Siyer İnsanlığı Vahye Uydurma Projesidir

Mehmet Selim Sabaz
Siyer, manen tutulan yol ve gidiş mânâlarını taşıyan sîret kelimesinin çoğuludur. İnsanlığın atası Hazreti Adem (a.s)`dan Hatemül Enbiya Hz. Muhammed (s.a.v)`e kadar gelen ve insanlığı Allah`a kulluğa ve O`nun dışındaki tüm mabudları red ve inkâr etmeye davet eden peygamberlerin; insanları hak yola çağırmak için vazifelerini nasıl yaptıklarını, bu uğurda ne gibi meşakkat ve tehlikelere göğüs gerdiklerini anlatan ilme İslam Tarihi veya Siyer-i Enbiya (a.s) denir.
Siyer, manen tutulan yol ve gidiş mânâlarını taşıyan sîret kelimesinin çoğuludur. İnsanlığın atası Hazreti Adem (a.s)`dan Hatemül Enbiya Hz. Muhammed (s.a.v)`e kadar gelen ve insanlığı Allah`a kulluğa ve O`nun dışındaki tüm mabudları red ve inkâr etmeye davet eden peygamberlerin; insanları hak yola çağırmak için vazifelerini nasıl yaptıklarını, bu uğurda ne gibi meşakkat ve tehlikelere göğüs gerdiklerini anlatan ilme İslam Tarihi veya Siyer-i Enbiya (a.s) denir. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin hayatı ve mukaddes vazifesini icra ederken gösterdiği çaba ve gayretleri anlatan ilme de Siyer-i Nebî denir. Kısaca, İslâm Tarihi genel bilgileri, Siyer-i Nebî ise Peygamber efendimiz (s.a.v)`in 63 yıllık benzersiz örnek hayatını anlatır.

Bu dünya günümüze kadar hayat ve mücadelesi ile büyüklüğünü göstermiş, tarihe not düşmüş binlerce insana şahit olmuştur. Nice büyük krallar, savaşçılar, fatihler, düşünürler, şairler ve kumandanlar dünyada bir ömür ve iz bırakarak gitmişlerdir. Sözkonusu şahsiyetler olumlu ya da olumsuz etkiler bırakarak ayrıldıkları halde, hiçbirisinin namı kalıcı olmamıştır. İnsanlığın hayatını tamamen etkileyememiştir. Bu anlamda insanlığın hayatı üzerinde kalıcı etkileri ancak Allah`ın peygamberleri bırakmıştır.Geldikleri toplumda insanları bulundukları cehalet girdabından tevhidin hayat veren iklimine davet etmişler.İnsanlığa tevhid eksenli fazilet ve erdemi tavsiye ederek, haksızlık, şirk, günah ve zulüm ile mücadele etmişlerdir.Geldikleri toplumların ekonomik, sosyal, siyasal, düzensizliklerini giderip daha adil ve yaşanılır bir ortam oluşturma çabasını vermişlerdir.Hayatın her anına adaleti tesis etmişlerdir. Resuller bu toplumsal köklü inkılapları baskı ve zorlama ile değil, tevhid öğretisi ve örnek hayatları ile gönüllere hitap ederek yapmışlardır.

Gece gündüz demeden Rablerinin kendilerine verdiği kutsal risalet görevini hakkıyla ifa ederek insanlara evrensel kurtuluş reçetelerini ulaştırma mücadelesine giren peygamberler, akıl almaz işkence ve sıkıntılara göğüs gerdiler. Bu peygamberlerden bir kısmının hayat ve mücadeleleri hakkında bazı bilgiler günümüze kadar ulaşmıştır. Fakat hiçbirisinin yaşantısı, günlük detaylara kadar bilinmiyor. Hatta Hz.İbrahim (a.s), Hz.Musa (a.s) ve Hz.İsa (a.s) gibi insanlığın hayatında önemli inkılaplar meydana getiren, etkiler bırakan peygamberlerin bile günlük hayatları ile ilgili, gelecek nesillere ulaşan çok fazla bilgi yoktur.

Öğretileri kaybolmuş ya da zamanla değişerek hakiki şekillerini kaybetmiştir. Artniyetli kimselerin müdahalesi ile tahrifatlara uğratılıp ilahi özünden maalesef uzaklaştırılmıştır. Peygamberlerin vahye dayanan örnek hayatları olmaksızın öğretilerinin toplumu şekillendirmesi ve arzulanan etkilerin kalıcı olması beklenemez. Muhakkak ki öğreticinin şahsiyeti ve fiilî örnek olabilme kabiliyeti, getirdiği mesaj ve misyonun başarısı için önemlidir.

Tarihte hayat ve mücadelesi tamamıyla kayıt altına alınan yegâne peygamber Hz. Muhammed (sav)`dir. Doğumundan vefatına kadar hayatının tamamı; söz, fiil ve takrirleri en ince teferruatına kadar en yakınında bulunanlar tarafından kaydedilmiştir. Bu kayıtlarda hiçbir şey istisna tutulmamıştır. İbadetlerini yapma şeklinden tutun da, yürümesi, oturması/kalkması, yemek adabından tuvalete giriş/çıkış adabına kadar sosyal ve siyasi hayatı örneklik teşkil edecek şekilde sonraki nesillere faydalanmaları ve hayatlarına uygulamaları için aktarılmıştır.

Resulullah`ın (sav) mükemmel hayatı, her yaştaki kadın-erkek bütün insanlık için ideal bir örnekliktir. O çocuklarına karşı sorumluluk bilincine sahip bir baba`ydı. Eşinin  hukukuna saygılı bir Eş`ti. Namazda mübarek omuzlarına çıktıklarında düşmemeleri için secdesini uzatan sevgi dolu bir Dede idi. Eman dileyen düşmanına karşı bile haddi aşmayan bir komutan idi. Kendisinin can düşmanı olanların bile en kıymetli eşyalarını düşünmeksizin ve kalplerinde en ufak bir şüphe duymaksızın kendisine teslim ettikleri ‘Muhammed`ül-Emin`di.

