Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 23

Mehmet Zülküf Yel
Hz. Musa, kendisini sarayında besleyip büyüten Firavun ve kavmini terk ettikten sonra, Medyen’e doğru yönelmişti. Medyen suyunda hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü.
Hz. Musa’nın Medyen’e Gidişi

Hz. Musa, kendisini sarayında besleyip büyüten Firavun ve kavmini terk ettikten sonra, Medyen’e doğru yönelmişti. Medyen suyunda hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü. Kadınlar çobanlardan çekiniyorlardı, bu nedenle onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Fakat, Hz. Musa’nın ayetlerde anlatıldığı gibi, son derece güvenilir ve nezih bir görüntüsü vardı. Bu nedenle kadınlar Onunla konuşmaktan çekinmediler. Kadınlar, Hz. Musa’ya iffetlerini sakındıkları için sulamaya gitmediklerini, hayvanlarını sulamaya kendilerinin gitmek zorunda olduğunu, çünkü babalarının yaşlı bir kişi olduğunu anlattılar. Bunun üzerine Hz. Musa kadınlara yardım edip onların hayvanlarını suladı:

“Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları suyun başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: “Bu durumunuz ne?” “Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.” dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı...” (Kasas Suresi:23-24)

Hz. Musa’nın, Allah’a tamamen teslim olmuş bir ruh hali içinde olduğuna da dikkat etmek gerekir. Hz. Musa doğup büyüdüğü ülke olan Mısır’ı tümüyle terk etmiş durumdaydı. Şimdi ise nasıl bir hayatı olacağı henüz belli değildi. Bundan sonra hayatının eskisi gibi olmayacağı kesindi. Ama Allah’ın kaderinde nasıl bir hayat hazırladığını henüz o da bilmiyordu. Rabbine
şöyle dua etti:

“... sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: “Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.” (Kasas Suresi, 24)

Hz. Musa’nın üstteki ayette belirtilen duası, kulluk sırrını tamamen anlamış ve tam olarak Allah’a teslim olarak yapılmış bir duadır. Allah Onun bu samimi duasına icabet etmiş ve Hz. Musa’ya rahmetini göstermiştir. Hz. Musa’nın yeni tanıştığı iki kadına karşı gösterdiği nezâket, Onun için yeni bir hayata vesile olmuştur. Hz. Musa dinlenirken daha önce yardım ettiği kadınlardan biri gelerek yaptığı yardım karşılığında mükâfatlandırmak için babasının onu davet ettiğini söylemiştir:

“Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. “Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafat vermek üzere seni davet etmektedir.” dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: “Korkma” dedi. “Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun.” (Kasas Suresi, 25)

Hz. Musa Rabbine, O’ndan gelecek olan her hayra muhtaç olduğunu belirterek dua etmişti. Ve Allah, Hz. Musa’nın duasına icabet ederek, öldürülme korkusunun ardından kendini güvende hissedeceği ve ona yardımcı olacak birilerini gösterdi. Hz. Musa’nın güçlü ve insanlara güven veren bir hal ve tavrı vardı. Zaten kadınlar da çobanlardan çekinmelerine rağmen Hz. Musa’dan çekinmemişler, Ona güvenmişler ve Onunla konuşmuşlardı. Hatta kadınlardan biri Hz. Musa’nın güçlü ve güvenilir olmasından söz ederek Onun ücretle tutulması için babasına istekte bulunmuştu:

“O (kadın)lardan biri dedi ki: “Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir.” (Kasas Suresi, 26)

Kadın bu ifadesiyle, Hz. Musa’yı güvenilir bir insan olarak gördüğünü babasına da açıkça ifade etmişti. Bunun üzerine yaşlı adam Hz.Musa’nın emin bir insan olduğuna kanaat getirerek, onu kızı ile evlendirme kararı aldı. Hz. Musa’nın güvenilir görüntüsü, bu karara vesile oldu ve yaşlı adam ona şöyle bir teklifte bulundu:

“(Babaları) Dedi ki: “Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşallah salih olanlardan bulacaksın.”

