Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 29

Mehmet Zülküf Yel
İslamiyet’te teslimiyet esastır. İman, teslimiyeti gerektirir. Allah Azze ve Celle’nin emretmiş olduğu bir konuda mü’minlere,” işittik ve itaat ettik”, demek düşer. Dini teferruatlarda boğulmak, sağlıklı bir yaklaşım değildir. Din ile ilgili yükümlülüklerimiz bellidir. Bizden istenileni yapmak kâfidir.
HZ. MUSA’NIN KISSASI- 8

Dersler ve ibretler -2

1) İslamiyet’te teslimiyet esastır. İman, teslimiyeti gerektirir. Allah Azze ve Celle’nin emretmiş olduğu bir konuda mü’minlere,” işittik ve itaat ettik”, demek düşer. Dini teferruatlarda boğulmak, sağlıklı bir yaklaşım değildir. Din ile ilgili yükümlülüklerimiz bellidir. Bizden istenileni yapmak kâfidir. Bunun ötesinin ardına düşmek, ya kötü niyettir ya da vasattan sapmaktır. Kolaylık dini olan İslam’ı gereksiz ve mükellef olmadığımız ayrıntılarla karıştırmak, daha fazla yükümlülük altına girmemiz demektir. Bazen kulun buna gücü yetmez. Bu ayrıntıların ne dünyada ne de ahirette bize herhangi bir faydası yoktur. Özellikle dünyevi ve uhrevi işlerde maslahata taalluk etmeyen nazari teorilerle uğraşmak, bir külfettir. Yine üzerinde durulması gereken bir diğer konu da şudur: Açıklandığı zaman hoşlanmayacağımız soruları sormamamız gerekir. Yükümüzü ağırlaştıracak söz ve pratiklerin ardına düşmemek lazımdır. Bu düsturu, adabı muaşeretin temel kurallarından birisi olarak görüp riayet etmek gerekir.

Kalplerinde hastalık olanlar, bir emri yerine getirmemek için bin dereden su getirirler. Buradaki çok soru sormaları ve vakıayı detaylandırmaları, dini hassasiyetten dolayı değil, işi yokuşa sürmek içindir. Bu tip kişilerin halet-i ruhiyelerini iyi okumak gerekir. Nitekim günümüzde de her işi, detaylarına takılıp eleştirenler ve sorunun çözümü için de herhangi bir alternatif ortaya koymayan kişilerin yaklaşımını da aynı hastalıklı zihni yapının ürünü olarak görmek mümkündür.

“Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da "sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. Musa da: "Böyle cahillerden biri olmaktan Allah`a sığınırım." dedi.”

“Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, her ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki, o ne pek yaşlı, ne de pek taze, ikisi arası dinç bir sığırdır, haydi emrolunduğunuz işi yapınız." dedi.”

“Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır." dedi.”

“Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz." dediler.”

“Musa, "Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır". Onlar da: "İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun." dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardı.”
( 2:67-71 )

2) İslam bir bütündür. İslam, bir vicdan meselesi veya mücerred bir fikir sistemi değildir. İslam hayatın her alanına dair söyleyeceği bir sözü olan bir hayat nizamdır. İslam’ın maddi ve manevi yapısına iman ederek tamamını yaşamak lazımdır. Ferdi ve ictimai hayatımızın tamamını İslam’a uydurmak lazımdır. Dinin bazı hükümleri nefsimizin hoşuna gitmese de uygulamak gerekir. Dinin, çıkarlarımızı zedeleyen kısımlarını tahrif edip kendimize uydurmak yerine, dinin bütün ahkâmını olduğu gibi kabul edip halimizi güzelleştirmemiz lazımdır.

