Siyere ve İslam Tarihine Bakış - 10

Mehmet Zülküf Yel

Hz. İbrahim ve oğlu İsmail, Allah`a teslimiyet ve adanmışlık hususunda şahsiyetleri mektebe dönüşmüş iki muvahhittir. İbrahimî teslimiyet ve İsmailî fedakârlık, bir mektep ve tarihe geçen bir misyondur. Tüm mü`minlerin bu rahleden tedrisat görmeleri gerekir.
Hazreti İbrahim`in Kıssası -6
Hz. İbrahim`in Kıssasından Çıkarılacak Dersler ve İbretler-5


1) Hz. İbrahim ve oğlu İsmail, Allah`a teslimiyet ve adanmışlık hususunda şahsiyetleri mektebe dönüşmüş iki muvahhittir. İbrahimî teslimiyet ve İsmailî fedakârlık, bir mektep ve tarihe geçen bir misyondur. Tüm mü`minlerin bu rahleden tedrisat görmeleri gerekir. Dünya ve ahirette, kurtuluşun ve selamet sahiline çıkmanın yolu bu mektebin şakirdi olmaktır. Bir dava uğruna gösterilebilecek fedakârlığın ve bağlılığın ifadesi, Hz. İbrahim`de somutlaşmıştır. Hayatımızın orijini ve merkezi Allah`ın davasıdır. Hayatımızın geri kalan kısmı ise, Allah`ın davası etrafında çeper ve çit olmalıdır. Hayatımızı biçimlendiren temel eksen, Allah`ın davası olmalıdır. Bu dünyada bizlere bahşedilen tüm nimetler, Allah(cc)`ın bizlere emanetidir. Bu emanetleri, ahiret sermayesine dönüştürmek lazımdır. Bu dünya ebedi olmadığı gibi, biz de ebedi değiliz. Bu dünyanın fani oluşu gibi, elimizdeki imkânlar da fanidir. Fenadan gelen her şey, toza toprağa karışır ve fena bulur. Bu fani imkânları ebedileştirmenin tek çaresi, Ebedi olan Zat`ın yoluna hasretmektir. Ebedi olana yönelen, ebedileşir; fani olana yönelen ise, fena bulur.

Bu noktada her mü`min, Hz. İbrahim`in ayak izlerini takip etmeyi şiar haline dönüştürür ise, tam bir teslimiyet ile Allah`a tüm varlığını adarsa, Allah`ın dostlarında olması umulur. Bu yüce makamın bedeli, büyük imtihan ve musibetlere sabredip, sadakatini ispat etmektir.

Musibetler hayatımızın mahdut bir dönemini işgal ederler. Musibetler vasıtası ile kullar imtihan edilirler. Sadıkların ve kaziplerin ayrılması için, bela ve musibetler mihenk taşı mesabesindedir. Hz. İbrahim, bir piri fani idi ve o yaşına kadar bir erkek evlat beklemişti. Hayatındaki en değerli varlıklarından birisi, gözünün aydınlığı olan oğlunun kurban edilmesi isteniyordu kendisinden. Bu, gerçekten çok büyük bir imtihandı. " Halilullah" makamına da ancak büyük imtihanlarla erişilir. İbrahim Peygamber, gördüğü rüya üzerine İsmail`ini kurban etmeye götürür. Ve bu müthiş sadakatin karşılığı olarak, Allah, her ikisini de mükâfatlandırır.

Sabretmek lazımdır. Sabrın sonu büyük kurtuluş ve saadettir.

İşte her mü`min, İbrahimi bir teslimiyet ile Allah yolunda İsmail`ini feda edebilmelidir. Herkesin bir İsmail`i vardır. Rabbimizin yolunda İsmaillerimizi feda etme noktasına geldiğimiz gün, özgürleştiğimiz gündür. Fertler ve ümmet olarak, İsmaillerimizi davamız için feda ettiğimiz gün, dünya ve ahiret saadetinin kapıları bizlere açılır. Hz. İbrahim`e mükâfat olarak sunulan koç gibi, bu dünyada izzet ve onur, ahrette ise Allah`ın sonsuz ikramları bizleri beklemektedir. İslam Ümmetinin aynı zamanda İsmail gibi ölüme koşabilecek yiğitlere ihtiyacı vardır. Bugün İslam Ümmetinin tutsak düşmesinin en büyük nedeni, ölüm korkusudur. Aziz ve Celil olan Allah`ın dini için ölüme koşan İsmaillerimiz çoğaldığı zaman, İsmailî ruh benliklerimizi sardığı zaman, bu ümmetin esaret zincirleri kırılacaktır. Şehadete koşan İsmailler, İslam Ümmetinin özgürlüğünün teminatıdır. İsmailler, şeytan ve dostları ile savaşta bu ümmetin en büyük silahlarıdır. İbrahimî ve İsmailî irade, özgürlük ve insan onurunun temsiliyeti noktasında da tüm insanlığa evrensel bir perspektif sunmaktadır. Dünyevi bağlardan azade olmak, insanlık için layık görülen makamlara çıkmak için tek yoldur. İşte bu yol, İsmail ve İbrahim Peygamberlerin şahıslarında somutlaşmıştır.

"Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"

Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah`a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.

Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "

"Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız."

"Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)

Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.

Selam olsun İbrahim`e...

İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı." (37:100 - 111)

2) Günümüz dünyasında İbrahim olmak, insanlığın özgürlüğünün ve kurtuluşunun teminatıdır.

İbrahimî duruş, zulme ve küfre karşı başkaldırının, özgür bir kalp ile Allah`a yönelmenin adıdır. Her çağda ve asırda egemen güçlerin diktasına ve iktidarına karşı bayrak açmanın adıdır. Sadece Aziz ve Celil olan Allah`a dayanarak sahte ilahlara meydan okumaktır. Adeta zulmün sihirli gücü ile hipnoz olmuş halkın uyanması ve ruhi bir dirilişin gerçekleşmesi, kalplerin hidayet ufku ile buluşması uğruna feda olmayı göze almak demektir. Zalim hükümdara karşı kıyam ederek, o azametli gözüken maskenin altında aciz bir otoritenin olduğunu ifşa etmektir. Maskeleri alaşağı ederek büyüklenen nefisleri halkın önünde mağlup etmektir.

İşte bu ruha ne kadar da çok ihtiyaç vardır! Hele günümüzde İbrahimî ruha ve duruşa ne kadar da ihtiyaç vardır. Bugün zalimlerin zulüm ve küfür düzenlerinin devam etmesi, mazlumların egemenler tarafından ezilmesi, haklarının ve onurlarının gasp edilmesi, işte bu ruhun yokluğundandır. Aziz ve Celil olan Allah`tan korkmak yerine, zalimlerden korkulduğu için zulüm düzeni devam ediyor. Zulümle kuşatılmış bir dünyada İbrahimlere ihtiyaç vardır.

Hem, fertlerin, hem de milletler ve toplukların İbrahimi ruha ihtiyaçları vardır. İbrahimi ruh demek, insanlığın evrensel bağımsızlık ve özgürlüğü demektir. İbrahimi ruh, mazlumların müstekbirler karşısında ayağa kalkması, şeref ve onurları ile haklarını kazanmaları demektir.

İbrahimî bir ruh ile kıyam etmenin, ayağa kalkmanın karşılığı, her iki cihan saadetidir. Ey insanlar, Allah`tan korkmak, özgürlük; zalimlerden korkmak ise, esaret ve zillettir. İbrahimce ayağa kalkmayan fertler ve milletler, başkasının kölesi olarak kalmaya mahkûmdurlar. İbrahimî duruş ve ruh, evrensel özgürlüğün manifestosudur. İnsanlığın ortak mirası olan bu saklı hazine keşfedildiği zaman, mazlumların önderliğinde adil bir dünya düzeninin inşasının yolu açılır.

3) Allah`ın hatırı, tüm hatırların üzerindedir. Herhangi bir sosyal bağın bir anlam ifade edebilmesi için şer`i bağlara münafi olmaması lazımdır. Mü`min, Allah`ın düşmanlarını dost edinemez. Velev ki en yakınları bile olsa... Onlar küfrü ve şirk tercih etmekle aramızda hendekler kazmışlar demektir. Küfür ve şirk üzere sebat edenlere hasredeceğimiz herhangi bir dostluğumuz yoktur. Çünkü Allah`a düşman olanlarla mü`minlerin dost olması düşünülemez. Onlar küfür ve zulümlerinden vazgeçmedikleri müddetçe de bu hal devam edecektir. Bazen Rabbimiz bizleri bu şekilde de imtihan eder, sadakatimizi ve imanımızı dener. Allah`ın düşmanlarını dost edinenler kesinlikle kaybetmişlerdir. Sahte hatırlar uğruna kendimizi ateşe atarken, bu bağların bizlere hiçbir faydası olmayacaktır. Öyle bir gün gelecektir ki, Allah`ın ve Allah`ı sevenlerin dostluklarından başka herhangi bir dostluk fayda vermeyecektir. O gün herkes, biri birinden kaçacaktır. Allah`ın hudutlarını ve dostluğunu göz ardı edenler, biri birini suçlayacaktır.

Yine insani muamele hususunda, dinimizin emrettiklerini yapıp hangi sınırda durmamız gerekiyorsa gereken hassasiyeti göstermek lazımdır. Örneğin, doğru yolda olmayan babaya iyilik ve ihsanda bulunurken, muamele sınırlarımızı Kur`ani kıstaslara göre belirlemeliyiz.

"İbrahim`de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah`tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah`a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Yalnız İbrahim`in babasına: "Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah`tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez." demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır." (60:4)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Nisan 2015 (127. Sayı)
 


 
20-04-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.