Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 20

Mehmet Zülküf Yel
İnsanoğluna düşen tedbirdir. Takdir ise, Yaradan`a aittir. Tüm takdirlerin üzerinde olan ve diğer bütün tedbirleri kuşatan Yüce bir takdir vardır. Beşer olarak, hayat içerisinde imkânlarımız dâhilinde olan tedbirleri almalıyız.
HZ. YUSUF KISASINDAN DERSLER VE İBRETLER-4

1 ) İnsanoğluna düşen tedbirdir. Takdir ise, Yaradan`a aittir. Tüm takdirlerin üzerinde olan ve diğer bütün tedbirleri kuşatan Yüce bir takdir vardır. Beşer olarak, hayat içerisinde imkânlarımız dâhilinde olan tedbirleri almalıyız. Ama bilmeliyiz ki, tedbirlerin fayda vereceği mecra takdir dairesinin içidir ve hiçbir tedbir, takdir duvarını aşamaz. Tedbirlerimizi alırken, öte taraftan Allah`ın takdirine rıza göstermemiz lazımdır. Tevekkülümüz, bizleri sebeplere müracaattan alıkoymamalıdır. Çünkü Allah`ın kanunlarına riayet anlamına gelen tedbir, bir yerde tevekkülün bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ama tedbirlere müracaat etme, bizleri sebeplerin arkasındaki Müsebbi-ül Esbab`ı göremeyecek kadar kör etmemelidir. Zahiri hayatın temelinde manevi âlem vardır ki, maddi hayat bu tesir ile şekillenir.

Dua, kulluğun zirvesi ve ibadetin belki de özüdür. İnsanı, Allah Azze ve Celle nezdinde değerli kılan hususlardan birisi de insanın duası ve münacatıdır. Dualar, bazen zahiren kabul olur, bazen de olmaz. Ama mü`min için, her işte bir hayır vardır. Duanın semeresi bazen hemen verilir, bazen ise tehir edilir ve daha hayırlı ve daha bereketli bir şekilde icabet bulur. Bazen ise, safi bir kulluk şeklinde ahiret azığına dönüşür. O halde, netice ne olursa olsun, dua ile o kapıyı çalmak ve Allah`ın izzet dergâhına yüz sürmek lazımdır. Dua ile rahmet kapısını çalıp rahmet talep etmek gerekir. Duanın her türlü tecellisi, inşaAllah, mü`min için hayır vesilesidir.

"Yusuf, hapisten kurtulacağına inandığı o ikiden birine dedi ki: "Beni efendinin yanında an". (Benim durumumu ona anlat ki beni hapisten çıkarsın). Fakat Şeytan, ona, efendisinin yanında anmayı unutturdu. Bu yüzden Yusuf, daha yıllarca zindanda kaldı." (12:42)

2) Kapanan her kapı, belki de daha hayırlı binlerce kapının açılmasına vesiledir. Küçük sıkıntılara ve kapanan küçük kapılara karşı kederlenmeyenleri, açılmaya hazır nice büyük ve hayırlı kapılar beklemektedir. O halde ümitle çaldığımız bir kapının yüzümüze kapanması, bizleri meyus kılmamalıdır. Allah`ın engin ve sonsuz rahmetinden ümit kesilmez. Rahmetten ümidini kesenin üzerine kapanan kapı açılmadığı gibi, başka bir kapı da açılmaz. Çünkü Allah`ın rahmetinden ümidini kesenler ancak nankör kâfirlerdir. Ve her darlığın ardından gelebilecek olan ferecin ne zaman olacağı belli değildir. Çoğu zaman beklenmedik yerde ve kulun hiçbir dahli olmadan, tamamen acz, zafiyet halinde iken, gelip kendisini bulur. Kul anlamalıdır ki, kullukta saklı olan acizlik ve fakirlik, kulluğun edebini bilme ile bir nevi marifete dönüşünce, ferec kapıları açılır. Allah Azze ve Celle, kuluna hayır ulaştırmayı murad etmiş ise, vasıtalar adeta seferber olur ve gizli bir sır, onları emirber birer nefer haline getirir. Bazen ne hayra vasıta olan, bu sıra akıl erdirir ne de bu hayra nail olan...

