye karar verdi.

Hazret-i İbrahim ateşe atılacaktı. Vakit geçirmeden hazırlıklara başlanır ve devasa bir ateş yakılır. Sıcaklıktan yanına yaklaşılamadığı için Hazret-i İbrahim mancınıkla ateşin içine atılacaktı. Böylelikle güya ilahi mesaj ortadan kaldırılacak ve aynı zamanda halk kitlelerine de gözdağı verilecekti. Hazret-i İbrahim ateşe atılır. Nemrut ve avanesi, büyük bir tehlikeden kurtulduklarına sevinerek işlerine dönerler. Oysa tüm iradelerin üzerinde olan bir iradenin varlığını unuturlar. Kimsenin beklemediği bir mucize gerçekleşti. Kur`an-ı Kerim, bu olayı şöyle anlatır:

"Ey ateş! İbrahim`e karşı serin ve selametli ol" dedik. (21/69)

"Ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık." (21/70)

Alevler yok olmaya başladığında Hazret-i İbrahim`in korkunç ateşin içinde sağ olarak durduğunu görerek Nemrut`a haber verirler. Nemrut bu olay üzerine Hazret-i İbrahim`le uğraşmak istemez. Ancak iman etmediği gibi onun yaptığı tebliğe de izin vermez. Apaçık görülen bu mucize karşısında bile toplumun büyük bir kesimi suskun ve kayıtsız kalır. Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselam, kendisine inanan küçük bir toplulukla birlikte hicret eder.

Kaynaklar, Hazret-i İbrahim`in bir süre Ortadoğu`da dolaştığını, bir süre Filistin`de ikamet ettiğini ve sonra Mısır`a gittiğini yazar.
Nemrut, zalimliğinin ve inkârcılığın bedelini Allah`ın azabına uğrayarak öder. Aziz ve Celil olan Allah, kendisini ilah ilan eden Nemrut`u âleme ibret yapar ve onu ve ordusunu küçük ve aciz bir varlık olan bir sivrisinekler ile helak eder.

Bugün Kâbe’nin geçmişi hakkında bilinen bir konu, buranın Hz. Âdem’den beri kutsal bir yer olarak kabul edildiğidir. Kâbe, tevhidin sembolü olarak İbrahim Peygamber ve oğlu İsmail tarafından inşa edilmiştir. Ama daha sonraki tarihlerde İlahi dinlerin tahrif edilmesinin bir sonucu olarak buraya yüzlerce put konulmuştur. İslamiyet`ten önce de Kâbe, Hz. İbrahim`den beri kutsal sayılmıştır. Cahiliye dönemi Arapları, Kâbe’yi, ataları Hz. İbrahim`in mirası ve inançlarının beşiği saymışlardır.

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Kasım 2014 (122. Sayı)
 


 
14-11-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.