“(Musa) Dedi ki: “Bu, benimle senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah, söylediklerimize vekildir.” (Kasas Suresi, 27-28)

Hz. Musa Kur’an’dan salih bir Müslüman olduğunu anladığımız yaşlı adamın teklifini kabul etti. Ve yaşamının bundan sonraki bölümünü Medyen’de geçirmeye başladı. Allah onu ilk başta öldürülme tehlikesindeyken Nil’in sularıyla taşımış, orada boğulma tehlikesindeyken Firavun’un sarayına götürmüştü. Mısır’da tekrar öldürülme tehlikesindeyken yine kurtarmış, Medyen’de güvenliğe çıkarmıştı.

TUVA VADİSİNE GELMESİ ve İLK VAHİY

Hz. Musa yaşlı kişiyle yaptığı anlaşmaya uydu. Yıllarca Medyen’de kaldı. Konuştukları süre dolunca artık Hz. Musa’nın anlaşması da sona ermiş oluyordu. Süre tamamlanınca Hz. Musa ve ailesi Medyen’den ayrıldılar. Hz. Musa ailesiyle yolda giderken, yakınından geçtiği Tur Dağı tarafında bir ateş gördü. Hz. Musa bu ateşi gidip getirebileceğini, onunla ısınabileceklerini ya da orada bulunan kişilerden bir haber alabileceğini düşündü:

“Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: “Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm.” dedi.” (Kasas Suresi,
29)

“Hani Musa ailesine: “Şüphesiz ben bir ateş gördüm” demişti. “Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.” (Neml Suresi, 7)

“Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: “Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” (Taha Suresi, 10)

ALLAH’IN HZ. MUSA İLE KONUŞMASI

Hz. Musa Tur Dağı’ndaki ateşin yanına vardığında, çok büyük bir gerçekle yüz yüze geldi. Allah, Hz. Musa’ya bir çalıdan seslendi ve ona vahiyde bulundu. Kur’an’da Allah’ın Hz. Musa’ya bu ilk vahyi şöyle anlatılır:

“Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: “Ey Musa,

Âlemlerin Rabbi olan Allah benim;” diye seslenildi. (Kasas Suresi, 30)

“Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: “Ey Musa.” “Gerçekten Ben, Ben senin
Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva’dasın.” “Ben seni seçmiş

bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle.” “Gerçekten Ben, Ben Allah’ım, Ben’den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.” (Taha Suresi, 11-14)

Bu, Hz. Musa’nın aldığı ilk vahiydir ve artık o Allah’ın elçisidir. Allah onu elçi olarak seçtiğini bildirmiştir. Allah ona bir ağaçtan seslenmiştir ve insanın dünyada ulaşabileceği en şerefli makamla şereflendirmiştir.

Allah, Hz. Musa’ya kendisini tanıtıp onun Rabbi olduğunu söyledikten sonra ona asasını sorar:

“Sağ elindeki nedir ey Musa?” Dedi ki: “O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.” (Taha Suresi, 17-18)

Kuşkusuz Hz. Musa’nın elindekinin asa olduğunu Allah bilmektedir. Fakat Hz. Musa’yı eğitmek ve ona kendi gücünü göstermek için asasını atmasını istemiştir:

“Asanı bırak.” (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı...” (Kasas Suresi, 31)

“Asanı bırak;” (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı...” (Neml Suresi, 10)

Hz. Musa, her zaman kullandığı asasının bir yılana dönüştüğünü görünce, ayetlerde bildirildiği gibi korkuya kapılmıştır. Ancak Allah bu olayla birlikte Hz. Musa’yı eğitmiş, Ona teslimiyeti ve Allah’tan başka hiç bir şeyden korkmamayı öğretmiştir:

...”Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz.” (Neml Suresi, 10)

“Dedi ki: “Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.” (Taha Suresi, 21)

