Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 2

Mehmet Zülküf Yel

Hazreti Nuh(a.s)’un kıssasına göz attığımız zaman, gözümüze şu hususlar çarpar: Birinci hususu geçen yazımızda açıklamıştık. Şimdi kaldığımız yerden ikinci husustan devam edelim konumuza.
Hazreti Nuh(a.s)’un kıssasına göz attığımız zaman, gözümüze şu hususlar çarpar:

Birinci hususu geçen yazımızda açıklamıştık. Şimdi kaldığımız yerden ikinci husustan devam edelim konumuza.

2-) İslam’ı yaşamada, İslami mücadelede ve peygamberlerin temel misyonu olan İslam davetinde en önemli hususlardan birisi de; davette kararlılık, istikrar ve sebattır. İslam davetçileri, toplumun gidişatını dert edinmeli, toplumun Rabbani mecrada değişim ve dönüşümünü hayatının temel sorunu olarak kabul etmelidir. İslam davetçisi, tüm hayatını bu eksende şekillendirmelidir.

Bu yolda verilen mücadelede meşru bütün unsurlar devreye sokulmalı, her saha mücadele alanı olarak kabul edilmelidir. Toplumların ve bireyin değişimi hususunda revaçta olan bütün sosyal, siyasal ve ekonomik değişim araçlarından istifade edilmelidir. Davetçinin yükümlü olduğu misyonun ifası cihetinde tüm yollar denenmelidir. Davet çağrısı, her yönü ile toplumsal yaşamın ve gündemin bir parçası haline getirilmelidir. Bu süreçte davetin muhataplarının davet çağrısına kulak vermemeleri ve diretmeleri, davetçileri ümitsizliğe sevk etmemelidir. Davetçinin davet ısrarı, muannidlerin reddediş ve karşı koyuşlarından daha güçlü olmalıdır.

Dedi ki: “Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum.”

“Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı.”

“Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler.’

“Sonra onları açıktan açığa davet ettim.”

“Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.” ( Nuh:5-9)

3-) İslam davası insanlara ulaştırıldığı zaman, davetin reddi durumunda dünya ve Ahirette karşılaşılacak neticeler açıkça topluma izah edilmelidir. İnsanlara, yaradılışlarının temel misyonu en sade ve herkesin anlayacağı bir dil ve üslup ile anlatılmalıdır. İnsanlığın serüveninin tüm aşamaları, ölüm ve hayat arasındaki ilişkinin niteliği ortaya konulmalıdır. Hayatın temel ve en önemli meselesinin kulluk olduğu, insanlık serüveninin bu eksende şekillendiği ifade edilmelidir.

And olsun, Nûh`u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah`a kulluk edin. Sizin için O`ndan başka hiçbir ilah yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" dedi. ( Araf:59)

4-) İnsanoğlunun karşılaştığı bütün musibet ve sıkıntıların temelinde, insanoğlunun kendi tasarruf ve eğilimleri yatmaktadır. Maddi ve manevi mahrumiyetler, Sünetullah ve Kitabullah’ın hudutlarını zorlama ve bu hudutlara uymama eğilimi içerisine girmekten kaynaklanmaktadır. Sosyal ve tabii felaketlerin yanı sıra, insanlığın düşünsel anlamda zeminin kayması ve bunu olumsuz neticeleri ile yüzleşmek zorunda kalmasının temelinde, insanoğlunun heva ve hevesinin, bencilce eğilimlerinin peşinden koşması yatmaktadır.

“Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim`in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.” ( Tevbe:70)

5-) İslam davetçileri; zorbaların ve müstekbirlerin tehdit ve yaptırımları karşısında Allah’a dayanmalıdırlar. Zalimlerin tehditleri karşısında Hak çizgisinde sebat etmek gerekir. Hakk’ın talibi olan davetçi, tehdit ve meydan okumalar karşısında geri adım atmamalı, bu meydan okuyuşa Hakk’a dayanarak cevap vermeli ve bu konuda dayandığı temel esasları ilan etmeli ve duruşunu kararlılıkla haykırmalıdır.

“Nûh`un haberini onlara oku. Hani o bir vakit kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah`ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah`a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!” (Yunus:71)

6-) İslam davetçilerine düşen, davet ve tebliğ vazifesini yerine getirmektir. Rabbimizin bizleri sorumlu tutacağı davet yükümlülüğünü ifa ettikten sonra, küfürde ve dalalette inat eden zalimlere üzülmemek gerek.

