Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 27

Mehmet Zülküf Yel

Hak-batıl mücadelesinde, Hz. Musa(AS), öncelikle Firavun`la mücadele etti. Hz. Musa`nın(AS) kavmi ise, köle olarak muamele görüyor ve eziliyordu. Hz. Musa(AS) hak-batıl mücadelesini, zalimin zulmüne karşı kıyam etme ile birleştirmişti.
HZ. MUSA`NIN HAYATI VE DAVETİ -6

Hak-batıl mücadelesinde, Hz. Musa(AS), öncelikle Firavun`la mücadele etti. Hz. Musa`nın(AS) kavmi ise, köle olarak muamele görüyor ve eziliyordu. Hz. Musa(AS) hak-batıl mücadelesini, zalimin zulmüne karşı kıyam etme ile birleştirmişti. Yani Hz. Musa`nın(AS) mücadelesi iki boyutlu idi. İsrailoğulları içerisinde Hz. Musa`nın(AS) risalet ve liderlik misyonlarını bir arada kabul edenler olduğu gibi, çoğunluğu Hz. Musa`yı(AS) kurtarıcı bir lider olarak da görüyorlardı. Bunların Hz. Musa`ya(AS) biçtikleri rol, liderliği ile sınırlıydı. Kölelik ve eziyetten kurtulmak için, Hz. Musa`ya(AS) tabi olmuşlardı. Zulümden kurtulmak için başka bir seçenekleri yoktu.  Kendi kavmi, yani İsrailoğulları Hz. Musa`dan(AS) önce köle olarak sıkıntı içinde yaşıyorlardı.  Aralarında, iman etmedikleri halde, kavim psikolojisi ile hareket eden birçok kişi de vardı. Büyük bir kısmı, muhtemelen Hz. Musa`yı(AS) onları zulümden kurtaran siyasi bir önder olarak görüyordu.  Bu itibarla sıkıntıları atlattıktan sonra,  sapıtmaya ve haktan yüz çevirmeye başladılar.  Eski alışkanlıklarına ve basit kimselerin inancı olan putperestliğe geri döndüler. Allah Azze ve Celle`nin ikâzlarına rağmen tarihleri boyunca bu alışkanlıklarından vazgeçmediler. Hatta döneklik ve bozgunculuk adeta bu kavimle özdeş sıfatlar haline geldi. Firavun helak olduktan sonra, Hz. Musa(AS) bu defa kavminin sapıklıkları ve azgınlıkları ile mücadele etti. Onları eski alışkanlıklarından vazgeçirip vahiy ekseninde kişilikler ve bu kişiliklerden oluşmuş bir toplum inşa etmeye çalıştı. Ama çok azı hariç, azgınlıkta ve nankörlükte sınır tanımayan İsrailoğulları, daima isyan hali içerisinde oldular. Hz. Musa`nın(AS) hayat bahşedici öğütlerine kulak asmadılar. Risalete yüz çeviren bu güruh, heva ve heveslerinin isteklerini, bir yaşam felsefesine dönüştürdüler.

Allah, önce Hz. Musa`ya(AS) İsrailoğulları`nı on iki ayrı topluluk olarak böldürdü:

"Biz onları (İsrailoğulları`nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa`ya: "Asan`la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu..." (Araf Sûresi, 160)

İsrailoğulları`nın büyük kısmı, imanı kalplerine tam yerleştirememişti. Hatta bir keresinde Hz. Musa`dan(AS) Allah`ı kendilerine göstermesini istediler. İyice küstahlaşarak eğer göstermezse ona inanmayacaklarını söylediler:
 
"Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah`ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz." (Bakara Sûresi, 55)
 
Bu inkârcı kavmin belirgin bir özelliği, sürekli olarak tamahkâr ve nankör bir ruh hali içinde olmasıydı. Allah onları açlıktan kurtarmak için kendilerine mucizevi bir yiyecek sunmuştu. Kur’an`da "kudret helvası ve bıldırcın" olarak bildirilen bu yemek, Allah`ın ikramı olmasına rağmen, İsrailoğulları bir süre sonra bundan yakınmaya başladılar:
 
"Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.
" (Bakara Sûresi, 57)
 
"Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır`a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti..." (Bakara Sûresi, 61)

Allah Azze ve Celle`nin onca nimetine rağmen, her seferinde farklı bahanelerle isyana yöneldiler. Allah`ın nimet ve ikramı yerine, rezilliği ve kıymetsiz şeyleri tercih ettiler. Allah`ın rahmeti ve ikramına kanaat etmeyenler daima rezil oldukları gibi, İsrailoğulları da bu rezilliği iliklerine kadar hissetmiştir.

Ayrıca gelen her ilahi emri sorgulayıp emri yerine getirmemek için çeşitli bahaneler arıyorlardı. Bu isyankâr ve azgın tavırlarıyla, her geçen gün yüklerini ağırlaştırıyorlardı. Bunun en bariz örneklerinden birisi de sonraki gelen nesillere ibret olsun diye Bakara Sûresi`nde anlatılan kıssadır.

Bu kıssada Allah, İsrailoğulları`na bir buzağı kesmelerini emretmiştir. İstenen, sadece bir buzağının kurban edilmesidir ve Hz. Musa(AS) da bunu kavmine bildirir. İsrailoğulları ise, bu çok açık ve kolayca yapılabilecek emri zorlaştırırlar. Allah onlardan sadece sığır kesmelerini ister, onlarsa  işi yokuşa sürerek peygamberlerine eziyet etmeyi tercih etmişlerdir. Önemsiz ve gereksiz detaylara dalıp, Allah`ın elçisine, "Bizi alaya mı alıyorsun?" diyecek kadar da ileri giderler:
 
"Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah`a sığınırım" dedi.

"Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi.

 (Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi.

 (Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaallah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" dediler.

 (Bunun üzerine Musa, "Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı."
(Bakara Sûresi, 67-71)
 
Yukarıdaki kıssada anlatıldığı gibi Hz. Musa`nın(AS) kavmi, Allah`ın emrini yerine getirme konusunda sürekli zorluk çıkardılar; ürettikleri detaylar nedeniyle bu emir neredeyse yapılamaz hale gelince uygulamayı kabul ettiler. Aslında istenen çok kolaydı; sadece bir sığır keseceklerdi.
 
Bugün Yahudi dinine baktığımızda da, buzağı kıssasında anlatılan detaycı Yahudi mantığının fazlasıyla devam ettiğini görmek mümkündür. Yahudilerin dini kitapları olan Talmut`ta, ibadetler veya günlük yaşam hakkında en akla gelmeyecek detaylar yer alır. Yahudilikte bir insanın dindarlığının ölçüsü de bu detayları ne kadar uyguladığına göre değişir. Buna karşın, dindarlığın temeli olan Allah`a ve ahirete iman konusu tamamen unutulmuştur. Yahudi dini, uyulması gereken bir kurallar bütünü haline gelmiş; Allah korkusu, Allah rızası, Allah sevgisi gibi iman esasları kaybolmuştur.  Kısacası; gereksiz ve üzerlerinde yükümlülüğü olmayan ve dinin usul ve furuatına taalluk etmeyen, hatta bazı yerlerde din ile alakası olmayan ritüellere sımsıkı sarılıp dinin aslını ve ruhunu unutmuşlardır. Allah`ın şeriatına isyan edip, kitabın hükmünü arkalarına atmışlardır. Bunun mukabilinde, hahamların uydurma ritüellerine ise sımsıkı sarılmışlardır. Böylelikle, Allah Azze ve Celle yerine, hamamlarını rabler ve ilahlar edinmişlerdir. Hamamların uydurdukları emir ve yasakları, Hz. Musa`nın(AS) şeriatına tercih etmişler ve batıl hurafelere din diye yapışmışlardır.

Allah, İsrailoğulları Mısır`dan çıktıktan sonra, onlara yurt olarak bir toprağı vaat etmişti. Bu yolculuk esnasında Hz. Musa`ya(AS) eziyet çektirmişlerdir. Vaat edilmiş topraklara geldiklerinde ise, yine zorluk çıkarmaya ve peygamberlerine asi olmaya devam etiler:

"Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Allah`ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve âlemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."

"Ey kavmim, Allah`ın sizin için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz."


Dediler ki: "Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet oradan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz.” (Maide Sûresi, 20-22)
 
Allah, onlara defalarca yardım etmişti. Onları sudan geçirerek Firavun`dan kurtarmıştı ve bu toprakları onlara vermişti. Oradaki zorba kavimle savaşırlarsa mutlaka kazanacaklarını vaat etmişti. Allah`a tevekkül etmeleri ve elçisine uymaları gerekiyordu. Fakat Hz. Musa`nın(AS) uyarılarına karşı çıktılar, korktukları için oraya girmediler. Sadece korkanların içinden iki kişi, Allah`a tevekkül edilmesi gerektiğini ve oraya girilmesi gerektiğini söyledi:

"Korkanlar arasında olup da Allah`ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü`minlerdenseniz, yalnızca Allah`a tevekkül edin, dedi."
(Maide Sûresi, 23)

İsrailoğulları bu uyarılara rağmen, Allah`ın elçisine karşı çıkıp ona saygısızca hitap ettiler:

“Dediler ki: "Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiç bir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız." (Maide Sûresi, 24)
 
Artık Hz. Musa`nın(AS) kavminin azgınlığı iyice artmıştı. Peygamberlerinin hiçbir sözünü dinlemeyecek, açıkça karşı çıkacak hale gelmişlerdi. Bunun üzerine Musa(AS) peygamber Rabbine yalvarıp kendisi ve kardeşi Hz. Harun`u(AS) bu isyankâr kavimden ayırmasını istedi:

"(Musa:) "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır." dedi."

(Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde `şaşkınca dönüp duracaklar.` Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme."
(Maide Sûresi, 25-26)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, Allah`a ve elçisine yaptıkları bu isyankârlıktan sonra tam kırk yıl o bölge İsrailoğulları`na haram oldu ve oraya giremediler.

Peygamberlerinin izinden gitmeyen, kendilerine emanet edilmiş olan dine yüz çeviren ve "sen ve Rabbin gidin, ikiniz savaşın" diyerek nankörlük eden İsrailoğulları, tüm inananlar için bir ibret vesilesidir. Allah, tüm insanları, peygamberine yüz çevirmiş olan İsrailoğulları gibi olmamaları için şöyle uyarmıştır:

"Ey iman edenler, Musa`ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti." (Ahzâb Sûresi, 69)

 İsrailoğulları, hem dünyevi hem de uhrevi cihetlerden kendileri için bir rahmet vesilesi olan peygamberlerinin kıymetini bilmediler ve daima asi oldular. O kadar ki, peygamberleri Allaha yalvarıp kendisinin ve kardeşinin bu azgın kavimden beri olduğunu Allah`a arz etmiştir. Bir peygamberin bu tutumu, bir kavim için utanç vesikasıdır.

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Kasım 2016 (146. Sayı)
 


 
21-11-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.