Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 22

Mehmet Zülküf Yel
Hz. Musa`nın kıssası, mazlumların zulme karşı başkaldırılarının ve zulmün tarihteki sembolü olmuş figürlerinin mağlubiyetlerinin hikâyesidir adeta.
HZ. MUSA`NIN HAYATI VE MÜCADELESİ – 1

Hz. Musa`nın kıssası, mazlumların zulme karşı başkaldırılarının ve zulmün tarihteki sembolü olmuş figürlerinin mağlubiyetlerinin hikâyesidir adeta. Bu kıssada Tevhidi mücadelenin ayrıntıları vardır. Hz. Musa`nın mücadelesi, kıyamete kadar gelecek olan bütün mü`minlere bir mücadele perspektifi sunmaktadır. Küfrün karakteri ve zulüm sisteminin üzerine kurulu olduğu temel dinamikler, net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Zalimlerin zulüm mantığı ve kendi düzenlerini ayakta tutarken kullandığı temel enstrünmanlar, Kur`anî bir ifade ile ortaya konulmaktadır ki, adeta bu tasvirlerde günümüzün fotoğrafı çekilmektedir. Özellikle mazlumların herkesten daha ziyade bu kıssayı ve kıssadaki mesajları anlaması lazımdır. Mazlumların eliyle zulüm saraylarının en olumsuz koşullarda bile nasıl yerle yeksân edilebileceği fiili örneklerle ortaya konulmaktadır. Zulmün mukadder akıbetinin yenilmek olduğu müjdesi verilmektedir. İşte böylesi bir nebevi tecrübenin, sonraki nesillere bir mücadele külliyatı olarak Kur`anî yolla tevarüs etmesi, Allah`ın mazlum muvahhidlere büyük bir lütfudur.

Kuran`da kendisinden ve yaşamından en çok bahsedilen peygamber Hz. Musa`dır. Otuz dört sûrede Hz. Musa`dan bahsedilmektedir. Kur’an`da Hz. Musa`nın hayatına dair çok detaylı bilgiler verilmektedir.  Tüm bu sûre ve ayetlerde; Hz. Musa`nın, çocukluğundan başlayarak Firavun`a karşı olan mücadelesi, kavminin olumsuz duruşu ve onlara yaptığı tebliğ, çok ayrıntılı bir şekilde aktarılmıştır. Özellikle Hz. Musa`nın,  mücadelenin zorlukları ve kavminin ökçeleri üzerine geriye dönmesi esnasında ortaya koyduğu duruş, muazzam bir dirayet örneğidir.

Eski Mısır medeniyeti,  tarihin en eski uygarlıklarındandır. Mısır, döneminin en organize sosyal ve siyasi düzenine sahip sayılı devletlerinden birisi olarak bilinir. M.Ö. 3000`ler civarında yazıyı kullanmaları, Nil nehrinden faydalanmaları, ülkenin çevresinin çöllerle kaplı olması ve doğal yapısı sayesinde dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korunmuş olması, Mısırlıların sahip oldukları medeniyetin ilerlemesine büyük katkıda bulunmuştur.

Ancak bu uygarlık, "Firavunî yönetim" olarak ifadesini bulan zulüm ve küfür temelleri üzerinde yükselen bir yapılanma idi. Bu toplumun idarecileri, toplumu köleleştirip onları ezmiştir. Sahip oldukları imkânlar, onların asi ve bağiy olmasına sebep olmuştur. Allah`a karşı asi olan bu medeniyetin temsilcileri, tuğyanda sınır tanımamışlardır. Yeryüzünü fitne ve fesada boğup Allah`a kul olması gereken ve hür olarak doğan insanları köleleştirmişlerdir. Başta hürriyetleri olmak üzere temel insani hak ve özgürlüklerini gasp etmişlerdir. Azgınlıkta sınır tanımayan bu idareci zümrenin başında bulunan hükümdarlar, kendilerini en yüce ilah ilan etmişlerdir. Allah Azze ve Celle`nin bahşettiği nimetlerle azan bu topluluk, Allah`ın elim gazabına müstahak olmuştur. Ellerindeki kudret ve imkânlar, Allah`ın kahredici azabını onlardan savamamıştır.

Mısır tarihinin en önemli olayları ise, İsrailoğulları`nın bu ülkedeki varlıklarıyla ilgili olarak gelişmiştir.

