Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 11

Mehmet Zülküf Yel
Allah Azze ve Celle, Hz. İbrâhim`e Mekke`ye gitmesini vahyetti. O zaman Mekke`de hiç kimse yaşamıyordu. Hz. İbrahim, Cenâb-ı Hak`tan aldığı bu emir ile Hz. Hâcer`i ve küçük yaştaki oğlunu alıp Mekke vadisine bıraktı.
Hazreti İbrahim`in Kıssası -7
Hz. İbrahim`in Kıssasından Çıkarılacak Dersler ve İbretler-6


1) Allah Azze ve Celle, Hz. İbrâhim`e Mekke`ye gitmesini vahyetti. O zaman Mekke`de hiç kimse yaşamıyordu. Hz. İbrahim, Cenâb-ı Hak`tan aldığı bu emir ile Hz. Hâcer`i ve küçük yaştaki oğlunu alıp Mekke vadisine bıraktı. O zaman Mekke de hiç kimse, hatta içecek su bile yoktu. Yanlarına, içi hurma dolu bir dağarcık ile su dolu bir kırba bıraktı ve gitmek üzere geri döndü. Hz. Hâcer, Hz. İbrâhim (as)`in arkasından seslendi: "Ey İbrâhim! Bizi, bu ıssız vadide bırakıp da, nereye gidiyorsun? Öyle bir vadi ki, ne görüşülecek bir kimse var, ne de bir şey!" dedi. Hz. Hâcer, sözünü, tekrarladı ise de, İbrâhim (as) ona dönüp bakmadı. Bunun üzerine Hz.Hâcer, " Yoksa, bizi, buraya bırakıp gitmeni, sana, Allah mı emretti?" diye sordu. Hz. İbrâhim: " Evet, Allah emretti" diye cevap verdi. Hz. Hâcer: " Öyle ise, Allah, bize yeter. O, bizi zayi etmez, yardımsız bırakmaz!" dedi. İbrâhim (as), Mekke`nin üst tarafındaki Seniyemevkîne kadar ilerledikten sonra yüzünü, Kâbe`nin bulunduğu tarafa döndü ve ellerini kaldırdı: "Ey Rabbimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını, Senin Mukaddes olan Evinin yanında, namazlarını, dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık, insanlardan bir kısmının gönüllerini, onlara meylettir. Şükür etmeleri için, onları, bazı meyvelerle rızıklandır" ,diyerek Allah`a dua etti. Sonra dönüp gitti.

Bu hadiseyi yaşayanlar, imanın zirvesini ve teslimiyeti hayatlarında somutlaştırmışlardır. Hz. İbrahim, hayatı boyunca beklediği İsmail`ini, İlahi emir üzerine, götürüp ıssız ve tüm beşerin yardım ve ülfetinden uzak bir yere bırakıyor. Kızgın ve kimsenin yaşamadığı çöllerde yalnız başına bir kadın ve küçük bir çocuk... Yanlarında yardımcı ve dost olarak sadece Allah Azze ve Celle vardır. Beşeri ölçülerle değerlendirildiği zaman, bu iki insanın burada terk edilmeleri ölümle eş anlamlıdır. Hz. İbrahim, Rabbine güveniyordu ve tam bir teslimiyetle teslim olmuştu. Ciğerparesini ve hanımını kızgın çöllerde yalnız başına Allah`a emanet etti. Hz. Hacer de bunun İlahi bir emir olduğunu öğrendiği zaman ortaya koyduğu tavır, imanın zirvesinin tezahürü ve pratik hayattaki tecessümüdür. Fıtri olarak zayıf olan bir kadın, hayatın en zor imtihanlarından birisi karşısında, belki de birkaç gün içinde ölmeleri ile sonuçlanabilecek bir tablo karşısında tam bir teslimiyet sergilemiştir.

Bu kadın, bu işi İbrahim`e emredenin Allah olduğunu öğrenince mutmain oluyor. Hiçbir yırtıcı hayvandan ve diğer tehlikeli şeylerden korkmadı. Çünkü Cenab-ı Hakk`ın koruduğu kimse, her türlü şerden ve zarardan yana koruma altındadır.

Hz. Hacer, İlahi bir emrin yerine gelmesi noktasında Hz. İbrahim`e yardımcı olmuş ve hiçbir şekilde asi olmamıştır. Hz. Hacer`in İslam tarihinde ve insanlık tarihinde apayrı bir rolü vardır. Hz. Hacer, şahsiyeti mektebe dönüşmüş mümtaz bir insandır. Allah`a teslimiyet ile kurbiyyet makamlarında yol almanın ve İlahi rızaya nail olmanın en güzel örneklerinden birisidir. Yine sıradan bir insanın, İslam ile insanlık semasında parlayan bir yıldıza dönüşmesi ve kıyamete kadar yaşayacak bir misyonun temsilcisi olanın adıdır Hacer olmak...

Bugün İslam davetçilerinin böylesi bir ruha ve duruşa ne kadar da ihtiyaçları vardır. Her mü`min birer Hacer olsaydı, Kerim olan Allah, İslam ümmetini tüm hayatı kuşatan yeni bir zemzem ile mükâfatlandırırdı. Öyle bir zemzem ki, tüm beşeriyet için hayat kaynağı ve dertlerinin dermanı olurdu. Hz. Hacer`in iman ve teslimiyeti öyle bir keyfiyete sahiptir ki, o şuur ve duruş Allah`ın rahmetinin sağanak sağanak üzerimize yağmasına vesile olur.

