Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 34

Mehmet Zülküf Yel
"Biz onları on iki kabileye, o kadar ümmete ayırdık. Ve kavmi kendisinden su istediği zaman Musa`ya, elindeki asâ ile taşa vur, diye vahyettik, vurunca hemen o taştan on iki pınar akmaya başladı. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak ihsan ettiğimiz nimetlerin temizinden yiyiniz, dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, lakin kendi kendilerine zulmediyorlardı." ( 7: 160 )
Hz. Musa`nın Davetinden Dersler ve İbretler-13

1) Toplumlar, insanlık tarihi boyunca Allah`ın farklı nimetleri ile mükâfatlandırılmışlardır. Bu topluluklardan kimi Allah`ın nimetlerinin değerini takdir etmiş ve kulluklarını güzelleştirmiş, yeryüzünü madden ve manen imar etmişlerdir. Allah`ın maddi ve manevi nimetlerinin şükrünü eda etme hususunda, verilen tüm nimetleri emanet olarak bilip bu nimetleri ahiret sermayesine dönüştürmüşlerdir. Kimileri de kendilerine verilen nimetleri kendilerinden bilip azgınlıklarını artırmışlardır. Hallerini güzelleştirmek yerine, daha da çirkinleştirmişlerdir. İnsanın hayata dair yapmış olduğu tercihler, her iki dünyada karşılığını bulur. Allah`ın verdiği nimetlerin değerini takdir etmeyenler, imtihanlarını kaybettikten sonra bu nimetleri de kaybetmişlerdir. Azgınlaşan toplumlar, bu azgınlıkları ile kendi sonlarını hazırlamaktadırlar. Allah Azze ve Celle`nin koymuş olduğu yasalara göre hareket etmeyenler, Allah`ın kevnî ve kitabî ayetlerini dikkate almayan azgın toplumlar, tarihin çöplüğündeki yerlerini almışlardır. Bu toplumların böyle bir süreci başlatmaları, kendi tercihleri ile olup kendi elleri ile kendilerine zulmetmiş olurlar.

"Biz onları on iki kabileye, o kadar ümmete ayırdık. Ve kavmi kendisinden su istediği zaman Musa`ya, elindeki asâ ile taşa vur, diye vahyettik, vurunca hemen o taştan on iki pınar akmaya başladı. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak ihsan ettiğimiz nimetlerin temizinden yiyiniz, dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, lakin kendi kendilerine zulmediyorlardı." ( 7: 160 )

2) Şer`i tekliflerin insanoğluna yüklemiş olduğu bir yükümlülük vardır. Risalet ile şer`i tekliflerin çerçevesi ortaya konulmuştur. Allah`ın rahmetine nail olabilmek için şer`i teklifleri değiştirmeden ve dini başka bir kisveye büründürmeden olduğu hal üzere amel etmek gerekir. Başka arayışlar içerisine girmek ve bu tahrifatta ısrar etmek, Allah`ın azabını ve gazabını celb edebilir. Menfaatlerimizden dolayı dini tahrif etme veya dini hükümleri ciddiye almama neticesinde ve daha da kötüsü bunu devam eden bir alışkanlık haline dönüştürme bir felakettir. Allah`ın dinini tahrif etmede ısrar etmek, azgınlaşma ve geri dönüşü olmayan bir yola girmek demektir. Günahta ısrar, tevbe kapılarından yüz çevirme ve bu fırsatı tepmek demektir. Tevbe kapısı, Allah(CC)`ın rahmet dergâhına çıkan en önemli kapılardan birisidir. Bu kapıyı kapatmak, rahmetten mahrum olmak demektir. Allah`ın rahmetinden mahrum kalmak, hem zatı itibariyle hem de neticesi itibariyle, büyük bir hüsrandır. Allah`ın rahmetinden mahrum kalan bir topluluk her şeyini kaybetmiştir. Böyle bir topluluk, Allah`ın maddi ve manevi azaplarının üzerlerine tecellisini beklesin.