Hz. Yakup`un oğulları "İsrailoğulları" olarak bilinen, sonradan "Yahudi" olarak da anılan kavmi oluşturmuştur. İsrailoğulları’nın Mısır`a gelişleri ise, Hz. Yakub`un oğlu Hz. Yusuf zamanında olmuştur. Kuran`da Hz. Yusuf`un yaşamı Yusuf sûresinde detaylı bir şekilde anlatılır. Hz. Yusuf, küçüklüğünden başlayarak birçok sıkıntılar çekmiş, saldırılara ve iftiralara maruz kalmıştır. Daha sonra bir iftira sonucunda girdiği zindandan kurtularak, Mısır`da hazinelerin başına geçmiştir. Bunun ardından onun öncülüğünde İsrailoğulları Mısır`a girmeye başlamışlardır. Kuran`da bu olay şöyle anlatılır:

"Böylece onlar (gelip) Yusuf`un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: "Allah`ın dilemesiyle Mısır`a güvenlik içinde giriniz." (Yusuf Suresi:99)

Kur’an`dan anladığımıza göre, ilk başlarda yukarıdaki ayette belirtildiği gibi barış ve güven içinde yaşayan İsrailoğulları, zamanla Mısır toplumu içindeki statülerini kaybetmeye başlamışlar ve sonunda köle konumuna gelmişlerdir. Ayetlerden, Hz. Musa`nın geldiği dönemde İsrailoğulları`nın böyle bir konumda yaşadıkları görülmektedir.  Hz. Musa, Kuran`da anlatıldığına göre "kölelikte bulunan bir kavmin" bir üyesi olarak Firavun`a gitmiştir.
Ayetlerde bildirildiğine göre Mısırlılar, İsrailoğulları üzerinde gerçek bir kölelik yönetimi kurmuşlardı. Onları, kendi işlerinde hizmetçi olarak kullanıyorlardı. Köleleştirdikleri İsrailoğulları’nı her türlü haktan mahrum bırakıp eziyorlardı. Köleliğin sürmesi için onları zorlamakta ve işkenceyle baskı altında tutmaktaydılar. Firavun düzeni, zulmetme işini o kadar ileri götürüyordu ki, onurlarını ayaklar altına aldığı gibi, erkeklerini öldürmeyi kendileri için bir hak olarak görüyordu. Özellikle İsrailoğulları’nın nüfusunu kontrol altında tutmak için belli zamanlarda doğan erkek çocukları kılıçtan geçiriliyordu. Kadınları ise, hizmetçi olarak işlerinde kullanmak üzere sağ bırakıyor ve kadınları üzerinden İsrailoğulları’nın onurlarını ayaklar altına alıyorlardı. Allah, İsrailoğulları`na hitap eden ayetlerde bu gerçeği şöyle açıklar:

"Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı." (Bakara Suresi: 49)

"Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı." (Araf Suresi:141)

Mısır`da hâkim olan bir din vardı. Bu, Firavun`un atalarından kalan eski, putperest bir dindi. Bu batıl dine göre birçok tanrı vardı. Firavun ise yeryüzünde yaşayan bir tanrıydı. İşte bu düşünce, ona halkı karşısında büyük bir güç veriyordu. Firavun ve onun etrafındakiler atalarının dininden kaynaklanan yaşam tarzına karşı Musa peygamberi bir tehlike olarak görmüşlerdi. Çünkü atalarının dinine göre büyüklük tümüyle Firavun`a aitti. Firavun`un bu büyüklenme ve sahiplenme isteği ve Hz. Musa ile Hz. Harun`u kendine rakip gibi görmesi, Firavun ve çevresinin Hz. Musa ve Hz. Harun`a söylediklerinden anlaşılmaktadır:

"Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler." (Yunus Suresi: 78)

Firavun, atalarının dinine göre kendisinin tanrı olduğunu iddia ediyordu. Hatta bu konuda çok daha ileri giderek kendisinin en yüce Rab olduğunu ileri sürüyordu:

"(Firavun) Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim." (Naziat Suresi: 24)

Firavun ve çevresindekiler sahip oldukları batıl dinlerinden dolayı kendilerini ilahi şahıslar olarak görüyorlardı. Gerçek dinin ortaya koyduğu tevazu, sevgi, şefkat gibi kavramlardan tamamen uzak oldukları için büyüklenen bir yapıları vardı. Ayrıca Hz. Musa`nın risâleti, tümü ile küfür ve zulmü reddettiği için Firavun için büyük bir tehlike idi. Çünkü Hz. Musa`nın başarılı olması demek, Firavunun zorba ve köleci siteminin yıkılması demekti. Firavun ve yönetiminin kendilerini ilah olarak topluma takdim etmelerinin arkasındaki temel etkenlerden birisi de, beyinleri uyuşturulmuş olan kitlelere din kılıfı adı altında kendi sistemlerini kabul ettirmekti. Tarih boyunca zalimler pek çok unsur gibi din öğesini de zulüm düzenlerini meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanmışlardır. Zulme başkaldıranları ise, uyduruk dini gerekçelerle mahkûm etmişlerdir.

