Sıla-I Rahim ile Modernizme Karşı Kıyam

Abdulkadir Turan
Sıla-ı Rahim, en özlü ifadeyle akrabanın hak ve hukukunu gözetmek, akrabalık hakkını korumak; modern zamanda Müslümanın alamet-i farikalarındandır.
Sıla-ı Rahim, en özlü ifadeyle akrabanın hak ve hukukunu gözetmek, akrabalık hakkını korumak; modern zamanda Müslümanın alamet-i farikalarındandır.

İslam, bir mucizedir; bu mucizenin ispatlarından biri de İslam’da Sıla-i rahme verilen önemdir. Sıla-i rahme verilen önem, İslam’ın ahir zaman dini olduğunu, hükümlerinin kıyamete kadar geçerli olduğunu ortaya koyan hususlardandır. Dolayısıyla Sıla-i rahme verilen önem, Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem’in son peygamber olduğunun, peygamberliğinin kıyamete kadar devam ettiğinin delillerindendir.

Nasıl?

Zira Kur’an-ı Kerim azimüşşanın nazil olduğu, İslam’ın ortaya çıktığı günlerde sıla-i rahmin azalması, ihmal edilmesi problemi var idiyse de bu problem, toplumun esas problemlerinden değildi. Bunun ispatı,

1. Müşrik akrabalarının, Hz. Muhammed Mustafa ve sahabesine sadece akrabaları oldukları için sahip çıkmalarıdır.

2. Cahiliyyeden henüz uzaklaşmış ama İslam’ı özümsememiş kişilerin akraba hukuku konusunda hassasiyetleri hatta kimi zaman bu hassasiyetteki aşırılıklarının soruna dönüşmesidir.

İslam, o dönemde sıla-i rahim ile ilgili iki ıslahatta bulunmuştur:

1. İslam, sıla-i rahmin aşiretçilik ve ırkçılığa dönüşmesine mani olmuştur. Müşriklerin kendi aşiretinden olunca zalime sahip çıkmalarını kınamış, Müslümana da bunu yasaklamıştır. Akrabalığın toplumsal bir cepheye dönüşmesine, kişinin akrabalarının suçlarından sorumlu tutulup cezalandırılmasına ya da akrabalarından dolayı yüceltilmesine müsaade etmemiştir. Cephe, yalnız İslam cephesidir, bu cepheye dâhil olan buraya göre vaziyet almak durumundadır, akrabaları karşı cephede olduklarında onun düşmanı sayılırlar.

2.  İslam, sıla-i rahmin terkine cevaz vermemiş, Sıla-i rahimde bulunmayı mü’minin vasıflarından, sıla-i rahmi kesmeyi ise cehennem yoluna götüren hususlardan saymıştır.

Böylece İslam, sıla-i rahim konusunda ifrat ve tefrite karşı, aşırılık ve terke karşı, bütün hususlarda olduğu gibi vasat yolu göstermiştir.

Ama nasta bu vasat yol içinde sıla-i rahme verilen önem, Mekke ve Medine’de anlaşılması güç olacak kadar çok vurgulanmıştır.

Allah celle celalühü buyuruyor:

"Allah`tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının!" (Nisa Sûresi 1)

“Ve onlar ki, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabalar ve mü’minler arasında olması gereken bağı) birleştirirler; Rablerinden korkarlar ve hesabın kötüsünden endişe ederler.” (Ra’d Sûresi 21)

“Allah`a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah`ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır. “ (Ra`d 25)

Hz. Peygamber salallahü aleyhi ve sellem buyuruyor:

" Allah`a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin" (Buharî, İlim, 37; Müslim, İmam, 74-77)

"Akrabalık, Arş`ta asılıdır. Der ki: "-Beni gözeteni Allah gözetsin; beni terk edeni Allah terk etsin" (Müslim, Birr ve Sıla, 17)

"Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse Cennete giremez" (Buharî, Edeb, 11)

"Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin" (Buharî, Edeb, 12)

"Ey insanlar, birbirinize selâm verin, akrabanızı gözetin, yemeği yedirin! Geceleyin insanlar uyurken namaz kılın ki selâmetle Cennete giresiniz." (Tirmizî, Et`ime, 45)

Halit b. Zeyd (Ebu Eyyüb el-Ensarî)  radiyallahü anh’ten rivayet edildiğine göre bir adam Hz. Peygamber`e gelerek:

"-Yâ Rasûlallah; beni Cennete sokacak bir ibadet söyler misiniz?" dedi...

Rasûlüllah şu cevabı verdi:

"Allah`a ibadet eder ve O`na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahm edersin." (Buharî, Zekât, 1).

Ayet-i Kerimeler ve Hadis-i Şerifler açık: Müslüman, Sıla-i rahmi terk edemez. Sıla-i rahmi terk etmeyi cehenneme giden yollardan bilir.

Fakat, Mekke ve Medine insanı, hatta çevredeki Arap kabileler, zaten Sıla-i rahmi terk etmezdi. O dönemin ne çöl ne de şehirlerinde sıla-ı rahmi terk büyük problem değildi.

Ya modern dünya…

Modernizmi, köyünden, kasabasından, tarlasından, bağından bahçesinden, akrabalarından ve ailesinden kopup şehre yerleşenler inşa etti. Onlar, köylerindeki yaşam gibi akrabalarını da unuttular, akrabalık bağlarını korumayı geçmişe ait bir husus olarak gördüler. Akrabalığa düşkün olanları, kırsal yaşam tarzını sürdürdükleri gerekçesiyle aşağıladılar.