İnsanlar bazen tamamen başka bir işin çabasını verirken ve başka bir endişe için koşuştururken, farkında olmadan hayrın elçisi ve vasıtası olur. Hikmetinden ve tasarrufundan sual olunmayan Allah ne yücedir.

"Bir gün melik (hükümdar) dedi ki: "Ben rüyamda yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz rüya tabir edebiliyorsanız benim bu rüyamın tabirini bana bildirin."

"Dediler ki: "Rüya dediğin şey karmakarışık hayallerdir. Biz ise böyle karışık hayallerin yorumunu bilemeyiz."

"O ikiden kurtulmuş olanı nice zamandan sonra hatırladı da dedi ki: "Ben size o rüyanın tabirini haber veririm, hemen beni gönderin."


"Ey Yusuf, ey doğru sözlü! Bize şunu hallet: Yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyor. Ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak. Umarım ki, o insanlara doğru cevap ile dönerim, onlar da (senin kadrini) bilirler." (12:43-46)

3) Güven ve itimat, sağlıklı toplumsal ilişkilerin olmazsa olmazıdır. Özelde İslam davetçileri, genel anlamda ise tüm mü`minler, toplum içerisinde kendilerine düşen rolleri ifa ederken, eminlikleri hususunda hassasiyet göstermelidirler. Eminliklerini topluma kabul ettirdikten sonra, toplum içerisindeki rollerini daha rahat bir şekilde ifa ederler. Ama eminlik ispatı olmadan, toplum içerisinde yapılacak icraatlar, şaibelerin gölgesi altında kalmaya mahkûmdur. Bu hali ile şahsiyetimiz, davamıza gölge olabilir.

Mü`minin temel vasıflarından birisi de hainlik yapmamasıdır. Hem hukukullah, hem de ibadullah noktasında ihanet ve hainlik, çok kerih ve kabihtir. İnsanlara ihanet eden birisi, toplum nezdinde asla kabul görmez. İnsanların en fazla sevmediği kişilikler, ihanet eden ve nankörlük edenlerdir. Nankörlük eden, Allah`ın rahmetinden uzaktır. İman ve ihanet bir kalpte asla bir araya gelmeyen iki olgudur.

"O hükümdar "Onu bana getirin" dedi. Emir üzerine Yusuf`a gönderilen adam yanına gelince, Yusuf ona dedi ki: "Haydi efendine geri dön de, ona sor bakalım, o ellerini kesen kadınların maksatları ne imiş? Hiç şüphe yok ki, Rabbim, onların oyunlarını çok iyi bilir."

"Hükümdar, o kadınlara "Derdiniz neydi ki, o vakit Yusuf`un nefsinden murad almaya kalktınız?" dedi. Onlar "Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmiyoruz" dediler." (Aziz`in, karısı da: "Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Aslında onun nefsinden ben murad almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır" dedi."

"(Yusuf dedi ki): İşte bu şunun içindir: Bilsin ki, ben ona arkasından hainlik etmedim. Gerçekten Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz." (12:50-52)

4) Allah`ın muhafaza etmesi dışında, hiç kimse nefsinden yana selamette olamaz. İnsanoğlu; aciz, zayıf ve cahildir. Nefsin ve şeytanın ittifak ve desiseleri karşısında son derece zayıftır. Bu ittifak karşısında, ancak Allah`ın rahmet ve korumasına sığınarak kendimizi koruyabiliriz. Zamanın en küçük diliminde bile düşmanlarımız olan şeytan ve nefis ile baş başa kalmamamız için Rabbimize yönelmemiz lazımdır. Çünkü muvaffakiyet, Allah`tandır. Allah`ın hıfz u inayeti, mü`mini koruyan bir hisardır. Her işte olduğu gibi, nefis ve şeytan ile mücadelede başarılı olmak, ancak Allah`ın yardımı ile mümkün olur. Bir peygamber bile, nefis konusunda, ayetin beyan ettiklerini dile getiriyorsa, bizim gibi günahkâr kulların halini siz düşünün!

Hayatta hiçbir fazileti nefsimize mal etmememiz lazımdır. Nefis kötülüğün kaynağıdır. Bizden sudur eden hayır ve iyilikler, İslam`dan ve imandandır. Kötülükler ise nefsimizin eseridir.

"Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir."      ( 12:53)

5) Sabrın sonu selamettir.  Büyük imtihanlara karşı sabredenler, Allah`ın rahmetinin tecellilerine nail olurlar. Hayırlı neticelerin yolları, dikenler ve taşlarla doludur. Bu diken ve taşlar karşısında sabreden, hem dünya, hem de ahirette mesud olur. Tevekkül edip Allah`ın rahmetine dayananlar, daha bu dünyada iken, dayandıkları o Yüce Hükümdar`ın peşin hediyelerine nail olurlar. Akıbet, şüphesiz muttakilerin ve mütevekkillerindir.

"Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim." Sonra onunla konuşunca da: "Sen bugün yanımızda gerçekten büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin" dedi." (12:54)

6) Mü`minler, hayatın her alanında bildikleri işlere talip olmalıdırlar. Emanet ve ehliyet, hak sahibinindir. Liyakat şartları temin edilmeden bir işe talip olmak büyük bir hatadır. Sonuçları da son derece vahim olur. Bu itibarla bildiğimiz işlere talip olmalıyız. Öte taraftan bildiğimiz ve üstesinden geldiğimiz işler bizleri beklerken, kesinlikle toplumsal sorumluluktan kaçınmamalıyız. Özellikle toplumu ilgilendiren işlerde, risk alıp sorumluluk üstlenmeliyiz. Her yetenek ve kabiliyet, Allah`ın emanet olarak verdiği bir lütuftur. Özellikle de insanların bu yeteneğe ihtiyaçları varsa, insanların hizmetine sunmamak bir vebaldir.

"O da, ona dedi ki: "Beni bu ülkenin hazineleri üzerine getir. Çünkü iyi korurum, iyi bilirim." (12:55)

7) Muhsinlerin ecri şüphesiz ki, kerim olan Allah tarafından zayi edilmez. Bu, Allah`ın muhsinlere vaadidir. Daha bu dünyada iken, Rabbimiz, peşin hediye kabilinden mü`minlere ikramlarda bulunabilir. Lakin bu dünya mükâfat yeri değil, imtihan diyarıdır. Asıl mükâfat ahirettedir. Bu dünyadaki sayısız nimetlerin tamamının, kendisinin küçük hediyeleri olduğu bir zatın, mükâfatını siz düşünün. O zatın izzet ve ikramına yakışır lütuf ve keremini, zihnimiz tasavvur etmekten acizdir.

"Ve işte biz böylece Yusuf`u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz." (12:56)

"İman edip takva yolunu tutanlar için elbette ahiret mükâfatı daha hayırlıdır." ( 12:57)

8) Hayatta, tedbir ve takdir dengesini iyi gözetmek lazımdır. Beşer olarak aklımızın ve gücümüzün yettiği kadar tedbir aldıktan sonra, yani Sünetullah`ın kanunlarına riayet ettikten sonra, Allah Azze ve Celle`ye tevekkül etmemiz gerekir. Tedbirin fayda vermesi ise, Allah`ın izni iledir. Eğer Rabbimiz o tedbirin fayda vermesini murad etmemişse boşunadır. O halde her şeyi tedbirden ibaret olarak görmeden, İslami çerçevede tedbirlere müracaat etmekte herhangi bir beis yoktur. Tüm peygamberler de dâhil olmak üzere, Allah`ın salih kulları hayatın her alanında böyle davranmışlardır. Sebeplere müracaat etmek, imanî bir zafiyet değildir. Tam tersine, hayata dair konulan kevnî ayetleri gözetme anlamındadır. Mü`min, kitabî ayetlere göre hareket etme durumunda olduğu gibi, aynı zamanda kenvî ayetlere göre de hareket etmek durumundadır.

"Ve dedi ki: "Ey yavrularım! (Şehre) Hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah`ın takdirini sizden engelleyemem. Hüküm yalnızca Allah`ındır. Onun için bütün tevekkül edenler O`na tevekkül etmelidirler."
(12:67)

"Ne zaman ki, şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. (Gerçi bu şekilde girmeleri) onlar hakkında Allah`ın takdir ettiği hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Yakub`un içinden geçirdiği bir isteğin yerine getirilmesi oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona Biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." ( 12:68)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Şubat 2016 (137. Sayı)
 
23-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.