Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 21

Mehmet Zülküf Yel

Hz. Yusuf`un Kısasından Dersler ve İbretler-5 Geçmişin ve geleceğin hâkimi, bilgi ve hikmetin hâkimi ve sahibi Allah`tır. Allah Azze ve Celle`nin isim ve sıfatlarının tecellileri, hikmet çerçevesindedir.
Hz. Yusuf`un Kısasından Dersler ve İbretler - 5

1) Geçmişin ve geleceğin hâkimi, bilgi ve hikmetin hâkimi ve sahibi Allah`tır. Allah Azze ve Celle`nin isim ve sıfatlarının tecellileri, hikmet çerçevesindedir. Allah bir işin olmasını tecelli ettikten sonra mutlaka, o işin gerçekleşmesi için gereken yolları kolaylaştırır. Allah`a dayanan ve tevekkül eden muvaffak olur. Bu işler, insanoğlunun çoğu zaman aklıyla kavrayamadığı ve tasavvur edemediği işlerdir. Allah birisini aziz kılmak istediği zaman, onun için izzet yollarını kolaylaştırır, izzetin mertebelerini ayaklarının dibine serer. Bu makam ulaşabilmek için de her hal ve şartta kulluğun edebiyle hareket etmek lazımdır. Acizlik ve fakirlikle, izzet ve azamet dergâhının kapıları çalındığı zaman, İlahi rahmet, kulu izzetin zirvesine çıkaran bir merdiven olur. Bu merdiven ile zirveye ve menzile ulaşmak da marifet ile olur. Kalbi marifete açık olan kullar, kimsenin düşünmediği bir şekilde izzet tahtına oturur. Allah hem dünyada, hem de ahirette böylesi kullarına güzellikler ihsan eder. Mutlak hâkim olan Allah Azze ve Celle`nin fiilleri ne güzeldir.

"Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin eşyalarından önce onların eşyalarını aramaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünün içinden çıkardı. İşte Yusuf`a biz böyle bir oyun öğrettik. Melikin kanunlarına göre, kardeşini alıkoymasına imkân yoktu. Ancak Allah dilerse o başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde bir başka bilen vardır." ( 12:76)

2) Adalet, İslam`ın en temel ilkelerinden birisidir. Adalet temelinde toplumsal bir yapı inşa etmek ve adaleti ayakta tutan bireyler inşa etmek İslam`ın temel hedeflerindendir. Adalet çerçevesinde geçerli olan kurallardan birisi de suçun şahsiliğidir. Hiç kimse bir başkasının günahını ve cürmünü yüklenemez. Yine birisinin suçundan dolayı, akrabaları ve yakınları cezalandırılamaz. Yine bir bireyin işlemiş olduğu bireysel eksenli bir suçtan dolayı, bir topluluk cezalandırılamaz. Allah Azze ve Celle, haddi aşanları sevmez. İslam ve din adına bile olsa, suçlulara karşı yapacağımız tasarruflar şeriat dairesi içerisinde olmalıdır. Fazlası; kin, öfke ve nefsin eseridir. Adalet, her konuda denge demektir. Suç ve ceza konusunda da sapmalara uğramak, adaleti sağlama namına adaletsizlik anlamına gelmektedir. Şeriat suçun şahsiliğini öngörmüş ise, bizim durmamız gereken nokta tam da burasıdır.

"Dediler ki: "Ey vezir! Emin ol ki, bunun çok yaşlı bir babası var. Onun için yerine birimizi al. Gerçekten de biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."

"O dedi ki: "Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını tutuklamaktan Allah korusun. Çünkü öyle yaparsak zalimlerden oluruz." ( 12:78-79 )

3) En zor zamanlarda bile Allah`a dayanmak gerekir. Çünkü sonsuz kudreti ile bütün hayatı kuşatan O`dur. Hüküm ve hikmet sahibi olan O`dur. Sonsuz acizlik ve fakirlik içerisinde olan kullara yardım edebilecek olan da ancak O`dur. Hayatın her safhası imtihan ile bezenmiştir. Karşılaşmış olduğumuz her olay bir imtihan vesilesidir. O halde biz kullara güzelce sabretmek düşer. Sabrın kendisi acıdır; ama meyvesi tatlıdır. Her menzile varışın temelinde sabır vardır. Başarılar, sabır ikliminde yeşerir. İmtihanın sırrı tam da sabır ile çakışır. "Güzelce sabretmeyi" hayatın temel düsturlarından birisi olarak kabul etmeyenler, madden ve manen muvaffak olamazlar. Kulluğun gereklerini yerine getirme ve Allah`ın mukadderatına razı olmanın ispatı da sabırdır. Sabırsızlık ise, tam bir felakettir, mazi ve müstakbeli harap eden alevli bir ateştir. Dünya ve ahiretin harap olması için, sabırsızlık göstermek yeter nedendir.

