Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 16

Mehmet Zülküf Yel
Hz. Eyyüp, Kur`an`da ismi geçen peygamberlerden birisidir ve sabrın sembolüdür. Bela ve musibetler karşısında iman ehlinin nasıl bir tavır ortaya koyması gerektiği konusunda insanlar için kıyamete kadar bir önderdir. Hz. Eyyub`un şahsiyeti bir mektebe dönüşmüştür. İmtihanın bütün ağırlığı ile üzerinde tecelli ettiği bir kul, bu ağır musibetlere karşı sabretmiş ve bu sabrı onun için cennet azığı olmuştur.
HZ. EYYUB`UN KISSASI VE İBRETLER

"Eyyûb da: "Başıma bir bela geldi, (sana sığındım), sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye Rabbine nida etti." ( 21:38 )

"Kulumuz Eyyub`u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu." ( 38:41 )

"(Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik." ( 38:42 )

"Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun." (38:43 )

Hz. Eyyüp, Kur`an`da ismi geçen peygamberlerden birisidir ve sabrın sembolüdür. Bela ve musibetler karşısında iman ehlinin nasıl bir tavır ortaya koyması gerektiği konusunda insanlar için kıyamete kadar bir önderdir. Hz. Eyyub`un şahsiyeti bir mektebe dönüşmüştür. İmtihanın bütün ağırlığı ile üzerinde tecelli ettiği bir kul, bu ağır musibetlere karşı sabretmiş ve bu sabrı onun için cennet azığı olmuştur.

Hz. Eyyub, peygamberlikle görevlendirildikten sonra, bütün mal ve mülkünü kaybetti. Bütün servetin, Allah`ın bize emaneti olduğu sırrınca, Hz. Eyyüp bu musibeti güzelce karşıladı. Akabinde ise amansız bir hastalıkla imtihan edildi. Müptela olduğu hastalık öyle bir hale geldi ki, çevresindeki insanlar onu terk ettiler ve yalnız başına bıraktılar. Hastalığı ne kadar ağır olursa olsun sabretmeye devam ettiği gibi, şükür ve ibadetini yerine getirmekten de geri kalmadı. Ağır hastalığını fırsat bilen şeytan, sabır ve tahammül gücünü kırmak için vesvese vermeye başladı. Şeytan, insanları peşine taktığını, akrabalarını kendisinden uzaklaştırdığını ve insanları yoldan çıkaracağını bildirerek Eyyüb (as)`ın direncini kırmaya çalışıyordu. Hz. Eyyüb, şeytanın şerrinden Allah`a sığınarak sabrını daha da arttırdı. Yüce bir makama sığınan ve Allah Azze ve Celle`nin dergah-ı izzetine iltica eden Hz. Eyyüp, şeytanın hile ve desiselerine karşı galip geldi.

Yıllarca süren hastalığına rağmen hiçbir zaman halinden ve hastalığından şikâyet etmedi. Ancak, hastalık giderek yayıldı ve kalbi ile diline de sirayet etmeye başladı. İbadet ve zikir mahalli olan kalp ve diline hastalığın sirayet etmesi, telaşa düşmesine sebep oldu. Çünkü; gereğince ibadet edememenin ızdırabını hissetmeye başladı. Artık istediği gibi dua ve niyazda bulunamıyordu. İstirahatı için, Cenab-ı Hak`tan talepte bulunmadığı gibi, hastalığının şifası için de herhangi bir duada bulunmadı. Çünkü; şikayetçi bir duruma düşmek istemiyordu. Ancak, bu sefer durum farklı olup ibadetine mani teşkil edince Allah`a yalvarmaya başladı.

"Ya Rab! Zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime halel veriyor". "Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" (Enbiya; 83), diyerek yalvardı.  Büyük bir imtihan karşısında kulluk ve samimi bir şekilde yapılan bu duaya Cenab-ı Hak tarafından şöyle cevap verildi:

"Ya Eyyüb! Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" (Sâd; 42). Bu emre uyarak ayağını yere vurdu ve fışkıran suyla yıkanarak bol bol içti. Mucizevi bir şekilde bütün hastalıklarından kurtularak şifa buldu.

