Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 13

Mehmet Zülküf Yel

Risalete ve ilahi mesaja karşı tavır alanların makul hiçbir delilleri yoktur. Kendilerine takdim edilen dünya ve ahiret saadetini esas alan çağrılara, fikri zeminlerde mukabelede bulunma imkânından mahrumdurlar. Bu yüzden ilahi çağrıya karşılık, bu çağrıyı etkisiz kılma bağlamında bildikleri en iyi şey, tehdit ve karalamadır.
Hz. Lut`un Kıssasından Dersler ve ibretler-2

1) Risalete ve ilahi mesaja karşı tavır alanların makul hiçbir delilleri yoktur. Kendilerine takdim edilen dünya ve ahiret saadetini esas alan çağrılara, fikri zeminlerde mukabelede bulunma imkânından mahrumdurlar. Bu yüzden ilahi çağrıya karşılık, bu çağrıyı etkisiz kılma bağlamında bildikleri en iyi şey, tehdit ve karalamadır.

Öncelikle yoğun bir propaganda ile davetçileri ve mü`minleri davalarından vazgeçirmeye çalışırlar. Daha sonra ise aynı süreci, davetçileri yalnızlaştırmak, halk kitleleri ile aralarına duvarlar örmek için devam ettirirler. Ayrıca inkâr pozisyonlarını alay ve istihza ile güçlendirmeye çalışırlar. Bütün bunların fayda vermemesi durumunda ise, bu sefer tehdit unsuru devreye konulur. Akabinde ise bu tehdidin gereği yapılmaya çalışılır. İman edenlere yönelik eylemler, onları öldürmeye çalışmaya varır. İşte küfrün anladığı en iyi dil, şiddet dilidir.

Tevhidi çağrı karşısında akıllarını kullanmayan bu zümre, kör şiddeti kıble olarak benimseyip stratejiye dönüştürmüştür. Tarih boyunca şaşmaz bir seyir izleyen bu durum, günümüzde de güncelliğini aynı şekilde muhafaza etmektedir. Kör terör ve şiddet, zalimlerin en temel stratejisidir. Ekinleri ve nesilleri kurutma, ideolojilerini zorbalıkla halk kitlelerine dayatma ve halkın iradesine ipotek koyma, en temel karakterleri haline gelmiştir. İnsanların hayata dair tercihleri toplumsal mühendislik marifeti ile biçimlendirilmek istenmektedir. Zalim ve zorbaların kitabında fikir, ilim, irfan yoktur. Fikir ile ikna yoktur. Zalimlerin kitleleri ikna için kullandıkları yegâne dil, terör ve şiddet dilidir.

"Lût`u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz?"

"Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz."

"Kavminin cevabı: "Onları (Lût`u ve taraftarlarını) kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış! "demelerinden başka bir şey olmadı." (7: 80-82)

2) Allah`ın dini ve Tevhidi çağrıyla herkes birebir muhataptır. Herkes, bireysel sorumluluk çerçevesinde Allah`a karşı vazifelerini ifa etmek ve kulluk yapmak durumundadır. Hiç kimse için bir ayrıcalık ve iltimas yoktur. Peygamberlerin aileleri dâhil olmak üzere, tüm kullar kendi bireysel tercih ve çabalarına göre muamele görmüşlerdir. Hz. Lut`un ve Hz. Nuh`un peygamber olması, onların hanımlarını ve çocuklarını kurtaramamıştır. Allah Azze ve Celle`ye asi olan herkes, elim ve helak edici bir azaba duçar olmuşlardır.

Kur`an’da bu hakikati dile getiren ayetleri ibret ile okumak lazımdır. Bu gün cemaat liderlerinin, meşayihlerin veya salih atalarının arkasına saklanmayı ve onların cüppelerine yapışıp sıratı geçmeyi bir mefkureye dönüştürmüş olanların bu hakikati yeniden hatırlaması gerekir. Kendi cemaat ve liderlerini sefine-i necat olarak görüp de başka bir şey yapmayan ve ebedi saadete talip olanlar, yarın hüsrana uğrayabilirler. Peygamberin hanımı bile, peygamberlik makamının hatırına, tercihinden dolayı mazur görülmüyorsa, günümüzdeki insanların birilerinin konumuna sığınıp iltimas beklentisi içerisinde olması tam bir yanılgıdır. "Benim dedem hacı idi, babam namaz kılardı, dedemin dedesi deve ile hacca gitmiş idi", diyenlerin, akıllarını başlarına alması ve ahirette herkesin Allah Azze ve Celle ile birebir muhatap olacağını hatırlaması lazımdır. İlahi mesajın muhatabı birebir fertlerdir.

