Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 15

Mehmet Zülküf Yel

Hz. Şuayb (a.s.), Kur`an`da adı geçen peygamberlerden birisidir. Kaynaklarımıza göre, Medyen ve Eyke halkına gönderilmiştir. Medyen toprakları, Hicaz`ın kuzey batısında, oradan Kızıldeniz`in doğu sahiline, güney Filistin`e, Akabe Körfezi`ne ve Sina Yarımadası`nın bir bölümüne kadar uzanan bölgede yer alır.
Hz. ŞUAYB (a.s)`IN HAYATINDAN DERSLER VE İBRETLER

Hz. Şuayb (a.s.), Kur`an`da adı geçen peygamberlerden birisidir. Kaynaklarımıza göre,  Medyen ve Eyke halkına gönderilmiştir.

Medyen toprakları, Hicaz`ın kuzey batısında, oradan Kızıldeniz`in doğu sahiline, güney Filistin`e, Akabe Körfezi`ne ve Sina Yarımadası`nın bir bölümüne kadar uzanan bölgede yer alır.

Bu iki bölgede Tevhidi mücadeleyi vermiş ve insanları Allah`ın dinine davet etmiştir.  Diğer peygamberler gibi, Hz. Şuayb da yalanlama ve inkâr ile karşılaşmıştır. Kavminin dünya ve ahiret selameti için çabalayan bu peygamber,  muannid cahillerin tehditlerine maruz kalmıştır. Hidayetten nasibi olmayan bu insanlar,  Hakk`a çağıran bu kutlu nebiyi susturmak istemişlerdir. Batıl inançlarına ve zulüm sistemlerine tehdit olarak gördükleri İlahi inanç ve değerleri imha etmeye yönelmişlerdir.

Yüce Allah tarafından, Şuayb (a.s)`a kitap veya sahife gönderilmedi. O; Âdem, Şit, İdris, Nuh ve İbrahim`e indirilen sahifeleri okudu ve onlarla tebliğde bulundu (İbn Asakir, Tarih, VI, 322).

Şuayb (a.s) büyük bir hatipti. İnsanları güzel söz ve nasihatlerle aydınlatmaya çalıştı. Dolayısıyla ona "peygamberler hatibi" denilmiştir (ez-Zemahserî, el-Kesşâf, II, 118).

Şuayb (a.s), aynı zamanda Musa (a.s)`ın kayınpederi idi. Kızını Hz. Musa ile evlendirmiştir.

Şuayb (a.s)`ın peygamber olarak Medyen`e gönderilmesi ve Medyenlilerle mücadelesi, Kur`an`da şöyle ifadesini bulur:

"Medyen`e de kardeşleri Şuayb`ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah`a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanan (insan)lar iseniz böylesi sizin için daha iyidir!... Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek insanları Allah yolundan çevirmeye ve O(Allah yolu)nu eğriltmeye çalışmayın. Düşünün siz az idiniz, O sizi çoğalttı ve bakın bozguncuların sonu nasıl oldu!... Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir" ( 7/85,86,87).

Görülüyor ki Şuayb (a.s), onları, Allah`a kulluk etmeye, insan haklarına saygılı olmaya, her türlü bozgunculuktan uzak durmaya ve bu yolda sabırla hareket etmeye davet ediyordu. Fakat Medyen halkı Şuayb (a.s)`in nasihatlerini dinlemedi ve azdıkça azdılar. Onların bu isyan ve sapkınlıkları, Kur`an`da şöyle haber verilir:

"Dediler ki: Ey Şuayb, senin söylediklerinden çoğunu anlamıyoruz, biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Kabilen olmasaydı, seni mutlaka taşlarla(öldürür)dük! Senin bize karşı hiç bir üstünlüğün yoktur!" (11/91).

Şuayb (a.s) onların bu taşkınlıklarına karşı nasihat ediyor ve onları büyük bir azap ile korkutuyordu:

"(Şuayb onlara dedi ki): Ey kavmim, size göre kabilem Allah`tan daha mı üstün ki, O`nu arkanıza atıp unuttunuz? Şüphesiz Rabbim, yaptıklarınızı kuşatıcıdır. (Ondan bir şey gizli kalmaz.)

Ey kavmim, olduğunuz yerde (yaptığınızı) yapın, ben de yapıyorum. Yakında kime azabın gelip kendisini rezil edeceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözetin, ben de sizinle beraber gözetmekteyim."(11/92-93)

Her türlü mücadelede, tebliğ ve nasihate rağmen, Allah`ın emirlerini dinlemeyen, zulüm, taşkınlık ve kötülükte ısrar eden Medyen halkı, azabı hak etmişti: "Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. Şuayb`ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb`ı yalanlayanlar... İşte ziyana uğrayanlar, onlar oldular" (el-A`raf, 7/91-92).