Böylelikle bu ağır imtihanı başarı ile vermiş oldu. Kendisine, serveti fazlasıyla verildiği gibi evlatları da arttı. Soyundan da birçok peygamber gönderildi.

Bu hastalık, onun mertebesinin yücelmesine vesile olmuştur. Zahiri bir musibet, sürecin ahirinde büyük bir mükâfata tebdil etmiştir. Bütün hallerde yüzünü Rahman`ın dergâhına yöneltenlerin, imtihanın sırrınca, İlahi lütuflara mazhar olması kaidesi bir kez daha tecelli etmiştir.

Dersler ve ibretler:

1)      Her halükârda kul olduğunun, bu dünyada misafir olduğunun ve her şeyin Rahman`ın mülkü olduğunun şuurunda olanlar, kendilerinden nimetler kısılınca asla isyan etmezler. Çünkü emanetçi olan insanoğlunun, mülk üzerinden hak iddia etmesi doğru değildir. Biz, sahip olduklarımızla beraber hiçbir şeye malik değiliz. Allah Azze ve Celle`nin bizlere vermiş olduğu sayısız nimetleri herhangi bir emek ile kazanmadık. Belki Rabbimiz sonsuz hazinesinden onları bizlere bahşetti. Bu nimetleri yoktan bizlere musahhar kılan Zat, dilediği zaman onları bizlerden alır. İşte bu hayat felsefesine sahip olanlar, kazanan kullardırlar. Hayatın sırını kavrayamayanlar ise, imtihan edildiklerinde madden zarara uğradıkları gibi ahireti de kaybederler. Ayrıca vazifesini gördükten sonra çekip gidecek olan musibet, insanoğlunu tutsak eder. Musibet büyür ve dağ gibi olur.

2)      Musibetin en büyüğü dine ve imana gelen musibettir. Maddi musibetler, bazen manen büyük bir sermayeye dönüştüğü gibi,  hayatta da daha büyük felaketlerin önüne geçen birer tecrübe kaynağı haline gelir. Ama dine gelen musibetler ise, dünya hayatında rotamızı kaybetmemize sebep olduğu gibi, ahirette de insanları hüsrana sürükler. İşte asıl musibet budur. Ebedi bir hayatı ateşe sürükleyen musibet asıl musibettir. Ve insanlar, böyle bir musibete insanlar çoğu zaman giriftar oldukları halde, bunun farkında bile değillerdir. Birçok insanın nazarında sadece maddi musibetler musibet olarak değerlendirilir. Asıl büyük hastalığı göremeyen insanlar, hastalıklarının teşhisi ve tedavisi için de herhangi bir çaba sarf etmezler.

 Aslında bizleri Allah`tan uzaklaştıran tüm faktörler hangi niteliğe sahip olurlarla olsunlar, birer musibettir; helaketin yol taşıdır. Madden refah olan birçok husus, eğer dalalet sebebi ise, bu nimet; dışı bal, içi zehir olan bir aldanıştır.

Üstad Bediüzzaman’ın buyurduğu üzere; Hz. Eyyub`un maddi yaralarına karşılık, bizim maneviyatımız ve ruhumuz yaralıdır.  Ve eğer içimiz dışımıza çevrilirse ve yaralarımız tecessüm ederse, ne kadar kötü bir durumda olduğumuz görülecektir. Belki böylesi bir tablo karşısında kimse kimsenin yanında durmak istemeyecektir. Kalp gözü açık olanlar ise, maddi perdeleri aralayarak bu perdelerin akasındaki hakikatleri basiretleri ile görürler.

