Sevgi, Huzur ve Barış Evleriydi Tekke ve Zaviyeler…

Sadullah Aydın
Batı kültürünü, yaşam tarzını silah zoruyla halka dayatan, İslam adına ne varsa yok etmeye çalışan laik rejim tekke ve zaviyeleri sadece kapatmakla kalmadı, ders kitaplarına tekke ve zaviyelerin kötülüğünü ballandıra ballandıra anlatan çok sayıda okuma parçası da koydu. Bu halkın çocukları tekke ve zaviyelerin ne kadar kötü ve çirkin yerler olduğunu okuyarak büyüdü.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Türkiye`nin Müslüman halkına karşı işlenen en büyük zulüm ve ihanetlerden biri de Tekke ve Zaviyelerin, Tarikat Dergâhlarının kapatılmasıdır. Bu kardeşlik, dostluk ve barış yuvalarının kapatılması, işlevlerinin sona erdirilmesi toplumsal barışa, ayrı milletlerden olan Müslüman halkların vahdetine büyük bir darbe vurdu.

Batı kültürünü, yaşam tarzını silah zoruyla halka dayatan, İslam adına ne varsa yok etmeye çalışan laik rejim tekke ve zaviyeleri sadece kapatmakla kalmadı, ders kitaplarına tekke ve zaviyelerin kötülüğünü ballandıra ballandıra anlatan çok sayıda okuma parçası da koydu. Bu halkın çocukları tekke ve zaviyelerin ne kadar kötü ve çirkin yerler olduğunu okuyarak büyüdü.

Ne yazık ki birçok konuda olduğu gibi tekke ve zaviyeler konusunda da gençliğimizin beynini zehirlediler. İyiyi kötü, güzeli çirkin, doğruyu yanlış gösterme konusunda bayağı tecrübeli olan laik rejim tekke ve zaviyeleri bağnazlığın, geri kalmışlığın merkezleri olarak tanıtma konusunda hayli başarılı oldu.

Bugün rejimin laik okullarında yetişmiş birçok insanın aklına tekke ve zaviyeler denilince falakaya yatırılmış gencecik, masum çocuklar gelir. Saçı, sakalı birbirine karışmış, ağzından salyalar akan, cahil, bağnaz, acımasız bir molla, şeyh veya dervişin elindeki sopasıyla zevkten dört köşe olarak falakaya yatırdığı beş altı yaşındaki minik çocuğu acımasızca dövmesi gelir akla tekke ve zaviyeler denilince… Loş, kasvetli, karanlık yerler olarak tasvir edildi bu mekânlar. Ve burada yaşayanlarsa toplumdan uzak, topluma düşman, gerici, ilerlemeye karşı, cahil, halk tarafından dışlanmış, önlerine gelene kâfir diyen fanatikler olarak tasvir edildi.

Hakikat böyle mi peki? Elbette ki hayır… Tekkeler, zaviyeler, tarikat dergâhları asırlarca kaynaşmanın, kardeşliğin, ahlaki olgunlaşmanın, nefis terbiyesinin merkezleri oldular. Buralarda yetişenler toplumu ihya eden önderler konumuna geldiler hep. Sadece ahlaki gelişmenin değil ilmi ilerlemenin de merkezleriydi tekke ve zaviyeler. Buralarda yaşayanlar aynı zamanda birer ilim talebesiydiler de…

Siyasi ve askeri anlamda da toplumun kurtuluşu için mücadele merkezleri oldu tekke ve zaviyeler. Müslüman Türkiye halkının Türk`ü, Kürt`ü, Arap`ı ile kurtuluş savaşında yer almaları, omuz omuza verip kardeşçe dış düşmana, işgalcilere karşı savaşmaları tekke ve zaviyeler gerçeğinden ayrı düşünülemez. Kurtuluş savaşı yıllarını mercek altına aldığımız zaman göreceğiz ki kurtuluş mücadelesinin önderlerinin çoğu şeyh ve âlimlerden oluşuyordu. Kurtuluş mücadelesi tekke ve zaviyelerde örgütleniyordu. Birinci Millet Meclisindeki milletvekillerinin çoğu sarıklı, cübbeli şeyh ve âlimlerdi.

Osmanlı eğer asırlarca büyük bir imparatorluk olarak kalmayı başarmışsa, ayrı milletlerden olan Müslüman halklar milliyetçilik belasına bulaşmadan asırlarca dost ve kardeşçe yaşamayı sürdürebilmişlerse tekke ve zaviyelerin bunda payı büyüktür. Bugün küçük bir toprak parçasında bile halklar barış içinde yaşamayı başaramıyorlar.