Hz. Hacer, tüm İslam davetçileri için, özellikle de mü`mineler için örnek ve sembol bir şahsiyettir. İslam davasının Hacerlere ihtiyacı vardır. Bu şanlı mücadelenin İbrahimlere ihtiyacı olduğu gibi Hacerlere de ihtiyacı vardır. Davanın saflarında Hacerlerin sayısı arttıkça, İbrahimlerin mücadelesi daha da güç kazanır. Mü`min bayanlar, irşat ve cihad faaliyetlerinde zorlaştırıcı bir tavır içerisine girmek yerine, eşlerine yardımcı olmalıdır. Bu dava uğruna başlarına gelen musibet ve imtihanlara beraberce sabretmelidirler.

Her mü`mine, Hacer gibi aziz olmanın sırrını keşfetmeli ve bu sırrı hayatına nakşetmelidir.

İmtihana sabretmenin karşılığı iki cihanda Allah`ın ikramı ve saadettir. Hz. Hacer sabrının ve teslimiyetinin karşılığı olarak zemzem ile mükâfatlandırıldı, aziz kılındı ve kurbiyyet makamını kazandı. Aynı zamanda kısa bir zaman içerisinde ülfetleri insanların kalbine yerleşiyor ve insanlar onların etrafında toplanıyorlar. Cürhümiler gelip Mekke vadisine yerleşiyorlar ve böylelikle Mekke`nin yerleşik ilk sakinleri oluyorlar.

Böylelikle Allah`a yönelmenin ve teslim olmanın neticesinde inzal olan rahmet hem onlar için hem de sair insanlar için hayat pınarına dönüşüyor.

Biz de yüreklerde ve ruhlarda rahmet pınarlarına vesile olacak teslimiyeti inşa edebilirsek, akacak rahmet pınarı hem bizim, hem de tüm insanlık için hayat kaynağı olur.

2) Hz. Hacer ve Hz. İsmail ağacın altındaki gölgelikte idiler. Hz. Hacer, İsmail (as.)`ı emziriyor ve kırbadaki sudan da, ona içiriyordu. Bir süre sonra su tükenmiş ve Hz. Hacer`in de sütü kesilmişti. İsmail (as) acıkmaya başlamış, kendisinin de açlığı şiddetlenmişti. Hz. Hacer, oğlunun açlıktan, susuzluğundan kıvranıp durduğuna bakıyordu. Oğlunun ölmek üzere olduğunu düşünerek, Onun bu halini görmemek için, Ondan uzaktaki Safa tepesine doğru gitti. Birilerini görmek ümidiyle etrafına bakındı. Fakat ne bir ses işitebildi ne de bir kimse görebildi. Kimseyi göremeyince de karşında ki Merve tepesine hızla koştu. Yine dinledi ve etrafına bakındı. Fakat hiçbir kimseyi göremedi. Bununla birlikte, Hz. Hâcer, İsmail (as)’in yanına iki kere uğramaktan da kendini alamamış, onu eskisi gibi can çekişir halde bulunca, mahzun ve bitkin bir halde, tekrar Safa tepeciğine dönmüştü. Hz. Hacer, Safa ile Merve arasında yedi kere gitmiş ve gelmiştir.

Bu esnada, çocuk olan Hz. İsmail, ayağıyla kumları eşelemeye başlamış ve oradan bir su çıkmıştır. Hz. Hacer, Cenâb-ı Hakk`ın bir ikramı olarak, oğlu İsmail`in bulunduğu yerden su kaynamaya başlayınca Hz. Hacer, bir yandan suya "zem zem (dur, dur)" diye sesleniyor, bir yandan boşa akmasın diye suyu, havuz gibi toprakla çevirip gölet yapmaktan geri durmuyor, bir yandan da, kırbasını doldurmağa devam ediyordu. Su ise, avuç avuç alındıkça, yerden kaynayıp duruyordu.

Hz. Hacer`in şahsiyetini mektebe dönüştüren ve kıyamete kadar insanlık semasında parlayan bir yıldıza dönüştüren hususlardan bir diğeri de onun gayretidir.

Hz. Hacer, bir yandan tam bir teslimiyet ve tevekkül ile Rabbine dayanırken, diğer yandan sa`ye ara vermemiştir. Ve gayret ve tevekkül birleşince, Allah`ın yardımı gelmiştir. Her şeyi maddi sebeplerden ibaret olarak görmek caiz olmadığı gibi, sebeplere müracaatın terki de caiz değildir. Sünetullah gereği, bir yandan Allah`a dayanırken, diğer yandan Allah`ın kevni ayetlerine müracaat etmek gerekir. Bu iki yönelimin bileşkesi, Allah`ın rahmet ve nusret pınarının aktığı yerdir.

Şartların zorluğu, meşakkat ve mahrumiyetler; oturmamızın bahanesi olamaz. Allah`ın yardımı oturana değil, gayret edene ve koşana gelir. Oturarak Allah`ın yardımını beklemek büyük bir yanılgıdır. Tembeller ve acizler, Allah`ın yardımını hak etmemişlerdir. Tüm imkânlarımızı seferber etmeli ve Allah’a yönelmeliyiz. İşte bu, Hacer olmanın adıdır. Zemzeme nail olmanın şifresi ve sırrıdır.

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Mayıs 2015 (128. Sayı)
 


 
20-05-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.