"Babaları dedi ki: "Hayır, sizi nefisleriniz aldatıp bir işe sürüklemiş. Artık bana güzel güzel sabretmek düşüyor. Belki Allah hepsini birden bana geri getirir. Çünkü O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir." ( 12:83)

4) Peygamberlerin de insani yönleri vardır. Bunu göz ardı etmemek lazımdır.  Zaten peygamberlerin melek olarak değil de insan olarak gönderilmesinin temel nedeni budur. İnsanlar, ancak kendileri ile aynı özellikleri paylaşan birisinin rehberliğini ve önderliğini takip edebilirler. Yaşayan bir örnek olarak peygamberler insan olmalı ki, Allah`ın şeriatını tatbik etmede rabbani bir örneklik oluşturabilsin. İşte bu cihetle insani his ve duyguların peygamberler başta olmak üzere, İslam davasının önderlerinde ortaya çıkması bir eksiklik değildir. Tam tersine tabii bir durumdur. Eksik ve yanlış olan ise, başta peygamberler olmak üzere İslam davasının önderlerini insani eksikliklerden münezzeh olarak görme eğilimi ve bakış açısıdır.

 Ayrıca nübüvvet nuru ile ileriyi gören Hz. Yakub,  Hz. Yusuf`un ileride peygamber olacağını görmüş olabilir. Bu üzüntü ve hüznün bir yönü de nübüvvet ciheti ile alakalı olabilir.

"Ve onlardan yüz çevirdi de: "Ey Yusuf`un ateşi, yetti artık, yetti!" dedi. Ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık yutkunuyor da yutkunuyordu." (12:84)

5) En zor şartlarda bile sığınılacak yegâne merci Allah Azze ve Celle`dir. Çünkü O`nun hükmü ve kudreti her şeyi kuşatmıştır. En zor zamanlarda bile asla ümidi yitirmemek lazımdır. Çünkü iman bağı ile Rabbine bağlanan insan, bütün hususların Allah`ın tasarrufu altında olduğunun bilincinde olur ve ilahi mukadderata razı olur. Yeis, imanın zıddıdır; Allah`ın rahmetinden ümidi kesmektir. Oysa iman, Allah`a tevekkülü gerektirir. Tevekkül ise, sürekli yüzümüzü Rahman`a çevirerek, O’nun takdirini rıza eli ile karşılamaktır.

"Dedi ki: "Ben hüznümü, kederimi ancak Allah`a şikâyet ederim ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim."

"Ey oğullarım, gidin, Yusuf`u ve kardeşini araştırın. Allah`ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah`ın rahmetinden ümit kesmez." (12:86-87)

6) Allah`ın nimet ve lütfunun kime ineceği bilinmez. Rabbimiz rahmeti ile birisini mükâfatlandırmak istedikten sonra, buna engel olabilecek hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Akıbet, muttakilerindir. Allah`tan korkanlar ve sabredenler muhakkak ki, mükâfatlandırılırlar. Allah(CC) kimsenin sabır ve fiillerini zayi etmez. Hem bu dünyada, hem de ahirette mü`minlerin İlahi ikramlara mazhar olması Allah`ın bir vaadidir. Allah`tan daha fazla sözüne sadık olan kim vardır?

"O dedi ki: "Siz cahilliğinizde Yusuf`a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?"