Modernizme kapılanlar, şehirlerdeki sosyal yaşamı, çalıştıkları işyeri arkadaşları, onların kurduğu sendika ve dernekler ile eğer evleri fabrikanın, çalışma alanlarının uzağında ise semtlerindeki sanat grupları ve mahalle lokalleri içinde kurdular. Modernizmi kılavuz edinenler, “dayı”, “amca”, “hala”, “teyze” gibi akrabalık adlarını istihza ile andılar. Bunların her birine aşağılayıcı bir çağrışım yüklediler. Öyle ki “baba”, “dede”, “nine”, “babaanne” aile bağı adları dahi bu aşağılayıcı çağrışım yüklemesinden nasibini aldı. Nihayetinde modernizme inanmakla akrabalık bağının dışına çıkmak, akrabalık bağını eskiye ait bir husus olarak görüp küçümsemek modern insanın vasıflarından oluverdi. O modern insan için dernek, sendika, sanat kulübü, lokal vardır ama bir aile buluşması yoktur.

Ve biz, bugün bu modern ahlakın (!) hâkim olduğu bir çağda yaşıyoruz. Şimdi, bu hususu göz önünde bulundurarak söz konusu ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere dönelim. Bu Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şeriflerdeki sıla-i rahim vurgusu üzerine düşünelim. Bu Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifler, daha çok Mekke ve Medine’ye mi sesleniyor yoksa çağımızın insanına mı, bize mi?

Sıla-i rahim, Mekke ve Medine’de bir mü’min için ne kadar alamet-i farika olurdu ve bugünün Paris’inde, Londra’sında ne kadar olur? Neden uzağa gidiyoruz ki her birimizin şehri Paris ve Londra’nın minyatürü oluvermedi mi? İstanbul Kadıköy’de, Bakırköy’de ya da Ankara Çankaya’da ya da Diyarbakır Dicle Kent’te ya da Mardin Yenişehir’de… Sıla-i Rahim nasıl alamet-i farika olur, hangi ölçü ile mü’minin toplum tarafından gözlenen vasıflarından olur? Mekke’de Sıla-i rahim ile bir insanın Müslümanlığını ölçmek ne ölçüde güçse sözü edilen yerlerde bir Müslümanın kendisini modernizme kaptırıp kaptırmadığını ölçmek için o kadar kolaydır.

Mü’min, Kur’an-ı Kerim’e ve Sünnet-i Seniye’ye inanır. Hepimiz, Sıla-ı rahim ile ilgili Nasa inanıyoruz elbette. Bundan kuşku yok. Ama, kimi zaman çağın alışkanlıkları, şuurumuza, inancımıza galip geliyor da farkında olmadan şuurumuza zıt olana, inancımıza aykırı olana sapıyoruz. Bunun için belki her gün muhasebeye ihtiyaç vardır.

Bu muhasebeyle ey yerinden, yakınlarından kopup gelen Müslüman, özellikle sen ey Müslüman genç!

Sıla-i rahim konusunda sen İslam’a mı tabisin yoksa modernizme mi? Bu hususta kılavuzun ne ve kim? Tefekkür et! Hayatını gözden geçir ve karar ver:

Senin için “amca”, “dayı”, “hala”, “teyze”, “pısmam (amcazade)”, “xalan (dayızade)” anlam taşıyor mu? Sevinçte ve üzüntüde onlarla ilgili bir şey hissediyor musun? Bayramda ve düğünde onları arayıp da tebrik ediyor musun? Hastalıkta, taziyede veya başka bir musibette arayıp teselli veriyor musun? Yoksa bunu yapanları “Geçmişe bağlı arkadaşlar” sınıfında görüp şuur altında onlarla istihza ediyor musun? Senin için akrabalık diye bir kurum var mıdır? Yoksa bütün dünyan, modern şehirlerin getirdiği sosyal kurumlara uğramaktan mı ibarettir?

Unutma! Asr-ı Saadet’in Müslüman genci de senin gibi Müslüman kardeşlerinin sıcaklığını hissettiğinde, buna karşı akrabalarının soğukluk ve hatta düşmanlığını düşündüğünde akrabalığı unutmaya meyletmişti de Allah ve Resulü onu uyarmışlardı. Kur’an ve Hadis’le muhatab olurken sen de uyarılıyorsun…

Allah ve Resulü, senden dengede olmanı talep ediyor. Senin saffın elbette sahiplendiğin davanın saffı- dır. Ama bu safta olmak, akrabalığı unutmayı icap ettirmez. Aksine o saffın sağladığı sıcaklığa rağmen akrabalık bağını Allah ve Resulü’nün dilediği dengede tutmak icap eder. Dengeyi tutturmak senin asli arayışlarındandır ve içinde bulunduğun sosyal sıcaklığa, sosyal tatmine rağmen Sıla-ı rahimde bulunman senin dengede olduğunun alamet-i farikalarındandır.

Bu çağın insanı olarak, Sıla-ı rahimde bulunmak, haşa, cahiliyyeye tabi olmak, cahillere benzemek, geçmişi bugüne taşımak değildir, aksine çağın putu modernzime karşı senin kıyam etmendir, ona karşı durmandır, onun bütün cazibesine rağmen senin ona uymaman, Allah ve Resulü’nü kılavuz edinmekten caymamandır.

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Şubat 2017 (149. Sayı)
 
05-02-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.