Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 17

Mehmet Zülküf Yel

Hz. Yusuf’un kıssası, Kur’an-ı Kerim’de geçen en uzun kıssalardan biridir. Son derece kapsamlı ve çarpıcı bir içeriğe sahiptir. Bu kıssa, bir mü’min için hayatın sırlarını aşikâr eden bir manzumedir. Öylesine çarpıcı sırlar ki, kıyamete kadar tüm insanların istifade edeceği niteliğe haizdir. Bu kıssada musibetlerle sınanan mü’minlerin sabırlarının neticesinde imtihanı nasıl kazanıp aziz oldukları anlatılmaktadır.
HZ. YUSUF’UN KISSASINDAN DERSLER VE İBRETLER - 1

Hz. Yusuf’un kıssası, Kur’an-ı Kerim’de geçen en uzun kıssalardan biridir. Son derece kapsamlı ve çarpıcı bir içeriğe sahiptir. Bu kıssa, bir mü’min için hayatın sırlarını aşikâr eden bir manzumedir. Öylesine çarpıcı sırlar ki, kıyamete kadar tüm insanların istifade edeceği niteliğe haizdir. Bu kıssada musibetlerle sınanan mü’minlerin sabırlarının neticesinde imtihanı nasıl kazanıp aziz oldukları anlatılmaktadır.

Hayatın insanlar arasında dönüp dolaştığının en güzel kanıtıdır Hz. Yusuf kıssası… Zindandan vezirliğe uzanan bir hayat… Çile ile risaletin beraberliği… Sabrın tatlı meyvesi… İşte bütün bunlar Hz. Yusuf kısası vasıtası ile bizlere verilmek istenen derslerden sadece bir kaçıdır.

Bu kıssa, günümüz insanı için vahyin ışığında bir yaşam felsefesi ortaya koymaktadır. Anlatılan tarihi vakalardan öte, bu kıssa vasıtası ile verilen mesajlara odaklanıldığı zaman çokça istifade edilebilir. “Ând olsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinin kıssasında, soranlara nice ibretler vardır" (Yûsuf, 7).

Kur`an`da ismi geçen Beni israil peygamberlerinden biridir.

Hz. Yusuf’un soy şeceresi, Hz. İbrahim’e kadar uzanır. Yûsuf b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim şeklindeki bir soy ağacı ile Hz. İbrahim’in kutlu risaletinin varisidir.

Kur`ân-ı Kerîm`de kendi adını taşıyan bir sûre vardır.  Bu sûre, ağırlıklı olarak Hz. Yusuf`tan bahseder.

Kur’an-ı Kerimde geçen ayetlere bakıldığı zaman, Hz: Yusuf’un kıssasını şöyle özetlemek mümkündür:

Hz. Yûsuf`un on bir tane erkek kardeşi vardı. HZ. Yusuf,  son derece yakışıklı ve zeki idi. Babaları Hz. Yakub, oğulları arasında en çok Yûsuf`u seviyordu. Babalarının bu sevgi ve alakası, diğer kardeşlerin haset damarını kabartıyordu.

Yûsuf (a.s), bir gece rüyasında on bir yıldız, güneş ve ayın kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyayı babasına anlattı. Babası, rüyanın Hz. Yûsuf`un ileride önemli bir şahsiyet olacağına işaret olduğunu anladı ve Yûsuf`a rüyasını kardeşlerine anlatmamasını tembihledi. Ancak, ağabeyleri bundan haberdar oldular ve Yûsuf`u öldürüp bir yere atmayı planladılar. Babalarından izin alarak, gezip eğlenmek bahanesiyle Yûsuf`u alıp kırlara götürdüler. Onu bir kuyuya attılar, gömleğini da kana bulayarak, "Yûsuf`u kurt kaptı" diye babalarına yalan söylediler.

Kuyunun yanından geçmekten olan bir kafile Yûsuf`u buldu ve köle olarak satmak üzere alıp, Mısır’a götürdü.  Orada az bir fiyatla onu Mısır’ın azizine sattılar.

Hz. Yusuf, yetişkin bir delikanlı olunca Aziz`in hanımı Yûsuf`a göz koydu. Onu kendisiyle beraber olmaya çağırdı. Yûsuf (a.s) bunu kabul etmeyince, ona iftira edip hapse atılmasını sağladı.