Hz. Musa, ayette bildirilen emir gereği asasını geri almıştır. Nitekim bu asa ileride, Firavun’a karşı kullanacağı bir mucize olacaktır. Allah, bunun ardından Hz. Musa’ya ikinci bir mucize daha vermiştir:

“Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın.” (Kasas Suresi, 32)

Hz. Musa’nın ikinci mucizesi ise ayette haber verildiği üzere, elinin bembeyaz olmasıdır. Musa peygamber art arda gelişen bu olaylardan dolayı heyecana ve ayetin ifadesiyle dehşete kapılmıştı. Ancak Allah, kendisini toparlamasını ve bu mucizelerle Firavun’a gitmesini emretmiştir:

“...Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur.” (Kasas Suresi, 32)

HZ. MUSA’NIN KENDİSİNE YARDIMCI OLARAK HZ. HARUN’U İSTEMESİ

Hz. Musa’nın Allah’tan vahiy aldığı sırada vermiş olduğu cevaplar, onun samimiyetine dair örneklerle doludur. Hz. Musa, korktuğunu, çekindiğini, kendisine tam güvenemediğini Allah’a çok samimi bir şekilde söylemiş ve O’ndan yardım dilemiştir. Örneğin Mısır kavminden birisini öldürdüğünü, onların da karşılık olarak kendisini öldürmelerinden endişe ettiğini söylemiştir. Hz. Musa’nın bir diğer korkusu da kendisini iyi ifade edemeyeceğini düşünmesidir. Akıcı konuşamadığını düşünmüş ve Firavun’a iyi hitap edemeyeceği için endişelenmiştir. Bunun için, konuşması daha akıcı
olan kardeşi Hz. Harun’un kendisine yardımcı olarak verilmesini istemiştir:

“Dedi ki: “Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum.”

“Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum.” (Kasas Suresi, 33-34)

“Kardeşim Harun’u, onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece seni çok
tesbih edelim.Ve seni çok zikredelim.” (Taha Suresi, 30-34)

Hz. Musa’nın Hz. Harun’u yardımcı olarak istemesindeki bir diğer neden de yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Allah’ı çokça zikredebilmektir. Hz. Musa, eğer iki kişi olurlarsa Allah’ı daha çok anacaklarını düşünmüştür. Gerçekten de inananların beraber olmaları, birbirlerini manen desteklemeleri, gafletten korumaları açısından çok önemlidir ve bu nedenle Kuran’da inananların beraber olmaları pek çok ayetle öğütlenmektedir. Allah, Hz. Musa’nın isteklerini kabul etmiştir. Ona hem tebliğde hem de kuvvet bakımından destek olması için Hz. Harun’u yardımcı olarak verdiğini bildirmiştir:

“(Allah) Dedi ki: “Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir ‘güç ve yetki’ vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız.” (Kasas Suresi, 35)

Aynı olay, başka ayetlerde de şöyle anlatılır:

“Dedi ki: “Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz
ki; söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl.” (Taha Suresi, 25-29)

“Şüphesiz sen bizi görüyorsun. (Allah) Dedi ki: “Ey Musa istediğin sana verilmiştir. (Taha Suresi, 35-36)

Hz. MUSA’NIN BÜYÜCÜLERLE MÜCADELESİ

Hz. Musa’ya karşı hünerlerini ortaya koymaları için Mısır’ın dört bir yanından toplanan bütün sihirbazlar, Firavun’a geldiler. Firavun kendisinin mutlaka üstün geleceğini düşünüyordu. Böyle bir mücadelenin ardından o ve çevresindekiler kendi hükümdarlıklarını koruyacaklardı. Büyücüler ise bu mücadeleyi kazanırlarsa Firavun’dan nasıl bir armağana ulaşacaklarını merak ediyorlardı:

“Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.” “Sihirbazlar Firavun’a gelip dediler ki: “Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?” “Evet” dedi. “(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız.” (Araf Suresi, 112-114)