"Onlar "Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?" dediler. O da "Ben Yusuf`um, bu da kardeşim" dedi, "Doğrusu Allah, bizi, lütfuyla nimetlendirdi. Gerçekten de kim Allah`dan korkar ve sabrederse, Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükâfatını zayi etmez." (12:89-90)

7) Mü`minlerin en temel vasıflarından birisi de affedici olabilmeleridir. Özellikle kendi şahıslarına karşı işlenen haksızlıkları affedebilme erdemini gösterebilmelidirler. Bu konuda özellikle peygamberler bizim için örnektir. Hz. Yusuf kıssasında bu bölümün anlatılması, haşa, rastgele değildir. Kur`an`ın bütün ifadelerinde hikmet vardır. Burada mü`min ahlakı için örnek olacak, İlahi terbiye ile şekillenmiş nebevi bir duruştan bahsedilmektedir. Özellikle de hatasını kabul edenlere karşı intikamcı olmamak lazımdır. Gayemiz, insanların ıslahı ve makul çizgiye gelmeleri olmalıdır. Mücadelemizde esas almamız gereken temel mantık, insanların hikmetle makul insani ve İslami çizgiye gelmeleridir.

"Dediler ki: "Allah`a yemin olsun, Allah seni bize üstün kıldı. Biz gerçekten de büyük hata işlemiştik".

"Yusuf dedi: "Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah, sizi, mağfiretiyle bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."  (12:91-92)

8) Allah (cc), hüküm ve hikmet sahibidir, tüm tasarrufları hikmetlidir. Büyük imtihanlar geçiren ve dünya gözü ile gelecek sahibi olarak görülmeyen insanlar bile, büyük makamlara nail olabilirler. Şeytanın hilesi zayıf, Allah`ın takdiri ise hak ve mukadderdir. Şeytanın zayıf hilesi, hiçbir şekilde İlahi iradenin tahakkuku karşısında bir anlam ifade etmez.

İlahi dergâha edeple gelen, lütuf, kerem ve ihsanla geri döner. Yukarıda da belirtildiği üzere yeter ki kul imtihanın sırrına göre sabretsin ve başına gelen musibetleri sabır eliyle, dahası rıza ile karşılasın. Kader oku menziline varır ve hedefi muhakkak ki bulur. Mülk ve hüküm Allah`ındır, taksimatı dilediği gibi yapar. O halde kullara düşen bu hakikate razı olmaktır. Bu hakikate razı olmak istemeyip, engel olma arayışına girenlerin sonu ise hüsrandır. Ellerine geçecek olan tek semere hüsran ve nedamet olacaktır. Bu aşamadan sonra bazılarının pişmanlığı fayda verebileceği gibi, kimilerinin pişmanlığı ise fayda vermeyecektir. Dünya ve ahirette kahır onları kuşatacaktır.  O halde kul, edebini bilmeli ve kendisine rızık olarak verilene razı olmalıdır.

"Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: "İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu hak rüya kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir." ( 12:100)

9) Allah`tan selamet ve afiyet, nimet ve ikram talebinde bulunurken, hem dünya, hem de ahiret selametini ve güzelliğini talep etmek lazımdır. Zira dünyadaki nimetlerin en güzeli bile, ahiret nimetlerinin misali ve gölgesi olabilir. Dünya nimetlerine nail olan mü`min, bu nimetler vasıtasıyla uhrevi nimetlere talip olmalıdır. Dünya nimetlerini, ahiretin ebedi sermayesi için bir yatırım vasıtasına dönüştürmelidir. Kendisine rızık olarak verilen ve emanet olarak tevdi edilen emanet kendisinden alınmadan, bu emanetin hakkını vermelidir.

Bu dünyada belki de imandan sonra en önemli nimet, iman üzere can vermektir. Bir peygamber bile bu kadar maddi ve manevi nimete nail olduktan sonra son nefeste iman üzere can verip salihlerin arasına katılmak için dua etmiştir. İman edenler olarak bizim belki de en büyük endişemizin bu olması gerekir. Bunun belki de en yakın yolu, Allah`tan ayaklarımızı sabit kılmasını talep etme, Rabbimizin bir saniye bile bizi nefsimiz ve şeytanla baş başa bırakmamasını talep etme, nefsimize kesinlikle güvenmeme ve daima Allah(CC)`a dayanmadır. Ayrıca tüm hayatımızı İslam`a göre tanzim etme ve İslam`ın hükümlerini hayatımızın her alanına yayma, bir önceki ameliyeyi tamamlayan parçadır.

"Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı Müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!" (12:101)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
 
21-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.