"Ve o vakit onlara denilmişti ki; şu şehre yerleşin ve orada dilediğiniz şeylerden yiyin, "hitta" (günahlarımızı bağışla.) deyin ve secde ederek kapısından girin ki, suçlarınızı bağışlayalım. İyilere nimetlerimizi daha da arttıracağız."

"İçlerinden bir kısım zalimler, sözü değiştirdiler, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Zulmü alışkanlık haline getirdikleri için biz de üzerlerine gökten azap yağdırdık." ( 7: 161-162 )

3) Tarih boyunca risalet daveti ile muhatap olanların bu daveti kabul etmemelerinin temel sebeplerinden birisi de büyüklenmeleridir. Ulûhiyet taslamaları veya daveti götürenin kimliği ve sosyal statüsü, mütekebbirlerin daveti reddetmelerine sebep olabilmiştir. Kibir, insanın gözünü hidayet ve hakikate kör eden temel nedenlerden birisidir. Kibir, kulluk ile zıttır. Kibir, insanları Allah Azze ve Celle`nin kulluğundan uzaklaştırıp şeytana kul yapar. Kibir ile şekillenen zihniyetler ve kişiliklerin iflah olmaları zordur. Mütekebbirler, Allah`ın kendileri için takdir etmiş oldukları konuma razı olmazlar. Şeytana kul olmakla aziz olduklarını zannederler. Oysa her mütekebbir, aslında zillet halkasını hem dünyada hem de ahirette boynuna geçirmiş demektir. Bir damla sudan yaratılan fani insanlar, yaradılışlarını unutarak ulûhiyet davasına kalkışabilirler. Acziyet ve fakirliğini görmeyip de kibirlenenlere yazıklar olsun.

"Sonra bunların arkasından Musa ile Harun`u âyetlerimizle Firavun`a ve cemaatine gönderdik. İman etmeyi kibirlerine yediremediler ve günahkâr bir kavim oldular." ( 10: 75 )

4) Kalp gözleri hidayete kör olanlar, kendilerine bir davet sunulduğunda durup düşünme ihtiyacı hissetmezler. Onları yönlendiren, ön yargılarıdır. Hele de nefislerinin hoşlanmadığı veya menfaatlerini zedeleyen, zulüm düzenlerini tehdit eden bir teklif kendilerine sunulduğu zaman sunulan teklifin niteliğine bakmadan reddederler. Reddetmekle kalmazlar; davet sahiplerini ve getirmiş oldukları mesajı karalamaya çalışırlar. Toplumun da risalete icabet edip hidayetle buluşmaması için manipülasyona yönelirler. Toplumun en fazla aşina olduğu dinamikler üzerinden İslam davetini ve hidayet temsilcilerini mahkûm etmeye çalışırlar. Münkirlerin karakterleri basittir ve güçlü bir felsefi ve fikri temelden yoksundurlar. Basit ve asılsız ideolojilerini süsleyip kitlelere öylece sunarlar. İdeolojilerine giydirdikleri süslü ve şatafatlı maskeler çıkarılacak olursa, fikirlerinin ne kadar fakir ve yavan olduğu ve insanlara hiçbir şekilde hitap etmediği görülecektir. Hz. Musa döneminde sunulan davet ve mucizeler, sihir olarak yaftalanıp mahkûm edilmeye çalışılmıştır. Aslında sihir yapıp da insanları aldatan ve düzenlerini aldatma ve zorbalık üzere kuran kendileri idi. Günümüzde de her türlü fikre, ilim ve irfana ön yargı ile karşı çıkan ve tipik gericilik örneği sergileyenler, Hak davanın mensuplarını gericilikle suçlamakta ve böylelikle hem onları hem de davalarını mahkûm etmeye çalışmaktadırlar. Binlerce yıl geçse de küfrün ve cahiliyenin karakteri değişmemiştir. İslam; medeniyet, hakikat, ilim ve irfandır; bu daire dışında kalanlar ise, dalaletin karanlığında yollarını şaşırmışlardır. Medeniyet, ilim ve irfandan yüz çevirmek ise, gericiliğin ta kendisidir.