Hz. Yûsuf, senelerce hapiste kaldı. Orada hükümdarın iki hizmetçisiyle tanıştı. Onların gördükleri rüyaların yorumunu yaptı. Birisinin, kurtulup efendisinin hizmetine devam edeceğini, diğerinin ise öldürüleceğini söyledi. Aynen dediği gibi çıktı. Hz. Yûsuf; kurtulandan, kendisini efendisinin yanında anmasını istedi. Takdir-i İlahi, kurtulan arkadaşı kendisini  hükümdarın yanında anmayı unuttu. Ta ki Hükümdar çok karışık bir rüya görünceye kadar…

Hükümdar, bir gece rüyasında yedi zayıf ineğin, yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak gördü. Bu rüyanın yorumunu yaptırmak istedi. Hiçbir kâhin ve yorumcu, rüyanın yorumunu yapamadılar. “Bunlar karışık şeylerdir”, deyip işin içinden çıkmaya çalıştılar. Zindan arkadaşının aklına Hz. Yusuf geldi. Durumu hükümdara anlatıp zindana gidip Yusuf(a.s.)’a rüyayı anlatmak için izin istedi. Hz. Yusuf rüyanın yorumunu yapınca, hükümdar tarafından zindandan çıkarıldı. Hz. Yûsuf, yedi sene bolluk olacağını, pesinden gelen yedi senenin ise kıtlıkla geçeceğini söyledi. Bunun üzerine hükümdar, Hz. Yûsuf`u maliye bakanlığına getirdi. Yûsuf (a.s), bolluk yıllarında bütün ambarları zahire ile doldurttu; kıtlık yılları gelince bu zahireyi halka dağıtmaya başladı. Aynı kıtlık, Hz. Yûsuf ‘un babasının memleketi olan Ken`an diyarında da yaşanıyordu.

Yûsuf (a.s)`un kardeşleri de zahire almak için iki kez Ken`an ilinden Mısır`a geldi. Sonunda Yûsuf (a.s) kardeşlerine kendini tanıttı ve onları affettiğini belirterek, "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar, o merhametlilerin merhametlisidir",dedi. Yûsuf (a.s), babası, annesi ve kardeşlerinin tamamını Mısır’a` davet etti.

Ailesi Mısır`a vardığında Yûsuf, (a.s) anne ve babasını tahtına oturttu. Diğer on bir kardeşi ise Hz. Yûsuf`un önünde eğildiler. O zaman Yûsuf (a.s); "Babacığım, işte bu vaktiyle gördüğüm rüyanın yorumudur; Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim, bana pek çok iyiliklerde bulundu. Doğrusu Rabbim, dilediği kimseye lütufta bulunur.  O şüphesiz, bilendir, hâkimdir",dedi. Bu şekilde israiloğulları, Filistin`den Mısır`a gelip yerleşmiş oldu. Bir süre sonra Yakub (a.s) vefat etti. Yûsuf (a.s), Allah Teâlâ`ya söyle münacaatta bulundu: "Rabbim, bana hükümdarlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin Yaratanı! Dünya ve âhirette koruyanım sensin! Benim canımı, Müslüman olarak al! Ve beni iyilere kat!" (Yûsuf, 101).

Rivayetlere göre; Yûsuf (a.s),  İbrahim (a.s)`in medfun bulunduğu Kudüs yakınlarında Halilü`r-Rahman kasabasındadır.

Dersler ve ibretler:

1)      Kur’an’da anlatılan peygamber kıssaları, bir yönü ile Allah Resulünün risaletinin delillerinden bir tanesidir. Ümmi olan bir peygamberin, tarihte yaşayan salih insanlardan ve peygamberlerden haber vermesi, İlahi vahiy ile açıklanabilir. Başka bir şekilde Hz. Muhammed’in bunları bilmesine imkân yoktur. Nitekim bizatihi Rabbimiz, kendi kelamında bu hususu dile getirmektedir. Rabbimizin bu kıssaları zikretmesi, hikmet ve lütfunun tezahürlerinden bir tanesidir. Rabbimiz geçmiş insanların ahvallerini anlatırken, bu günkü insanlara ve gelecekteki nesillere faydalı olacak tarzda anlatmıştır. Anlatılan kıssaların tamamında hikmet ve maslahat vardır. Haşa hiçbir kıssa boşuna anlatılmamıştır. Özellikle tarihi kişilik ve vakalar anlatılırken, faydasız ayrıntılar yerine, fayda verecek ilkeler ve hususlar üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla peygamber kıssalarına da bu cihetle bakmak gerekir. Yine kıssaların anlatımında kullanılan üslup, aynı zamanda İslâm davetçileri tarafında bir davet metodu olarak kullanılabilir. Anlatılan meselelerin fayda vermeyen ayrıntılarına takılmak yerine, meselenin aslına taalluk eden ve fayda veren hususlar üzerinde durmak lazımdır. En güzel bilgi, insanlığa dünya ve ahirette fayda veren bilgidir, ilimdir.