Firavun, kendince saltanatını pekiştirecekti, büyücüler de Firavun’a yakın olacak ve menfaat elde edeceklerdi. Bir tarafta Mısır’ın tüm bilgin büyücüleri, diğer tarafta ise daha önceden tanıdıkları ve köle bir kavmin mensupları olan Hz. Musa ve Hz. Harun vardı. Kimin önce başlayacağına Hz. Musa’nın karar vermesini kabul ettiler:

“Ey Musa” dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım.” Dedi ki: “Hayır, siz atın.” Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü. (Taha Suresi, 65-66)

Sihirbazlar sihirlerini atınca ipler ve asalar kendilerine koşuyormuş gibi gözüktü. Ayette haber verildiği gibi, herkes göz aldanmasıyla ipleri ve asaları koşar gibi görmüştü. Dikkat edilirse ayette “koşuyormuş gibi göründü” denmektedir. Yani gerçek bir koşma olayı yoktur, sadece bakan insanlara öyle gözükmüştür. Başka bir ayette de yapılan sihrin yine yalnızca göz aldanması olduğu ve bu şekilde insanların etkilendiği şöyle anlatılır:

“(Musa:) “Siz atın” dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.” (Araf Suresi, 116)

Firavun’un büyücüleri, sergiledikleri illüzyon numaralarıyla halk üzerinde büyük bir itibar kazanmış durumdaydılar. Bunu ise Firavun’un saltanatını güçlendirmek için kullanıyorlardı. Her türlü büyüyü “Firavun’un gücü adına” yapıyorlar ve böylece Firavun sistemini ayakta tutuyorlardı. Firavun ise bu büyücülere maddi çıkar sağlıyordu. Kısacası ortada karşılıklı oluşturulmuş bir menfaat ilişkisi vardı.

İşte büyücüler de Hz. Musa ile mücadeleye girerken, Firavun’un metafizik bir gücü olmadığını bildikleri halde, sırf çıkar elde etmek ve onun yanında iyi konuma gelebilmek için asalarını attılar. Bunu yaparken kazanacaklarından çok emindiler ve üstün geleceklerini söylediler:

“Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: “Firavun’un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz” dediler. (Şuara Suresi, 44)

Büyücülerin yaptıkları gösteriler hileli bile olsa görenleri etkiliyordu. Kur’an’da bildirildiğine göre, halk dehşete düşerken Hz. Musa da bundan etkilendi ve içi korkuyla doldu. Çünkü Hz. Musa da bu illüzyon nedeniyle ipleri ve asaları koşuyor gibi görmüştü. Allah, korkmaması için Hz. Musa’ya hatırlatmada bulundu:

“Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı. “Korkma” dedik. “Muhakkak sen üstün geleceksin.” “Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.” (Taha Suresi, 67-69)

Hz. Musa, Rabbinin bu hatırlatması üzerine hemen büyücülere dönerek onların yaptıklarının bir büyü olduğunu ve Allah’ın onu geçersiz kılacağını haber verdi:

“....Musa dedi ki: “Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez.” (Yunus Suresi, 81) Bu sözlerinin ardından Hz. Musa da asasını attı. Sonuç, büyücüler için dehşet vericiydi. Onlar bir şeyleri koşuyormuş gibi göstermeye çalışıp insanları kandırırken Hz. Musa’nın asası onların tüm büyülerini yutmuştu:

“Biz de Musa’ya: “Asanı fırlatıver” diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.” (Araf Suresi, 117-119)

Hz. Musa’nın asası, büyücülerin yaptıkları gibi bir illüzyonla değil, gerçekten mucizevi bir şekilde hareket etmiştir. Büyücüler Hz.Musa’ya bir tuzak kurmuşlardır. Ancak tuzak kurucuların en hayırlısı olan Allah, Hz. Musa’ya onların tuzaklarını geçersiz kılan bir tuzak kurdurmuştur. Böylece büyücülerin tuzakları kendi başlarına geçmiş, Allah bir mucize yaratarak asaya doğaüstü bir özellik vermiştir.