"Kendilerine tarafımızdan hak gelince, "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir." dediler."

"Musa dedi ki, "Size hak gelince, ona böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir?" Hâlbuki sihirbazlar iflah olmazlar." ( 10: 76-77 )

5) Hayat felsefesi dünya hâkimiyeti ve maddeye hükmetme mantalitesi üzerine şekillenen ve bu uğurda her türlü zulme ve aldatmaya imza atanlar, kendilerine risaletin mesajı tebliğ edildiğinde, İslam davetçilerini de kendileri gibi düşünürler. İslam ile aziz olma yolunu seçmek yerine, bu mesajı düzenleri için tehdit olarak görürler. Dünyevi hâkimiyeti ele geçirmek için ideoloji, düzen ve sistem üretenler; kitlelere hâkimiyet sağlamak için her türlü aldatmayı mubah görenler, İslam davetçilerini de kendileri gibi sanır. Oysa İslami davetin amacı, kişilere ve gruplara menfaat sağlama değil, adalet ve rabbani özgürlük çerçevesinde herkese hakkını vermektir. İktidarda olan güç sahipleri, zulüm düzenlerini ıslah etmeye yönelmek yerine, kendilerine uzatılan hidayet ipini reddederler. İslam`ın mesajını reddetmekle kalmazlar, aynı zamanda mahkûm etmeye çalışırlar. Günümüzün zorbaları da Hakka ve adalete davet edildikleri zaman, hayat bahşeden bu çağrıya kulak vermek yerine, İslam davetçilerini dini siyasete alet etmekle suçlamaları en fazla göze çarpan tablodur. Vahyin ışığında hak ve adalet ekseninde bir dünya inşasını zulüm düzenleri için tehdit olarak gördükleri için, reddedişlerinin gerçek sebebini açıklayamazlar. Çünkü bu hakikati dile getirmeleri, kamuoyu nezdinde onları ve düzenlerini zor durumda bırakır. Bu yüzden haktan yüz çevirme nedenlerini tezvirat ile maskelerler. İslam davetçilerinin gerçek niyetlerinin din olmadığını, siyasi güce ulaşmak için radikal din anlayışına sahip olduklarını ve bunu sahih din anlayışı ile alakasının olmadığını iddia ederler. Onlar kendi düzenlerini korumak uğruna hurafe anlayışlar ve bidatlerden müteşekkil bir din anlayışı ile kitleleri uyuşturdukları ve dini, siyasetlerini meşrulaştırma aracı olarak kullandıkları halde, İslam davetçilerine aynı suçlamayı yöneltirler.

"Dediler ki: "Sen bizi, atalarımızdan kalan yoldan çeviresin de yeryüzünde saltanat ikinizin olsun diye mi geldin? Biz ikinize de inanmayız". ( 10: 78 )

6) Hak, duru ve berrak olan suya benzer. Batıl ise, suyun üzerindeki köpüğe benzer. Asıl olan Hak`tır batıl ise zeval bulmaya mahkûmdur. Her ne kadar batıl şatafatlı olsa da aslında içi boştur. Sağlam düşünsel temellerden mahrumdur. Batılın taraftarları her ne kadar tezvirat ve manipülasyon ile düzenlerini ayakta tutsalar da ve bu düzen sağlam ve kalıcı gibi görünse de aslında temelleri çürüktür ve bir gün yok olmaya mahkumdur. Bu yüzden batılın makyajlı yüzüne kanmamak lazımdır. Batılın azametli gibi gözüken imajı, Müslümanları korkutmamalıdır. Zira onların bu imaj ve şatafatları, kağıttan kaplan oldukları gerçeğini değiştirmez. Yeter ki Hakk`ı temsil etme makamında misyonumuzun hakkını verebilelim. Bütün dünya zalimleri ve mücrimleri bir araya gelseler de Hakk`ın güneşinin doğuşuna engel olamazlar. Allah`a dayanma ve bu zeminde sebat etme, İslam toplumuna vaat edilen zaferi getirecektir.

"Firavun da: "Bana bütün bilgili sihirbazları toplayıp getirin!" dedi."