Özellikle bazı İslami cemaat ve hareket mensuplarının, cemaat mensubiyetlerini cennet tapusu gibi görüp, kulluk vazifelerini ihmal etmeleri, özellikle de toplumsal sorumluluklarını yerine getirmemeleri son derece şaşırtıcıdır.

"Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık); çünkü o, geride kalanlardan oldu." (7: 83)

3) Zalimleri ve azgınları durduracak yegâne unsur, kuvvet ve güçtür. Hayata dair bütün tercihlerine ve isteklerine zulüm ve zorbalıkla ulaşan zalimler, gücü, hayatın yegâne belirleyici unsuru olarak görürler. Bu yüzden azgınlıklarını ve zorbalıklarını engelleyecek yegâne unsur, kahredici ve belleri büken bir güçtür.

Tarih boyunca ehli küfür sadece güce hürmet etmiştir. Demirin kahredici gücü, zalimleri hizaya getirmiş ve ifsatlarını ortadan kaldırmıştır. Zulüm karşısında mazlumun güçsüz olması, zalimi ve zincirini koparmış azgın kâfiri daha da azgınlaştırır. Nitekim kavminin azgınlığı karşısında çaresiz kalan Hz. Lut, tüm çabasına rağmen gözü dönmüş, azgın zalimleri durduramamış ve çaresizlik içinde, Allah`a sığınmıştır. Zalimleri durduran, Hz. Lut`un mazlumiyeti değil, Allah`ın meleklerinin kahrediciliği olmuştur. Nitekim daha sonra, Kahhar olan Allah`ın kahredici azabı gelmiş ve zalimleri helak etmiştir.

Zulümlerinden vazgeçmeyen ve yeryüzünü fesada boğan zalimleri kahretmek de meşru bir tercih ve yeryüzünün varisleri kılınmak istenen mustazaflar için bir haktır. Günümüzde zembereğinden boşalmış zalimleri ve azgın kâfirleri, ilim, hikmet ve ikna ile yola getirmeye çalışmak sadece bir yorgunluk verir. Çünkü sadece demirin gücünü tek belirleyici unsur olarak kabul edenler için hikmet, ancak sivrisinek vızıltısı kadar anlamlı olabilir. Mazlumun zayıflığı, zalimi daha da vahşileştirir.

Zalimlerin ve azgın kâfirlerin kitaplarında akıl, izan, vicdan ve merhamet gibi kavramlara yer yoktur. O halde zalimlerin zulmünü engellemek ve onları kahretmek için cihat saflarını sıklaştırmak ve ordular hazırlamak gerekir. Küfrü kahretmek için onlarla cihat dilini konuşmak gerekir. Zulmün eksik olmadığı bir dünyada daima cihadî eğilimlerin diri tutulması ve cihat unsurlarının teyakkuzda tutulması gerekir. Haklarımız ile beraber şeref ve izzetimizi muhafaza edebilmemizin tek yolu budur. Kılıç ve merhamet peygamberi olan Hz Muhammed( s.a.v)`in ümmeti olarak, mazlumlara karşı merhamet gösterirken, zalimleri de kılıçlarımız ile karşılamamız lazımdır. Mazlum olabiliriz, ama mazlum olarak kalmak caiz değildir. Küfrün ve zulmün belini kırıncaya kadar zalimlere ve kâfirlere eman vermemek lazımdır.
"Lut dedi: "Ne olurdu size karşı bir kuvvetim olsaydı, ya da çok sarp bir yere sığınabilseydim." (11: 77-80)

4) İlahi mesaj ve tevhidi bilinç ile mefkûreleri terbiye olmamış insanların bütün çabaları dünyevi menfaatleri elde etmeye yöneliktir. Özellikle yorgunluk, bedel ve yoğun bir uğraş isteyen işleri sadece dünyevi menfaat için yaparlar. Bu yüzden bedel isteyen işlerin tamamını da aynı niyetle yapıldığını zannederler.