Sonuçta herkes Firavun’un büyücülerinin galip geleceğini düşünürken çok farklı bir sonuç ortaya çıkmış ve Hz. Musa galip gelmiştir. Böylece herkes Allah’ın vaadinin hak olduğunu görmüştür. Allah Hz. Musa’yı yalnız bırakmamış ve Hz. Musa Rabbinin mucizesi sayesinde yeryüzünün o devirdeki en güçlü sistemlerinden birine karşı galip gelmiştir.

BÜYÜCÜLERİN İMAN ETMESİ

Hz. Musa ile büyücüler arasındaki karşılaşma, Firavun, büyücüler ve seyreden halk için hiç beklenmeyen bir sonuçla bitmiş oluyordu. Kazanacaklarından emin ve mağrur olan büyücüler kaybetmişlerdi. Hem de bu, bütün Mısır halkının önünde açık bir mağlubiyetti. Bunun büyücüler üzerindeki etkisi ise çok daha büyük oldu. Büyücülerin yaptığı bir göz aldanmasıydı. Bunun gerçek olmadığını büyücüler çok iyi biliyordu. Hazırladıkları düzeneklerle, hileyle insanları kandırıyorlar ve kendilerinin ve dolayısıyla Firavun sisteminin ilahi bir özelliği varmış gibi gösteriyorlardı. Fakat diğer tarafta çok farklı bir durum vardı. Bu bir illüzyon ya da göz aldanması değildi. Gerçekten Hz. Musa’nın asası onların düzeneklerini yutmuştu. Sihirbazlar bunun gerçek bir mucize olduğunu ve Allah’ın varlığının ve Hz. Musa’ya olan desteğinin bir delili olduğunu anladılar ve hemen iman ettiler:

“Ve sihirbazlar secdeye kapandılar. ‘Alemlerin Rabbine iman ettik’ dediler. “Musa’nın ve Harun’un Rabbine...” (Araf Suresi, 120-122)

Bir anda her şey tersine dönmüştü. Galip geleceğinden son derece emin olan ve halkın önünde Hz. Musa’ya karşı mücadeleye girişen Firavun yenilmiş, büyücüleri de Hz. Musa’ya iman etmişti. İlk başta Firavun büyücülerin iman etmelerini kabullenemedi. Çünkü sapkın inancına göre her şeyin (insanların dahi) sahibi kendisiydi ve iman etmeleri için de insanlara onun izin vermesi gerektiğini zannediyordu:

“Firavun: “Ben size izin vermeden önce O’na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna
karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz.” (Araf Suresi, 123)

Zalim tavrını ortaya koyan Firavun hemen çarpık mantığıyla haklı çıkmaya çalıştı. Ortada büyük bir mucize vardı. Büyücüler yenilmiş ve Hz. Musa’ya iman etmişlerdi. Firavun’un da ortadaki mucizeyi görüp imana gelmesi gerekirken, aksine o kendisinin de yalan olduğunu bildiği düzmece yorumlar yaptı ve senaryolar kurdu. Ona göre, büyücülerle Hz. Musa beraber hareket etmiş ve Mısır’da hakim olmak için böyle bir şey düzenlemişlerdi. Hatta büyüyü de
onlar Hz. Musa’dan öğrenmişlerdi:

“...Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür...” (Taha Suresi, 71)

İşte Firavun, Allah’ın apaçık olan ayetlerini, mucizesini görmesine rağmen böyle direnip karşı koyuyordu. Kuşkusuz bu, en değişmez inkârcı mantıklardan birisidir. İnkârda direnen insanlar, en açık mucizeyi görseler bile onu yalanlayacak bir ruh hali içinde olurlar. Kendi inkârlarını meşrulaştırmak için her türlü mantık dışı yola saparlar. Firavun’un gösterdiği katı inatçılık, Allah’ın varlığını, birliğini, dininin hak olduğunu kabul etmek istemeyen sayısız inkârcıda her devir ve her toplumda görülür.