Firavun’un Mısır halkı üzerinde o kadar büyük bir etkisi vardı ki, herkes onun gücüne boyun eğmişti. Mısır`ın tüm topraklarının ve Nil nehrinin sahibinin yalnızca Firavun olduğunu zannediyorlardı:

"Firavun, kendi kavmine şöyle diyordu: "Ey kavmim, Mısır`ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" (Zuhruf Suresi:51)

Mısır için Nil hayat demekti. Nil sayesinde tarım yapılabiliyordu. Ondan alınan suyla ekinler sulanıyor, hayvanlar ihtiyaçlarını sağlıyor, insanlar su içebiliyorlardı. İşte Firavun`a ve çevresindeki önde gelenlere göre tüm bu suyun ve toprakların tek sahibi Firavun`du. Firavun`un bu gücünü herkes kabullenmiş ve ona tabi olmuştu.

İnsan fıtratına aykırı köleci düzenin bekası için, insanlar fırkalara ayrılmış ve birbirlerine düşman hale getirilmişti. Böylelikle kendilerine ezen firavunî düzene karşı haklarını talep edemeyecek duruma getirilmişlerdi. Toplumun bir kısmı devletin imkânları ile ezilirken, bellerini doğrultamayacak bir tarzda toplumsal yapı oluşturulmuştu.

"Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır`da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı." (Kasas Suresi: 4)

Hz. Musa’nın doğumundan önceki Mısır`a baktığımızda; ülkenin tümüyle fesat ve bozgunculukla dopdolu olduğunu görüyoruz. Sırf ırk farklılığından dolayı insanlar köle yapılıyor, işkence altında tutuluyor ve erkek çocuklar sebepsiz yere öldürülüyordu. İşte böyle bir ortamda Allah baskıyı ve zulmü ortadan kaldıracak, insanlara Rablerinin Allah olduğunu hatırlatacak, tekrar hak dini insanlara öğretecek ve İsrailoğulları`nı esaretten kurtaracak bir elçi olarak Hz. Musa`yı gönderdi.

Hz. Musa, çok zor bir ortamda dünyaya geldi. Dünyaya geldiği anda dahi hayatı tehlikedeydi. Firavun, tüm yeni doğan erkek çocukları öldürüyor, kız çocukları ise kölelik yapması için sağ bırakıyordu. İşte, Hz. Musa böyle bir tehlike içinde kölelerin arasında öldürülme tehdidiyle yaşamaya başladı. Annesi de Hz. Musa için endişe ediyordu. Bu endişesi Allah`tan aldığı ilhama kadar da sürdü:

Musa`nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik). (Kassas Sûresi: 7)

Allah, Hz. Musa`nın annesine eğer korkarsa ne yapacağını söylemişti. Eğer Firavun`un adamları Hz. Musa`nın doğduğunu öğrenirse onu sandığın içine koyacak ve suya bırakacaktı. Hz. Musa`nın annesi aldığı vahiy doğrultusunda öyle de yaptı. Çünkü oğlunun hayatından endişe ediyordu. Hz. Musa`yı bir sandığa koydu ve akmakta olan Nil`in sularına bıraktı. Akıntının onu nasıl ve nereye götüreceğini bilmiyordu. Fakat Rabbinin ilhamı ile sonunda tekrar kendisine geri döneceğini ve peygamber olacağını biliyordu. Her şeyi yaratan ve onlara nizam veren Allah, onu ve Hz. Musa`yı da yaratmış, kaderlerinin ne olduğunu da ona bildirmişti.

"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"

"Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır." (Taha Suresi: 38-39)

"Nihayet Firavun`un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi. Firavun`un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi." (Kasas Suresi: 8-9)

Böylece Firavun ve ailesi, kaderlerinin nereye gittiğini bilmeden ancak o kadere tabi bir şekilde Hz. Musa`yı buldular ve onu evlatlık olarak yanlarına aldılar. Hatta Hz. Musa`yı kendileri için bir fayda getirir umuduyla yanlarında tuttular.