O yüzden bizim halimiz Hz. Eyyup Aleyhiselam`ın durumundan çok daha hassastır. Maddi musibetlere uğramış olanlara acımaktan daha ziyade, manevi musibetlere uğramış ve bu musibetin farkında olmayanlara acımak gerekir. Hz. Eyyub`un hastalığı ve yaraları, kısacık dünya hayatını tehdit ediyordu. Fani bir hayatta, sınırlı dairede ve sınırlı bir zaman diliminde hükmü geçen bir musibet söz konusu idi. Oysa bizim müptela olduğumuz ruhi hastalıklar, ebedi hayatımızı tehdit etmektedir. Maddi hastalık ve sıkıntılarına çare arayanların, manevi hastalıklarını daha fazla önemseyip onları tedavi etmeye yönelmesi lazımdır.

3)      Hayat; hastalık ve sair musibetler vasıtası ile terakki ve tasaffi eder. Hayat, madden ve manen tekâmüle doğru yol alır. Hem şahıs, hem de toplumlar açısında tekdüzelik, beraberinde ataleti ve durgunluğu getirir. Oysa hayatın ve şahısların kemale doğru yol almaları lazımdır. Yine değerlinin değersizden ayrılabilmesi için mutlaka işleme tabi tutulması lazımdır. İşte hayat içerisinde saklı olan bela ve musibetler, kemale doğru giden yolda kilometre taşlarıdırlar.

4)      Hayattaki tüm olayları ve süreçleri, hem madden, hem de manen neticeleri itibariyle değerlendirmek lazımdır. Kısa vadedeki tabloya aldanmamak lazımdır. Neticeye odaklanıp yol haritamızı ortaya koymamız lazımdır. Başta İslam davetçileri olmak üzere, mü`minler maraton koşucuları gibidirler. Bizler başarıyla ulaştıracak olan kısa menziller değil, sürecin sonundaki neticedir.

5)      Dünyevi ve uhrevi hedeflere yürürken, hayatı vahyin çerçevesinde yorumlayabilmek lazımdır. Bu zaviyeden hayata bakıldığında her şeyin madde ve zahir ile sınırlı olmadığı görülecektir. Hadiseler yorumlanırken ve hayat içerisindeki rolümüzü belirlemeye çalışırken, manevi unsurların hayatın temelini oluşturduğunu unutmamalıyız. Madde ve zahir, kalp gözlerimizi maneviyata kör hale getirmemelidir.

Maddeye rağbet edip manayı ihmal etmemeliyiz. Hayatta şer gözüken bazı hadiseler, hayır; hayır gözüken bazı hadiseler ise, şer olabilir. Bu sırlara vakıf olma imkânımız olmadığı için, Allah`ın takdir ve kaderine rıza göstermek lazımdır. Tevekkül, hayat yolculuğunda bizleri akıbete ulaştıracak en güzel vasıtalardan birisidir.

6) Cenab-ı Hakk`ın insana verdiği sabır kuvveti evham yolunda dağıtılmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir. Önemli olan bu sabır kuvvetinin evham ile dağıtılmamasıdır. Mazi ve müstakbele dağıtılan sabır kuvveti musibetin ağırlığına kifayet etmeyebilir. Oysa yaşadığımız andaki musibete karşı seferber edilen sabır kuvveti, insanı selamete çıkarır.

7) Musibetler, birer Rahmani ihtardır. Allah(CC), mü`minlere karşı sonsuz merhamet sahibi olduğundan dolayı, gaflete düşen ve rotasını şaşıran mü`minleri ikaz etmek üzere çeşitli musibetler gönderir. Hayatın karmaşası içerisinde kendisini kaybetmiş olan mü`min, hemen kendisine gelir ve tevbe ve istiğfar ile Allah(CC)`a yönelir. Musibetlerin ikaz edici özelliği ve neticesi göz önünde bulundurulduğunda, aslında birer rahmet tecellisi olduğu görülecektir. Önemli olan bu musibetin batınında saklı olan sırrı anlamak ve mesajı doğru okuyabilmektir. Bu mesaj doğru okunmaz ise, rahmet vesilesi olabilecek bir ihtar, bela ve sıkıntı olarak değerlendirilir. Bu ise büyük bir kayıptır.

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Ekim 2015 (133. Sayı)
 
14-10-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.