Bu büyük insanın şahsiyetini Kur`an-ı Kerim Kalem suresinde şöyle izah eder: `Ve Şüphesiz ki sen pek yüce bir ahlak üzeresin`.(68: 4)

İnsanoğlunun yaşadığı hayatta karşılaştığı ayak kaydırıcı ve insanı Rabbine karşı nankörlüğe sevk eden amillere karşı ayakta kalabilmesi için tüm hayatı vahiyle şekillenmiş ‘Örnek İnsan Model`ine ihtiyacı vardır. Yine buna en güzel delili ilahi vahiyde buluyoruz. “Andolsun ki sizin için, Allah`ı ve ahiret gününü arzu eden ve Allah`ı çok anan kimseler için Allah`ın elçisinde (Resulullah) en güzel bir örnek vardır.” (33: 21) Yine Haşr suresinde: “Peygamber (sav) size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşr, 7) “O (Muhammed) kendi hevasından konuşmaz, O bildirdikleri (kendisine) vahyedilenden başkası değildir.” (53: 3-4) “(Resulüm!) De ki:`Eğer siz Allah`ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.` Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (3: 31)

Hz.Aişe validemize (r.anha) “O`nun Ahlakı” sorulduğunda; “Siz Kur`an`ı okumuyor musunuz? Onun Ahlakı Kur`an`dır” demiştir. O, yaşayan Kur`an`dı. İlahi vahyi alıp kendi hayatına uygulayan ve nasıl anlamamız gerektiğini bize en güzel ve anlaşılır şekilde anlatandır. Onun siyerini araştıran kimseler vahyin insan hayatındaki en güzel yansımalarına şahit olurlar.

Yüce Yaratıcı, insanlığı dünya hayatında karşılaştığı zorluklar ve düşmanın hile ve aldatmacalarına karşı uyarılarını elçisi vasıtasıyla bildiriyor. İlahi vahiyden Düşmanın yaklaşım usullerini öğreniyoruz; “Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın, dedi.” (7: 17) Şüphesiz şeytan sizin apaçık düşmanınızdır. Şeytan, insanı, nefsini aldatarak doğru yoldan saptırır. Bunun için Peygamber Efendimiz (sav) sık sık şu duayı yapardı; “Allah`ım, göz açıp kapayıncaya kadar da olsa beni nefsimle baş başa bırakma.” (Ahmed bin Hanbel, V, 42) Çünkü nefs, daima şeytanın telkinlerine hassas bir alıcı konumundadır.

O, insanların en şereflisi, en merhametlisi ve en cömerdi idi. İslam kardeşliğini her şeyin üstünde tutmuş, dünyevi ve uhrevi faydalarına dikkatleri çekmiştir. Hicretten sonraki ilk ve en önemli uygulamalarından biri Muhacir ve Ensar kardeşliği olmuştur. Bir müslüman için maddi ve manevi konularda en mükemmel kul ve peygamberdir. Yüce Allah, insanlar arasından en mükemmel olan zatı seçip peygamber olarak göndermiş ki, ona uyup felaha erelim. Şayet Ona uymayıp kendi heva ve hevesimize göre hareket edersek, Allah katında, O`nun can yakıcı azabından bizi kurtaracak hiç bir bahanemiz olmayacaktır.

“Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü`minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.       (Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O`ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O`na güvenip dayanırım. O yüce Arşın sahibidir.” (Tevbe: 128,129)

Son elçi Peygamber Efendimizi (sav) en güzel tarif edenlerden biri de Üstad Bediüzzaman Said-Nursi`dir(r.aleyh); “Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (sav), Kur`an`ın tazammun ettiği bütün ahlak-ı haseneye cami idi. İşte O zat-ı kerimde, icma-ı ümmetle, tevatür-i manev-i kati ile sabittir ki, insanların sireten ve sureten en cemili ve en halimi ve en sabiri ve en şakiri ve en zahidi ve en mütevazi ve en afifi (iffetlisi) ve en cevadı ve en kerimi ve en rahimi ve en adili, herkesten ziyade mürüvvet, vakar, afüv, sıhhat-i fehim(sağlam anlayışlı), şefkat gibi ne kadar secaya-i aliye (yüce huylar) varsa, en mükemmel bir fihriste-i nuranisidir.”

İşte insanlık, bu mükemmel şahsiyetin siyerini öğrenip hayat ve harekâtını ona göre dizayn etse,  hem dünya hem de ahiret mutluluğuna ulaşır. İnsanlığın en seçkin ve mümtaz şahsiyeti olduğu halde, karşılaştığı bela ve musibetleri ve bunlara karşı takındığı benzersiz tutumları idrak ederek, başına gelenleri sabır ve şükürle karşılar. Örnek bir İslam toplumunun oluşumu için var gücüyle çalışır. Dünyaya boş ve amaçsız gönderilmediğini, ulvî bir vazife ile vazifelendirildiğinin şuuruyla hareket eder. Kısacası buhran ve kargaşa içerisindeki İnsanlık O`nun uyarıcı ve diriltici, vahiyle terbiye edilmiş nefesiyle huzura kavuşur. Rabbim efendimizi hakkıyla anlayan, anlatan ve onun haliyle hallenenlerden eylesin.(Âmin)

Mehmet Selim Sabaz / İnzar Dergisi – Nisan 2017 (151. Sayı)
 
06-04-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.