Tekke ve zaviyelerin kapatılması büyük bir ihanettir dedik! Neden? Çünkü bugün İslam ümmeti ahlaki olarak çöküşün eşiğindeyse, kültürel emperyalizminin elinde birer zavallı kuklaya dönmüşlerse, kalpleri birbirlerine karşı paramparçaysa, vahdet, uhuvvet ve kardeşlik unutulup gitmişse, milliyetçilik fitnesi ortalığı kasıp kavuruyorsa, ben merkezli hayat, dayanışmacı ve yardımlaşmacı hayatın yerini almışsa bu tür kurumların yokluğundan ötürüdür.

Tekke ve zaviyeler bozulan ahlaka karşı birer kalkan görevi görüyorlardı. Buralardan topluma sürekli güzel ahlak telkinleri yapılıyordu. Başı sıkışan, yoksul düşen, yardıma muhtaç insanlar toplumda ağırlığı olan şeyh ve âlimlerin sayesinde sıkıntıdan kurtuluyordu. Toluma yardımlaşma bilinci aşılıyordu tekke ve zaviyeler. Güçlü bir ahlaka sahip toplumun inşası için gece gündüz emek harcıyordu bu kurumlar.

Birinin bir sorunu olduğu zaman, ailevi veya toplumsal bir sürtüşmede başvuru yerleri tekke ve zaviyelerdi. Tekke ve zaviyelerdeki şeyhler, âlimler, kanaat önderleri hemen mevcut sorunu adilce çözüyorlardı. İnsanlar bu saygıdeğer kişilerin tavsiye ve telkinlerini huzurlu bir kalple hemen benimsiyorlardı. Toplumsal barış, ailevi huzur, kavgasız bir hayat bu kurumların güvencesi altındaydı. Yoksullar aç kalmayacaklarının rahat ve huzuru içinde yaşıyorlardı.

Ve bütün bunlar silah zoruyla, kanun gücüyle sağlanmıyordu. Halk bu kurumların telkinlerini emir telaki ediyor, otokontrolünü kendisi sağlıyordu.

Tekke ve zaviyelerin, dergâhların halk üzerindeki etkisi o kadar derin ve yapıcıydı ki bunca baskı, düşmanlık, yalan, karalamaya rağmen çoğu köy ve kasabada yakın zamana kadar o gelenekten gelen şeyh ve kanaat önderleri insanların başvuru kaynağıydılar. Çocukluğumda insanların bir sorun ve sıkıntıları olunca nasıl şeyh ve âlimlere başvurduklarını hala hatırlarım. Köylülerin arasında çıkan kavgalara anında müdahale eden şeyh ve âlimler çok rahat bir şekilde barışı sağlar, huzuru temin ederlerdi. Bir köy veya kasabada şeyh veya âlim varsa o köy ve kasaba adeta bir barış adasına dönerdi. Yoksulların, çaresizlerin, dargın eşlerin başvuru merkezi olurdu âlim veya şeyhin evi…

Laik cumhuriyet bizden çok şey çaldı. Huzurumuzu, güzel günlerimizi aldı bizden. Değerlerimize, bizi biz yapan her şeye savaş açarak bizleri zavallı yığınlar haline getirdi. Artık aramızdaki sorunları kardeşçe çözecek, huzursuzluk ve kavgalarımıza dur diyecek, toplumsal ve ailevi barışı sağlayacak, yoksul ve çaresizlere umut olacak âlimlerimiz, şeyhlerimiz, medreselerimiz, tekkelerimiz, zaviyelerimiz, dergâhlarımız yok. Bizden çalınan nesillerimize, ahlaki çöküntünün içinde debelenen çocuklarımıza, yıllarca birbirleriyle konuşmayan dargınlarımıza, ailevi huzursuzluğun ağırlığı altında ezilip çareyi boşanmakta bulan evli çiftlerimize, en ufak fırsatı bahane edip birbirlerinin kanını dökmekten çekinmeyen insanlarımıza sahip çıkıp dertlerine derman olacak kimsemiz yok. Sahipsiz kaldık. Kimsesiz kaldık.

Yoksul ve açlarımız bunca zenginlik ve debdebenin içinde çöplerde ekmek aramaktan başka bir çıkış yolu bulamıyorlar artık. Çünkü onlara şefkat kollarını açıp sevgi yuvası mekânlarında sıcacık çorba ikram edecek dergâh ve tekkelerimiz tarihin hüzünlü kolları arasında unutulup gitti.

Sadullah Aydın | İnzar Dergisi | Kasım 2017 | 158. Sayı
 


 
18-11-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.