İslam davası büyük bir çaba ve bedel isteyen bir iştir. İnsanların çoğu bu işi de yorumlarken kendi mantıkları çerçevesinde bir yere oturtmaya çalışırlar. Bu kadar büyük bir çaba ve bedelin karşılığı olarak dünyevi bir hedefin amaçlandığını düşünürler. Bu saik ile davet çalışmalarına şüphe ile bakarlar. Kısacası halk diliyle, herkesi kendileri gibi bilirler.

Peygamber kıssalarına baktığımız zaman, peygamberlerin muhataplarına, "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbi`dir", mesajını verdiklerini ve bu cevabın Kur`an’da defalarca yer aldığını görüyoruz.

Elbette bu üslup boşuna değildir. O halde İslam davetçileri de günümüzde Allah`ın davası için ter dökerlerken, hayatta insanların tercihlerinin etkin belirleyici unsurlarından olan maddi menfaat için bu işi yapmadıklarını mutlaka dile getirip insanları ikna etmeye çalışmalıdırlar. Davetçiler halleri ve sözleri ile topluma güven vermeye çalışmalıdırlar. Davetçi, şahsiyeti etrafında güven duvarını inşa edemez ise, vermiş olduğu mesajlar gölgede kalır ve muhataplarını etkileyemez.

Öncelikle davetçi ve toplum arasında güven zemini inşa edilmeli, akabinde de büyük fedakârlıklarla icra edilen İslam ve Kur`an hizmetinin hiçbir maddi çıkar karşılığında yapılmadığına dair toplum ikna edilmelidir.

"Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

"Gelin artık, Allah`tan korkun ve bana itaat edin."

"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir." (26: 162-164)

5) Müslüman şahsiyet, toplum içerisinde sorumlu bir aktördür. Toplum içerisinde duruşu ile kendisini belli etmeli ve topluma rengini vermelidir. Toplum içerisinde meydana gelen gelişmelere kayıtsız kalmaya kesinlikle ruhsat yoktur.

Toplumun ıslahı ve insanların selameti için bütün imkânlar seferber edilmeli ve bu hedef için hayatımızı vakfetmemiz lazımdır. Toplumda baş gösteren ifsat hareketlerine karşı tüm gücümüz ile mücadele etmeliyiz. İmkânımız varsa elimizle mefsedetleri defetmeye çalışmalıyız. Buna gücümüz yetmiyorsa, bir yandan imkân oluşturmaya çalışırken, diğer yandan da bu münkeratı dilimizle ortadan kaldırmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Eğer buna da gücümüz yetmiyorsa, münkerattan buğz etmeli ve her halimiz ile bunu göstermeliyiz. Duruşumuz ile münkeratın yanında olmadığımızı, münkeratı ve zulmü protesto ettiğimizi göstermemiz lazımdır.

Bir münkeratın icra edildiği yerden ayrılmalı, böylesi topluluklarla bir arada bulunmamalı ve lisan-ı halimiz ile onların bu rezil konumlarını protesto etmeliyiz.

"İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"

"Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"

"Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürülenlerden olacaksın."

"Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim." (26: 166-168)

6) Bu dünyada Allah rızası dışında inşa edilen dostlukların tamamı maddi menfaat ve çıkar içindir. İnsanlar çıkarlarını kaybetmeme uğruna birbirlerinin haksızlık ve zulümlerine göz yumarlar. Bu tavır ve duruşlarıyla lisan-ı halleri ile biribirlerini teşvik ederler.

Bu dünyada menfaat uğruna bir araya gelenler, zulüm ve küfürde yardımlaşanlar, biribirlerinin sırtından zulüm ve küfrün basamaklarını tırmananlar, kıyamet gününde biribirlerinin yüzlerini yırtacaklardır. O çetin günde biribirlerine düşecekler, biribirlerini suçlayacak ve biribirlerine lanet edeceklerdir. Yani dostlukları, onların kıyameti ve felaketi olacaktır. Bu yüzden bu dünyada iken hangi toplulukta bulunduğumuza, kimleri dost ve veli edindiğimize ve kimlerle yol aldığımıza iyi bakmalıyız. Öyle arkadaşlar ve dostlar var ki, insanı cennet yolculuğuna çıkarır, öyle arkadaşlar da vardır ki, bu dünyadaki dostlukları zulüm ve zillet; ahiretteki dostlukları ise azap vesilesidir.

"Kişi sevdiği ile beraberdir" hadisi mucibince bu dünyada gönlümüz ve bedenimiz kimlerle ise yarın onlarla beraber haşrolacağız.

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Temmuz 2013 (130. Sayı)
 


 
18-07-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.