 “Sana bu Kur`ân`ı vahyetmekle biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Gerçek şu ki, daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.” ( 12:3)

2)      İnsanların mizaçlarını etkileyen ve yönlendiren birçok eğilim vardır. Bu eğilimler, rahmani ve şeytani olmak üzere ikiye ayrılır. Harici herhangi bir husus bu eğilimleri tetikleyebilir. Bu eğilimlerin kontrolü için, bir yandan batıni bir terbiye gerekirken, öte taraftan zahiren akıl ve hislerimize hitap eden harici ortama da dikkat etmek gerekir. Var olan bir takım zaaflarımız harici bir tesir olmadığı müddetçe veya harici tesir güçlü olmadığı müddetçe, bu tehlikeli ve zararlı eğilimler ortaya çıkmayabilir. Bir takım nefsi zaaf ve hastalıklar, zeminini bulunca gelişirler ve insanın amellerini şekillendirecek kadar güçlenirler.

Özellikle haset illeti, eğer nefis terbiye edilmemiş ise, zemini oluştuğu zaman tebarüz eden ve insanın istikametini bozan ruhi hastalıklardan birisidir. Bir anlamıyla Allah Azze ve Celle’nin yapmış olduğu taksimatı kabullenememe anlamına gelen haset, fertlerin ve toplumların felaketidir. Hasedi tetikleyecek nedenlerden yılan ve akrepten kaçtığımız gibi kaçmamız gerekir. Şeytanın insanoğlunun gemlerini eline geçirmeden en fazla kullandığı unsurlardan birisi de hasettir. Hasede müptela olan insandan her şey beklenebilir. Peygamber hanesinde yetişmiş olan insanların kardeşlerine yapmış oldukları kötülüğü göz önünde bulundurduğumuz zaman, hasedin ne kadar büyük bir tehdit olduğu anlaşılır.

 “Hani bir vakitler Yusuf, babasına demişti ki: "Babacığım, ben rüyada on bir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm."

 “(Babası) "Yavrucuğum! "dedi, "rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın açıkça düşmanıdır." ( 12:4-5)

3)      Allah (CC), kerimdir. Kime ikramda bulunacağını takdir eder.  Kullara ise, bu takdire razı olmak düşer. Sınırsız mülkünde tasarrufta bulunan bir hükümdara karşı kulların yapması gereken, kendilerine verilen ikram ve hediyeleri edeb-i kemal ile kabul etmektir. Nimetler ise maddi ve manevi olarak ikiye ayrılır. Nimetin kemali, manevi nimetlerdir. Bütün yaradılmışlar maddi nimetlere nail olurken,  manevi nimetlere ise, Allah dostları ve mü’min kullar nail olurlar.

"Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek ve sana rüya tabirinden bilgiler öğretecek. Bundan önce ataların İbrahim`e ve İshak`a tamamladığı gibi, nimetini hem sana, hem de Yakub soyuna tamamlayacaktır. Muhakkak ki, Rabbin Alîm’dir, Hakîm’dir." (12:6)

4)      Şeytanın insanı aldattığı noktalardan birisi de şudur:

Çeşitli nedenlerden dolayı insanın girdiği yolu sevimli gösterir ve bu yoldan dönmeyi kendisine erteletir, ta ki helak oluncaya kadar veya dalâlet girdabında kayboluncaya kadar… “Bir gün nasıl olsa geri dönerim”, diye girdiği yoldan artık geri dönemez. Adeta dönüşü olmayan bir yoldan ya geri dönmek istemez veya geri dönmek istese de buna güç yetiremez. Günümüzde, “gençliğimi yaşayayım nasıl olsa ihtiyarlayınca tevbe ederim ve salih bir insan olurum” diyen nice insanlar vardır. Bugün, yarın derken, her geçen gün daha fazla şeytanın ağının esiri oluyorlar ve öyle bir noktaya geliyorlar ki, bazen artık geri dönmeyi unutuyorlar. İçinde bulundukları bataklık kendilerine sevimli geliyor. Bu halde iken, nicelerini ölüm gelip yakalayıveriyor.