 (Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "Ey kavmim, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!.." (7/93)

Şuayb (a.s) Medyenlilerle beraber, Eyke halkına da peygamber olarak gönderilmişti. Onlarla da önemli mücadelelerde bulundu. Onlarla olan mücadelesi ve onların isyankârlığı, Kur`an`da şöyle özetlenmektedir:

"Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi" (15/78).

"Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı. Şuayb, onlara demişti ki: (Allah`ın azabından) korunmaz mısınız? Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim. Artık Allah`tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve önceki nesilleri yaratan(Allah)tan korkun" (26/176 - 184).

Eykeliler,  Şuayb (a.s)`ın davetine kulak vermediler. Söz dinlemeyip isyanda bulundular. Hatta, Şuayb(a.s)`a hakaret ettiler. Onların bu isyanı, Kur`an`da şöyle dile getirilir:

"Dediler: Sen iyice büyülenmişlerdensin. Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz" (26/185, 186) .

Eykeliler bununla bile yetinmediler. Azab isteyecek kadar, ileri gittiler: "Eğer doğrulardansan, o halde üzerimize gökten parçalar düşür" (26/187) diyerek Şuayb (a.s)`a meydan okudular. Şuayb (a.s) onlara şöyle cevap verdi: "Rabbim, yaptığınızı daha iyi bilir" (eş-Şuara, 26/188). Yüce Allah da, onlara verilen azabı, şöyle haber veriyor: "O`nu yalanladılar. Nihâyet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi. Muhakkak ki, bunda bir ibret vardır. Ama yine çokları inanmazlar" (26/189, 190).

Medyen ve Eyke halkı, Hz. Şuayb`ı dinlemediler ve bunun neticesinde, yukarıda sunulan âyetlerde ifade edildiği gibi helâk oldular. Allah`ı dinlememenin, peygambere uymamanın ve yanlış yollara sapmanın cezasını buldular. Şuayb (a.s), kendisine uyanlarla birlikte Mekke`ye gidip yerleşti.

Şuayb (a.s), hayatının sonuna doğru gözlerini kaybetmişti, âmâ olarak yaşıyordu. Mekke`de vefât etti.

Dersler ve ibretler:

1) İslam, sadece zihinlere ve sinelere hapsedilen soyut bir düşünce değildir. Bilakis hayatın tamamını kuşatan ve hayatın her alanına dair söyleyeceği bir sözü olan bir yaşan sistemidir, hayat projesidir. Kişiliklerin rabbani mecrada inşası temel hedef olduğu gibi, bu kişiliklerden oluşmuş toplumları inşa etmek bir diğer temel hedeftir. İmanın gayesi, rabbani çerçevede ifadesini bulan amellere kaynaklık etmektir. Sosyal ve siyasal hayatta projeler ortaya koymak, adaleti tesis etmek, münkeratı ortadan kaldırmak; İslam`ın asli hedeflerindendir. İslam, mümin bireylerin ve hareketlerin, sosyal ve siyasal yozlaşma ve kokuşmalara kayıtsız kalmasına asla müsaade etmez. Rabbani bir toplumun inşa edilmesi bu eksende olduğu gibi, aynı zamanda böyle bir toplumu ikame etmenin temel amaçlarından birisi de zulmü alt etmek ve adil şahitler olarak adaleti ikame etmektir. Hele sosyal anlamda inşa edilmiş olan ve insanların alınteri ve emeklerini sömüren; zengini zengin, fakiri de daha fazla fakir yapan sitemlere karşı mücadele etmek lazımdır. İnsanların ekonomik anlamda hakları tam teslim edilmeli. Bu anlamda İslami kurum ve şahsiyetler toplum için örnek modeller inşa etmelidirler. Mü`min tüccarlar, herkesten daha fazla ticaret konusunda hassas olmalıdır. Bir toplumda cari olan ticaret,  o toplumun adalet ve fazilet barometresidir. Bu ölçü, mü`min için de geçerlidir. Özellikle insanların en fazla değer verdiği dünya malı hususunda Müslüman tüccarlar adaletli davranıp insanların hakkını teslim ederse, bu yaklaşım toplumlar üzerinde çok etkili olur. Böylesi bir yaklaşım büyük uğraşlarla yapılan irşat ve tebliğ faaliyetlerinden daha fazla etkili olur. Ticari anlamda adil bir duruş ortaya konulmadığı zaman, inancımıza perde olacağımız gibi böyle bir inancın bizlere fazla faydası da olmaz.

 O halde akide ve amel bütünlüğünün muhafaza edildiği bir yaşam modeli insanlara sunulmalıdır. Rabbani mecrada inşa edilmiş böylesine bir yaşamın öncüleri de bizzat bizler olmalıyız.