Bu gün Müslüman olduğunu söyleyip de İslam ahkâmını kabul etmeyen ve dahası savaş açan eblehleri, İsrailoğulları ile mukayese etmek yanlış olmaz. Başta İslam’ın muamelat kısmı olmak üzere, hayata dair düzenlemeler içeren kısmından rahatsız olurlar. Çeşitli kılıflar ve bahanelerle İslam hukukunu hedef alırlar. “Biz Müslümanız; ama şeriat istemiyoruz”, derler. “İslam medenilik, şeriat ise ( hâşâ ) gericiliktir”, derler. Aynı ağacın dallarından birisini överlerken, diğer dalını taşlama yanlışlığına düşerler. Oysa İslam’ın bir kısmını reddetmek, tamamını reddetmek anlamındadır. İslam’ın bir kısmını reddetmek, hüküm koyucu merci olan Şari’i itham etmek demektir. Bu da akla ulûhiyet payesi vermek demektir ki, imanın ilgasına sebebiyet verir.

“Celâlim hakkı için Musa`ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa’ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu`l-Kudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz?” ( 2:87 )

“Deyiniz ki, "Biz, Allah`a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim`e, İsmail’e, İshak’a, Yakup`a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa`ya ve İsa’ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O`na boyun eğen Müslümanlarız."
(2:138 )

3) İnsanoğlunun hayata dair yapmış olduğu tercihler, bu dünyada ve ahirette karşısına çıkar. İyilik ve kötülük yol ayrımında herkese muhtariyet tanınmıştır. Bu yüzden bilinçli bir tercih ile dalalete sapan bir insan, bu benim kaderimdir mazeretinin arkasına sığınamaz. Allah, hiç kimseye zulmetmez. Bilakis insanoğlu kendi elleri ile yaptıkları yüzünden kendi nefsine zulmeder.

“(Yahudiler, peygamberimize karşı alaylı bir ifade ile): "Bizim kalplerimiz kılıflıdır." dediler. Bilakis Allah, onları kâfirlikleri yüzünden lanetledi. Bundan dolayı çok az imana gelirler.” ( 2:88 )

“Celâlim hakkı için Musa size belgelerle gelmişti de onun arkasından tuttunuz o buzağıya taptınız. Siz işte o zalimlersiniz.”
( 2:92 )

4) Sağlam bir fikri zemin üzerine inşa edilmemiş bir iman eylemi, atmosferin değişmesi ile ortadan kalkabilir. Farklı şartların tesiri ile iman etmiş birey ve toplumlar, icbari şartlar ortadan kalktığı zaman, bireysel ve toplumsal hafızalarında saklamış oldukları eğilimlerini ortaya çıkarırlar. Özellikle bu hakikat İsrailoğullarında çok görülmüştür.

“Bir zamanlar size, "verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin." diye Tûr`u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O Yahudiler): "Duyduk, dinledik, isyan ettik." dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, "Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor!”
(2:93 )

5) Peygamberin sünnetinden yüz çevirmek, siretini ve şahs-ı manevisini küçümsemek ve risaletinin değerini takdir etmemektir. Peygamberin risali misyonuna gereken ihtimamın gösterilmesinin yanı sıra, bizatihi bu misyona ve bu misyonu omuzlayanlara yönelik gereken ihtimam gösterilmelidir. Çünkü peygamberlerin değeri, Allah’ın onları şereflendirdiği risalet ciheti iledir. Artık peygamberler gelmeyeceğine göre, onun varisleri olup misyonunu omuzlayan önderlere davaları ciheti ile gereken ihtimam gösterilmeli, insanlığın kurtuluş reçetesi olan ilahi mesajın insanlığa ulaştırılması noktasında yardım edilmelidir.

“Yoksa siz peygamberinizi, bundan önce Musa`ya sorulduğu gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Hâlbuki her kim imanı küfürle değiştirirse artık düz yolun ortasında sapıtmış olur.” (2:108 )

6) Allah’tan bela, musibet ve zorluk istememek gerekir ama geldiği zaman da yiğitçe sabretmek lazımdır. Bu ümmet de İsrailoğulları gibi olmamalı, büyük iddialarda bulunmamalıdır. Eğer talep ettiğimiz bir durum varsa, gelip çattığında Allah hükmünü verinceye kadar sebat etmeliyiz ve Allah’a dayanmalıyız. Eğer gerektiği zaman bir kapıyı kapatamıyorsak, o kapıyı açmamak en iyisidir.