Diğer tarafta ise Hz. Musa`nın annesi oğlunun durumunu bilemediği için endişe içindeydi. Allah onun bu duruma dayanması için kalbini pekiştirdiğini bildirmiştir:

“Musa`nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü`minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse Onu(n durumunu) açığa vuracaktı. Ve Onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi. Biz, daha önce Ona sütanalarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza Onun bakımını üstlenecek ve Ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi. Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah`ın va`dinin hak olduğunu bilmesi için, Onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi: 10-13)

Bebek yaştaki Hz. Musa, kendisine gelen hiç bir sütannesine yönelmemiş, hiçbirinin sütünü içmemişti. Çünkü; Allah Ona sadece annesinin sütünü içmesini takdir buyurmuştu. Bu yüzden süt emzirmek için gelen bütün anneler eli boş geri dönmüştü.

Allah, Hz. Musa kıssasında, zor gibi gözüken olayları kolaylıkla yarattığını ve şer gibi gözüken olayları kolaylıkla hayra çevirdiğini insanlara göstermektedir.  Bütün sebeplerin hâkimi olan Allah hikmet dairesi içerisinde onları öyle bir şekilde bir araya getirir ki, hiç beklenmeyen neticeler ortaya çıkar. Ölüm tehlikesi altında olan Hz. Musa,   kavmini köleleştiren Firavun tarafından koruma altına alınır. Böylelikle zulmün kalesinde, bu kaleyi yıkacak bir peygamber büyür. Firavun, kendi elleri ile kendi sonunu hazırlamıştır. Rabbimin işleri ne güzeldir.

Firavunun sarayında büyüyen ve gençlik çağına erişen Hz. Musa, kendi kavminden birisinin Mısırlı birisiyle savaştığını görünce ona yardım eder ve Mısırlıya bir yumruk atar. Hz. Musa`nın attığı yumruk neticesinde Mısırlı orada ölür.

Kuran`da Hz. Musa ile ilgili şöyle bir olay aktarılmıştır:

"(Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir; o, gerçekten açıkça saptırıcı bir düşmandır" dedi. "(Kassas Sûresi,:15)

Hz. Musa büyük bir hata yaptığının farkına varır. Hz. Musa şeytanın insana vermeye çalıştığı bu kötü duygunun bir zulüm olduğunu vicdanıyla hemen anlamış, şeytanın kışkırtmasıyla işlediği hatadan dolayı tevbe edip Allah`a sığınmıştır. Kıssanın devamında Hz. Musa`nın bu örnek ve vicdanlı tavrı şöyle anlatılır:

“Dedi ki: "Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı. Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir. Dedi ki: "Rabbim, bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkârlara destekçi olmayacağım.” (Kassas Sûresi: 16-17)

Hz. Musa, onlardan birisini yanlışlıkla öldürmüştü. Şimdi onlar kendi ırklarını tutacakları için Hz. Musa`nın öldürülmesini isteyebilirlerdi. Bu ihtimal, ona korku vermişti:

"Böylece şehirde korku içinde (çevreyi) gözetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen (kişi, bugün de) kendisine yardım için bağırıyor. Musa, ona dedi ki: "Sen açıkça bir azgınsın." (Kassas Sûresi:18)

Böylece Hz. Musa ile Firavun kavmi arasındaki ayrılma başladı. Hz. Musa kendisine Firavun ve çevresi tarafından bir zarar geleceği endişesiyle geceyi geçirdi. Gündüz vakti yukarıdaki ayetlerde bildirilen olay gerçekleşti:

Bir gün önce yardım ettiği kişi yine başka birisi için Hz. Musa`dan yardım istedi. Çünkü Hz. Musa ayetin ifadesiyle onun taraftarlarındandı ve aynı bir gün önce yaptığı gibi o gün de kendisine yardım edeceğini düşündü.  Hz. Musa ise, kendi kavminden olan bu bozguncuya yardım etmemiş ve kendisinin azgınlardan olduğunu söylemiştir. İstediği yardımı alamayan bu azgın, Hz. Musa`yı deşifre etmiştir.

Hz. Musa, Mısır halkından birisini yanlışlıkla da olsa öldürmüş bir insan konumundaydı. Firavun ve önde gelenler de Hz. Musa`nın cezalandırılmasını ve hatta öldürülmesini görüşmeye başladılar. Bu konuşmaları duyan bir kişi, Hz. Musa`ya gelerek onu uyardı. Öldürülmekten endişe eden Hz. Musa şehirden ayrılıp Mısır`dan uzaklaştı:

"Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim." Böylece oradan korku içinde (çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar" dedi." (Kassas Sûresi: 20-21)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Mayıs 2016 (140. Sayı)
 
15-05-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.