"Sihirbazlar gelince, Musa onlara: "Ortaya ne atacaksanız atın!" dedi."

"Onlar ortaya atınca Musa dedi ki, "Sizin yaptığınız şey sihirdir. Muhakkak ki, Allah onu iptal edecektir. Şüphe yok ki, Allah fesatçıların işlerini düze çıkarmaz."

"Allah, hakkın hak ve gerçek olduğunu kelimeleriyle ispat eder, günahkârların hoşuna gitmese de." (10: 79-82 )

7) İnsanları risalete tabi olmaktan alıkoyan en önemli nedenlerden birisi, zalimlerin gadrine uğrama endişeleridir. Zalimlerin zulümlerinden korkup Hak`tan yüz çevirirler. Oysa geçici bir iktidar ve saltanata dayanarak, insanları dünya ve ahiret tercihleri noktasında baskı altına alan ve iradelerini teslim almaya çalışan kullar ve düzenler fanidir. Baki olan ise Allah`tır. Aziz ve Celil olan Allah`ın gücü ve azameti karşısında zalimlerin gücü bir hiçtir. Bizim gibi fani olan zavallıların gücünden çekinerek Allah Azze ve Celle`ye karşı asi olmak akıl kârı değildir. Elbette Aziz ve Celil olan Allah`ın kahredici azabı zalimleri ve onlara tabi olan gafilleri kuşatacaktır. Güç ve kudretin yegâne sahibi olan Allah`tır. Bu yüzden despotların ve zalimlerin irademizi teslim almalarına asla fırsat vermeyelim. Unutmayalım ki zalimler, güçlerini mazlumların sessizliğinden alır. Allah`a dayanarak kıyam eden mazlumlar, zalimlerin saraylarını tarihin çöplüğüne gönderecektir. Musaca bir duruş, İbrahimi bir kıyam zalimlerin zevali için yeterlidir. Korkulmaya layık birisi varsa o da Mutlak ve kahredici güç sahibi olan Allah`tır.

"Firavun ve adamlarının kendilerini belaya uğratacağı korkusundan dolayı Musa`ya kendi kavminin bir oymağından başka kimse iman etmedi. Çünkü orada Firavun çok üstün idi ve o kesinlikle aşırı giden taşkınlardandı." ( 10: 83 )

8) Allah(CC), kendisine iman edip dayananları asla yüz üstü bırakmaz. Yeter ki imanımız kavi olsun. Allah`a hakkı ile tevekkül edenler, gerçekten çok muhkem bir merciye sığınmışlardır. Sığınmaya ve dayanmaya, dost ve veli edinmeye layık olan Allah`tır. Zira O`nun kudreti ve ilmi her şeyi kuşatmıştır. Mazi ve müstakbel, O`nun tasarrufu altındadır. Madde ve mana, O`nun isim ve sıfatlarının tecellileridir. O`nun izni olmadan bir yaprak bile düşmez. Her şeyin kader ve yazgısı O`nun katındadır. Kim ne dilerse dilesin, her şey, O`nu yazgısına tabidir. Tüm takdirlerin üzerinde bir takdir, tüm yazgıların üzerinde bir yazgı vardır. İşte o yazgı ve takdir, Aziz ve Celil olan Allah`a aittir. Kurtuluş, selamet ve emniyet, Allah`ın ipine sarılmakla mümkündür. O`nu rahmeti ile kuşattığı kimseye, hiçbir gazap oku erişemez. O halde dayanmaya ve güvenilmeye layık olan Allah`tır.

"Musa dedi ki: "Ey kavmim! Siz gerçekten Allah`a iman ettinizse, O`na samimiyetle teslim olan Müslümanlardan oldunuzsa artık O`na güvenin!"

"Onlar da: "Biz Allah`a güvendik. Ey Rabbimiz, bizi o zalim kavmin fitnesine uğratma!" dediler."

"Bizi rahmetinle o kâfir kavmin elinden kurtar!" ( 10: 84-86 )

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Temmuz 2017 (154. Sayı)
 


 
23-07-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.