“Baksana, İsrailoğullarının Musa`dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilir.” (2:246 )

7) Toplumlar ve şahıslar azgınlıkları ve haddi aşmalarından dolayı çeşitli musibetlerle karşılaştıklarında, hayatın satır aralarını iyi okumalı, mukadderatın satır aralarında saklı olan sırları iyi görebilmelidir. Bir musibetten sonra Allah’ın rahmetinin tecellisini ise, iyi değerlendirmek lazımdır. Açılan bu fırsat kapısını, tekrar azgınlık kapısı yapmak yerine, bilakis rahmani köklü bir tercihin başlangıç noktası yapmak gerekir.

“Kitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa`dan bundan daha büyüğünü istemişler ve: "Allah’ı bize açıkça göster" demişlerdi. Haksızlıkları sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı (tanrı) edinmişlerdi. Onları bundan dolayı da affettik. Ve Musa`ya açık bir delil (yetki) verdik.”
( 4:153 )

8) Cihat, izzet ve adaletin anahtarıdır. Dünya sevgisi, tuli emel ve ölüm korkusu ile cihadı terk edenler hüsrana uğramışlardır. Bu dünya imtihan dünyası olduğundan dolayı, zalimle mücadele ve mefsedetlerin defi, Müslümanların asli vazifelerindendir. Zalimlere karşı Hakkı haykırmak, adaleti ayakta tutan şahitler olmak, imtihanın bir şubesidir. Müslümanlar bu yükümlülükten kaçamazlar. Allah’ın rahmet ve nusretine talip olabilmek için, çaba sarf etmek ve bedel ödemek gerekir. Zaferin ve başarının en temel bileşenlerinden birisi de, çaba göstermektir. Herkese çabasının karşılığı vardır. Allah’ın nusretinin temel şartlarından birisi de, kulların ellerindeki bütün imkânları seferber etmesidir. Yani amaçladığı hedefe, hem kavli hem de fiili dua ile yönelmesidir. Günümüzde de hiç bir bedel ödemeye yanaşmayıp dünyada ve ahirette saadet isteyenlerin durumu İsrailoğullarına ne kadar da benzemektedir. En ufak bir zorluk bile gördüklerinde, meseleyi Allah’a havale etme bahanesi ile sıvışırlar. Oysa kul kendi cephesinden gereken çabayı gösterdikten sonra, işin akıbetini Allah’a havale etmesi doğru olur. Bu tür şahıslar, korkaklıklarını ve işe yaramazlıklarını tevekkül gibi ulvi bir kavramın arkasına saklarlar. Bu yanlış duruşları neticesinde zillet kendilerini kuşatınca da, bu sefer bu zillet halini, “mukadderat” kelimesi ile aklamaya çalışırlar. Oysa başımıza gelenler, hayata dair yanlış tercihlerimiz dolayısıyladır. Kendi ellerimizle nefislerimize zulmettiğimizden dolayı, acı akıbetlerle karşılaşıyoruz. İşte cihadı terk eden toplumların ve bu gün İslam ümmetinin yaşadığı acı ve ızdırapları da bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

“Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi."

"Ey kavmim, Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin, yoksa kayba uğrarsınız."

“Onlar da: "Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, şüphesiz biz de gireriz" dediler.”

“Allah`tan korkan ve Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: "Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girerseniz muhakkak galip gelirsiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah`a dayanın.”

“Kavmi Musa`ya: "Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb`in gidin savaşın. Biz burada oturacağız" dediler.”

“Musa: "Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır" dedi.”
( 5:20-25 )

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Ocak 2017 (148. Sayı)
 
14-01-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.