Aşağıda zikredilen ayet, toplumsal sorumluluk ve davet noktasında tüm Müslümanlara yol göstericidir. Bu ayeti özellikle toplumsal yozlaşmalara karşı açık bir duruş ortaya koyamayanlar ve yine bireyselliği yaşam tarzı haline getirmiş olanların bir kez daha okuması lazımdır. Sadece Hz. Şuayb`ın değil, tüm peygamberlerin daveti, mücadele eksenli olmuştur. Bunun dışında bir yaşam veya davet modeli inşa etmeye çalışmak bir yanılgıdır. Yozlaşmaya ve zulme suskun kalmak, bizleri mesuliyetten kurtarmaz. Dergâhlarımıza kapanıp zulmü ve küfrü görmemezlikten gelmek, bunların var olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz ve bizleri mesuliyetten kurtarmaz.

 "Medyen`e de kardeşleri Şuayb`ı (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah`a kulluk edin, sizin O`ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi: Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inanan (insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!" (7:5)

2) Sahip olduğumuz bütün nimetler, Allah`ın lütfu ve ikramıdır. Bizler, verilen nimetlerle imtihan edilmekteyiz. Bizler, nimetler konusunda birer emanetçiyiz. Bazen darlık ve musibetlerle imtihan olduğumuz gibi, bazen de bolluk ve nimetlerle imtihan ediliriz. Nimetlere nail olan insanoğlu, bu nimetlerin nereden geldiğini hatırlayıp tevazu ile kulluk şuurunu tazelemelidir. Nimetler kalp gözlerimizi kör etmemeli ve bizleri azdırmamalıdır. Daima bu nimetlere ulaşmadan evvelki halimizi düşünmeliyiz. Sahip olduğumuz güç ve zenginlik insanlara zulmetme aracına dönüşmemelidir. Gücümüz ve kuvvetimiz kulları ezme vasıtası olmamalıdır. Tam tersine hakkı ve adaleti ikame etmek için bu imkânları kullanmalıyız.

"Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki bozguncuların sonu nasıl olmuştur." (7:86)

3) Zalimlerin ve zorbaların, küfür ve zulüm ehlinin bildiği en iyi dil, zorbalıktır. İnsanları özgür irade ve düşünceleri ile baş başa bırakmak yerine, zorbalık ve zulüm ile toplum mühendisliğine soyunurlar. Fikir ve iradelere hiçbir şekilde saygıları yoktur. İnsanları yollarından döndürmenin yegâne yolu olarak tehdit ve şiddeti görürler.

"Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şu`ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?)" (7:88)

4) Hidayet ve İslam, Allah`ın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerdir. Bunca insan içerisinde Allah Azze ve Celle bu nimeti bize ihsan ettikten sonra, Allah`ın davasını ve dinini terk etmek, büyük bir nankörlük ve Allah`a karşı bir iftiradır. Hidayet ve imanı tanımamak ile tanıyıp tadını almak arasında fark vardır. Allah`ın davasından dönmek büyük bir ihanettir. Bile bile akılsızlığı tercih etmektir. Cehenneme koşarak gitmektir.

Şartların ve imtihanın çetinliği bu konuda bizim için mazeret değildir. Sabır ve namazla Allah`tan yardım isteyip mücadelemiz konusunda sebat etmeliyiz. Allah Azze ve Celle, bizlerle İslam düşmanları arasında hüküm verecektir. Verilen her hükme razı olmamız gerekir ve verilen hükmün dünyevi ve uhrevi boyutlarını birlikte düşünmemiz gerekir.

"(Andolsun ki), Allah bizi ondan (kâfirlikten) kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek, Allah`a karşı iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah`ın dilemesi hali müstesna geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah`a dayanırız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın."  (7:89)

5) Kalp gözleri hidayete kör olanların ve basireti körelmiş olanların, hayata dair bütün değerlendirmeleri yanılgıdan ibarettir. Dalaleti ve şeytanın süslemiş olduğu bir yaşam tarzını, insanların dünya ve ahiretlerini mahveden bir yaşam tarzını özlenen bir hayat olarak görürken; İslam`ın öngördüğü bir yaşam tarzını ise, ziyan ve kayıp olarak değerlendirmektedirler. Hidayeti bulanları, yollarını şaşıranlar olarak görüp göstermeye çalışırlar. Ellerindeki cetvel eğri olunca, yapmış oldukları her türlü ölçü de yanlış olmaktadır. Ellerindeki propaganda imkânları ile de hakkı batıl, batılı hak olarak göstermeye çalışırlar.

"Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Eğer Şu`ayb`a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız." ( 7:90)

6) Dünya ve ahiret hususunda başımıza gelen olumsuzluklar, kendi ellerimizle yaptıklarımız yüzündedir. Allah Azze ve Celle (haşa) kullara zulmetmez; kullar, kendi kendilerine zulmederler. Yeryüzündeki tabii, sosyal ve siyasal ifsadın kaynağı hidayetten kopmuş insanlar ve kurumlardır. Böyleleri, hayatı hem kendileri için, hem de başkaları için hüsran yatağına dönüştürürler. Onların bu zararları sadece kendi zamanları ile sınırlı kalmaz, eserleri ile gelecek nesillere de hüsranı yaşatırlar. Doymak bilmeyen ihtiraslarına, tüm insanlığı geleceği ile beraber kurban ederler. İslam ve imanın hayat bahşedici özelliğine, sunduğu apaçık delillere rağmen, yanlış tercih ve ihtirasları nedeniyle hem kendilerine, hem de başkalarına zulmederler.

"Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh Kavmi`nin, Âd`ın, Semûd`un, İbrahim Kavmi`nin, Medyen Ashabı`nın ve o mü`tefikelerin haberi gelmedi mi? Onların hepsine peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmetmiş değildi, lâkin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı." ( 9:70)

7) Bugün kendi müreffeh hallerine bakıp, şahıs ve kavimlere zulmedenler bilmelidirler ki, insanlık tarihi boyunca kendilerinden çok daha güçlü uygarlıklar geldiler ve tarihe karıştılar. Şimdi o uygarlıkların esameleri bile okunmuyor. Sanki o görkemli uygarlıklar yeryüzüne gelmemiş gibi... Onlardan geriye sadece harabeler ve biraz kalıntı kalmıştır. Zalimlerin zulmü hatırlanıp lanetle yâd edilmektedir. Zamanında İran ve Bizans`ın yıkılacağını kim düşünürdü? Onlar şimdi nerede? Allah zalimlere mühlet verir ve daha sonra azgınlıkları ve gafletleri içerisinde yüzerken ansızın onları yakalayıverir. Bizden öncekilere ibret nazarı ile bakıp istikametimizi güzelleştirelim ki, başkalarına ibret olmayalım. İbret almayan, ibret olmaya mahkûmdur.

"Sanki orada hiç güzel gün görmemişlerdi. Dikkat edin, Semud kavmi nasıl helâk olup gittiyse Medyen de öyle yok olup gitti." (11:95)

"(Şuayb`ın kavmi olan) Medyen halkı da (Şûayb`ı) yalanladı. Musa da (Firavun tarafından) yalanlandı. Ben de o kâfirlere bir süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. Beni tanımamak nasılmış görsünler." (22:44)

8) Zalimleri caydıracak, saldırganlıklarını bertaraf edecek yegâne unsur, güç ve kuvvettir. Bu yüzden İslam davası ve İslam toplumunun selameti için sürekli caydırıcı bir güç bulundurmak temel stratejik bir tercih olmalıdır. Güç ve kuvvet sahibi olmayan ve caydırıcı kuvvet vasıtalarına başvurmayan İslami kurumlar savunmasızdır. Unutmayalım ki, zalimlerin ve kâfirlerin merhameti yoktur. Bizim zayıflığımız onları daha fazla vahşileştirecektir. Adaleti ayakta tutma şiarı ile inşa edilmiş olan ordular, bu davanın, bu ümmetin ve tüm insanlığın teminatıdır. Zulmün kavuruculuğu karşısında yeryüzünde mazlumların sığınacağı tek gölge, adalet düsturu ile inşa edilmiş kurumlar ve ordulardır.

"Dediler ki: Ey Şuayb, senin söylediklerinden çoğunu anlamıyoruz, biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Kabilen olmasaydı, seni mutlaka taşlarla(öldürür)dük! Senin bize karşı hiç bir üstünlüğün yoktur!" (11/91).

9) Allah`ın emirlerini dinlememede ısrar eden ve bunun neticesinde Allah`ın azabı ile cezalandırılanlara acımamak gerekir. Çünkü bu cezayı hak etmiş oluyorlar. Özgür iradeleri ile yapmış oldukları tercih ve zulüm sebebiyle cehenneme koşarak gidenlere ve kendileri ile beraber başkalarını da götürmeye çalışanlara ve Allah`ın arzını, kullarına cehennem yapmaya çalışanlara acımamak gerekir. Allah`ın azabına müstehak olanlara karşı bizde rikkat hislerinin uyanması doğru değildir. İmanımız gereği; aşiret ve akrabalarımız olsa bile, Allah`ın dinine karşı savaş açanların helaki bizleri üzmemelidir.

Allah`a karşı isyan edenlerle bizim hiçbir bağımız olamaz. Onların küfrü ve zulmü, bütün bağları koparıp atmıştır. Allah`ın düşmanları, ancak bizim de düşmanımız olur.

(Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "Ey kavmim, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!.." (7/93)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Eylül 2015 (132. Sayı)
 
24-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.