“Nûh`a vahyolundu ki: "Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O halde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.” ( Hud:36)

7-) Çokluk ve güç sahibi oluş, her zaman haklılığı göstermez. Tam tersine davet ve insanlık tarihine bakıldığı zaman, kahir ekseriyetle çoğunluğun dalalet üzerine olduğu görülecektir. O halde günümüzde yığınların ve kalabalıkların farklı noktalarda durmaları ve batıl zemininde toplanmaları, Hak ve hakikat talibi mü’minleri endişelendirmemeli ve şüpheye düşürmemelidir. Zahiri kalabalık oluşlarına ve güçlerine bakarak, İslam davasından sapma veya gevşeme göstermemek gerekir. Mü’minlerin sayı ve güçlerinin azlığı, haksızlıklarını; kafir ve zalimlerin çok ve güç sahibi olmaları, haklılıklarını ifade etmez. Güce ve sayı çokluğuna değil, Hak’a meyletmek lazımdır. İstikamet üzere olan azınlık, batıl üzere olan çokluktan şüphesiz daha hayırlıdır. Cehennem yakıtı olacak olan kâfir ve zalimlerin tamamı dağlar kadar olsa da; bir elmas mesabesindeki tek bir mü’min kadar bile kıymetleri yoktur. İmandan yoksun milyonlar, imanlı tek bir mü’min etmez. Cehenneme yakıt olmaktan başka bir özellikleri olmayan zalimler ve kâfirler topluluğunun hiçbir kıymeti yoktur. Çok oluşları da bu hakikati değiştirmez.

“Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh`a dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.” (Hud:40)

8-) Müslümanlar arasında aslolan iman bağıdır. Eğer biyolojik bağ buna münafi değil ise, bir anlamı olur. Ama iman bağının olmadığı bir yerde biyolojik bağ, Müslümanlar için asla bağlayıcı değildir. Bu büyük bir imtihan olsa da bu noktada İslam’ın hükmünü her şeyin üzerinde tutmak lazımdır. Gerçek ailemiz, İslam ve iman zemininde bir araya gelip kenetlenenlerdir. Asıl olan iman ve akide bağıdır. Bu bağ ile Rabbimiz bizleri kardeşler kılmıştır. Küfür ise, bütün bağları iskat eder. Sosyal hayatta insani ilişkilerimizin temellerini bu esas oluşturmalıdır. Bu konuya taalluk eden İlahi emirlere uymamak, mü’mini hüsrana düşürür.

“(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: “Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma.”

(Oğlu) Dedi ki: “Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur.” Dedi ki: “Bugün Allah’ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur.” Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.

Denildi ki: “Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut.” Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: “Uzak olsunlar” denildi.

Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: “Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Senin va’din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.”

Dedi ki: “Ey Nuh, kesinlikle o, senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” (Hud:42-46)

9-) Kul olmamız hesabiyle hata yapma potansiyeline sahibiz. Tevbe ve istiğfar, hata yapan veya günaha düşen kullar içindir. Rabbimizin tevbe kapısı açıktır. Rabbimizin rahmeti geniştir. Önemli olan; yapmış olduğumuz hataların farkına varıp bu hata ve günahlardan ısrar etmemek, tevbe ve istiğfarla bunları izale etmektir.

“Nûh, "Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum" dedi.” ( Hud:47)

10-) Azgınlıklarında ısrar eden muannidlere, benzerlerinin, özellikle de yakın özellikler taşıyan topluluk ve şahısların akibetlerini ve karşılaştıkları ibretlik durumları hatırlatmak lazımdır. Özellikle yakın özelliklere sahip olup da ibretlik akibetlere uğrayan topluluk ve kişilerin hallerini hatırlatmak, kalp gözünü açabilir.

İnsanlığın ortak noktalarını hatırlatıp muhatapları ders çıkarmaya davet etmek gerekir. Çoğunlukla aynı şartlar altında, birey ve toplumlar benzeri neticelerle karşılaşırlar. Her tecrübeyi yaşamaya kalkışmak, tecrübe edilip de neticesi hüsran olan tecrübelere tevessül etmek, akıl kârı değildir. Unutmamak lazımdır ki, ibret almayanlar, ibret olmaya mahkûmdurlar.

"Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir." ( Hud:89)

“Nûh`tan sonra da nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter.” ( İsra:17)

“Nûh kavmini de, Peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.”( Furkan:37)

11-) İslam ve iman nimetleri, bir sefine-i necattır; insanlığı sahil-i selamete çıkarır. Dünya ve ahirette; saadet, kurtuluş ve selamete erişmenin yegâne yolu bu gemiye binmektir.

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Ağustos 2014 (119. sayı)
 


 
07-08-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.