Ömrün ne zaman son bulacağı belli olmayan hayat serüveninde, şeytanın bu fitnesine kanmamak lazımdır. İpin ucu kaçtıkça ve zaman da geçtikçe, ahvali toparlamak cidden güçleşir. Çünkü bizleri istila eden arzular benliğimizde öyle bir hale gelir ki adeta bizleri prangalar ve bu prangaları kırmak ancak Allah’ın lütufta bulunduğu kimselere nasip olur.

 “Andolsun ki, Yusuf ve kardeşleri kıssasında; soranlara, ibret alacak âyetler vardır.”

 “Hani demişlerdi ki: "Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgili, biz ise güçlü ve tutkun bir grubuz. Doğrusu, babamız belli ki, çok açık bir yanılgı içindedir."

"Yusuf`u öldürün ya da bir yere atın ki, babanızın yüzü (sevgisi) size kalsın, sonra yine salih bir kavim olursunuz." ( 12:7-9)

5)      Allah’ın takdiri, tüm kadirlerin üzerindedir. Kader oku, asla yayına geri döndürülemez. Allah’ın takdir etmiş olduğu mukadderatı engellemeye kimsenin gücü yetmez. Tüm hesap ve planlar, ancak Cenab-ı Allah’ın izin vermesi ile mümkün olur. Kendilerine tuzak kurulan, mahrumiyet yaşayanlar ve zulme uğrayanlar hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmamalıdırlar. Allah Azze ve Celle, her yapılanı görür. Beşerin hesabının yetmediği öyle bir anda Rabbimizin ikramı tezahür eder ki, zulme ve haksızlığa uğrayan bile bu duruma hayret eder. O halde en zor şartlarda bile sadece Yüce Yaradan’a dayanmalı ve tevekkül elden bırakılmamalıdır. İmtihan sırrı ile tevekkül edenler ve sürecin meyvesine odaklananlar, netice elde edenlerdir. Yarınlar, tevekkül ile sabredenlerindir.

Bu dünyada yapmış olduğumuz her türlü tasarrufun, daha bu dünyada iken hayatımızın ileriki aşamalarında ve beklemediğimiz bir yerde karşımıza çıkma ihtimalinin fazla olduğunu bilmeliyiz. Bu gün mazlum olanların ve haksızlığımıza maruz kalanların, yarın muktedir olabileceklerini; yüzlerine kapıları kapattığımız insanların kapılarını en muhtaç olduğumuz zamanda çalabileceğimizi ve eşiklerine yüz sürmek zorunda kalabileceğimizi unutmamalıyız.

“Nihayet kardeşleri, Yusuf`u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: "And olsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin". (12:15)

6)      Hiç kimse nefsi konusunda emin olamaz, olmamalıdır. Hasedin yiyip bitirdiği iradeler, önce cürüm işlemiş,  sonra da Allah’ın peygamberine yalan söylemiştir. O halde Allah’ın esirgemesi dışında, nefis kötülüğü emredicidir. Nefis öylesine zalimdir ki, en utanılacak ve hesabı verilemeyecek işleri yaptırır. Akabinde de kendisini aklamaya çalışır ve yapmış olduğu fiile haklı gerekçeler bulmaya çalışır.

Her şeye rağmen uğranılan musibetin ağırlığı ne olursa olsun, dayanılacak ve kendisinden yardım beklenecek yegâne merci Allah’tır. Güzelce sabredip O’nun dergah-ı izzetine yüz sürmek lazımdır. Zaten uğranılan kapsamlı ve ağır musibetle karşısında yardım edebilecek kudrete sahip başka kimse de yoktur. Atıldığı kuyudan salimen kurtulan, Kenan diyarından Mısır’a götürülen, köle olarak satılan, köle iken vezir olan Yusuf’u, Hz. Yakub ile ancak Allah buluşturabilir. O Yüce İrade’nin takdir ettiği her husus, mukadderdir. Hayatın fırtınaları ve musibetleri arasında bizleri dünya ve ahirette sahili selamete ancak bu irade çıkarır. Çünkü Rabbimizin hükmü her şeye nüfuz eder ve her şey O’nun taht-ı emrindedir.

 “Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirmişlerdi. Babaları dedi ki: "Hayır, nefisleriniz aldatmış da size bir iş yaptırtmış. Artık bana güzel bir sabır gerekiyor. Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah`tır."  (12:16-18)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Kasım 2015 (134. Sayı)

 
17-11-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.