Ancak Firavun bu inatçılığın kendisini kurtaramayacağını biliyordu. Büyücülerin yenilmesi ve sonra da iman etmesi nedeniyle halk gözündeki otoritesi sarsılmıştı. Bu durumu düzeltmesi ve bir şekilde toplumdaki baskısını sürdürmesi gerekiyordu. Bunun üzerine zora başvurdu ve iman eden büyücüleri işkenceyle öldürmekle tehdit etti. Fakat büyücüler Allah’ın ayetinin gerçek olduğunu açıkça görmüşler ve tümüyle O’na yönelip dönmüşlerdi. Kur’an’da bir kaç yerde, bu esnada iman eden büyücülerin kararlı sözlerine yer verilmiştir:

“...O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma
dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız.” Dediler ki: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla ‘tercih edip-seçmeyiz.” Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.”  “Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir.” (Taha Suresi, 71-73)

(Onlar da:) “Biz de şüphesiz Rabbimize döneceğiz” dediler. Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. “Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür.” (Araf Suresi, 125-126)

“Hiç zararı yok” dediler. “Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz.” “Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.” (Şuara Suresi, 50-51)

Ayetlerde haber verildiği gibi, iman eden bu kişiler, Firavun’un tehditlerine karşı kararlılık göstermiş, ona boyun eğmemişlerdir. Çünkü artık onlar öldürülseler bile üstün ve güçlü olan, her şeyi yaratan ve her şeyin Rabbi olan Allah’a döneceklerini anlamışlardır. Eski inkârlarının ve dine karşı olan aleyhte tavırlarının ise Rabbleri tarafından da bağışlanacağını ummuşlardır. Çünkü Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir.

Bu olaydan sonra, Firavun, çevresine yaptığı baskıyı arttırdı. Halkı alabildiğince sindirmeye çalıştı. Firavun’un bu baskısı nedeniyle Hz. Musa’nın kavminin içinde sadece gençlerden oluşan bir grup dışında kimse iman etmedi. Büyücülerin gösterdikleri samimiyet ve cesaret, söz konusu mümin gençler dışında kavmin geneli tarafından gösterilmedi. Bu kavim, Allah korkusundan yoksun olduğu için, Allah’ın gücünü takdir edemeyip aciz insanlardan korktukları için iman etmediler. Bu gerçek Kuran’da şöyle haber verilir:

“Sonunda Musa’ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” (Yunus Suresi, 83)

Hz. Musa’ya iman edenler arasında yer alan kişilerden biri ise, bizzat Firavun’un karısıydı. Firavun ile birlikte pek çok dünyevi nimetin içinde yaşayan bu şerefli hanım, Allah’a iman ederek hem bu nimetleri terk etmeyi hem de Firavun tarafından şiddetli bir belaya uğramayı göze almıştı. Bu, kuşkusuz çok samimi ve derin bir imanın göstergesidir. Nitekim Allah Kur’an’da Firavun’un karısını da örnek bir mümin kadın olarak, Hz. Meryem’le beraber saymaktadır:

“Allah, iman edenlere de Firavun’un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: “Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.” (Tahrim Suresi, 11)

Firavun’un karısının bu samimi imanı, kuşkusuz Kur’an’da da bildirildiği gibi tüm Müslümanlara güzel bir örnektir. Bu salihe mümin, dünyaya yönelik tüm hırslardan sıyrılmış, gerçek yaşamın ahiret olduğunu anlamıştır. Kısa dünya menfaatlerini –ne kadar şaşaalı görünseler de- sonsuz cennet nimetlerine tercih etmemiştir. Allah’a kendisine cennette bir barınma yeri vermesi için dua etmiştir.

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi -  Haziran 2016 (141. Sayı)
 
12-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.