Sessizlerin Sesi Olmak: İslamofobinin ‘Görünmez` Kurbanları

İnzar / Çeviri Makaleler
Araştırma verileri Müslümanlara yönelik nefret suçunu deneyimlediklerinde İslamofobinin doğasının duygusal, psikolojik, davranışsal, fiziksel ve finansal sonuçları olabileceğini gösteriyor. Örneğin görüştüğümüz birçok kimse huzursuzluk, depresyon, fiziksel hastalık, gelir kaybı ve işsizlik gibi hususlardan dolayı mağdur olduklarını belirtiyorlar. Özellikle Müslüman karşıtı nefret suçuna maruz kalan bireylerde güvensizlik, savunmasızlık ve huzursuzluk gibi duygular kışkırtılmaktadır.
Ağustos 2016`da -kardeşinin tanıklığına göre sokakta Polonya dili konuştuğu duyulduktan sonra- Polonyalı göçmen Arkadiusz Jóźwik`in sokakta uğradığı vahşi saldırı sonrası ölümünden sonra Harlow, Essex`te altı genç tutuklandı.

AB`den ayrılma kararı verilmesi bazı insanların nefret duygularının artmasına ve bu duyguları fiiliyata dökerek sahip oldukları önyargının meşrulaştırılarak ifade edilmesine neden oldu.

Şiddetin artması

Nefret suçlarına karşı farkındalık haftası nedeniyle bu tür nefret suçlarının gayrimüslim erkeklere yöneltilmesi, bunun tetiklemesiyle bu insanlara yönelik şiddetin artması ve etkileri hakkında konuşmak için parlamentodaydım. Araştırmalar nefret suçuna maruz kalanların bu deneyimleri içselleştirdiğini ve böylelikle bu suçların “sıradan” hale geldiğini göstermektedir.

Kendilerine karşı işlenen nefret suçu genellikle alışveriş merkezleri, tren ve araba parkları gibi kamuya açık yerlerde şiddete maruz kalmaları şeklinde vuku bulmaktadır.

Bir nefret suçuna maruz kalan *Amit bize şunları söyledi:

“Bu hafta süpermarkete gittim ve otoparkta çirkin sözlerle taciz edildim. Başka bir seferinde trendeydim ve dizüstü bilgisayarımla ilgileniyordum. Yolculardan biri dizüstü bilgisayarımı şüpheli işlerde kullandığımı söyleyerek trenden inmemi söyledi. Bilgisayarımı kapattım ve durumun sakinleşmesi için bir sonraki durakta trenden indim. İşin en kötü tarafı da hiç kimsenin tartışmada araya girmemesiydi.”

Nefret suçuna maruz kalanların yaşadıkları sözlü tacizin görünüşleriyle ilgili olduğunu söylemeleri işin en ilginç boyutunu teşkil etmektedir. Örneğin sakal bıraktıkları için “Müslümanlar gibi” görünmüş veya öyle algılanmışlarsa, bu, “hain” veya “terörist” olarak taciz edilmeleri için yeterli olmuş.

Bir başka kurban olan *Dwayne üstesinden gelmek zorunda kaldığı nefret suçuyla ilgili olarak şunları söylüyor:

“Sakal bıraktığım günden beri bunlar başıma geliyor. Müslüman değilim ama insanlar bana Müslümanmışım gibi bakıyorlar. Woolwich terörist saldırısından sonra insanlar durup durup bana bakıyorlardı, otobüs şoförleri bile bana ters ters bakıyorlardı. Otobüse binip oturuyordum, oturacak yer ihtiyacı olanlar beni görünce yanıma oturmak istemiyorlardı.”

Nefret suçları yalnızca kurbanlara yönelik sözlü ve fiziksel saldırılarla işlenmiyor. Bazı vakalarda nefret suçları buna maruz kalanın malının veya evinin vandalize edilmesi ve oralara ırkçı duvar yazıları yazılmasıyla da sonuçlanıyor çünkü bu mücrimler kurbanların Müslüman olduklarına inanıyorlar. Örneğin bir başka kurban olan *Aftab şunları söylüyor:

“Buraya taşındık ve komşularla tanışmak için onlara gittim. Bana şöyle dediler: ‘Aaa! Senden önce başka bir Müslüman komşumuz vardı ve onu buradan kovduk.` Tamamen şoke olmuştuk.

Korkunç duygular

Araştırma verileri Müslümanlara yönelik nefret suçunu deneyimlediklerinde İslamofobinin doğasının duygusal, psikolojik, davranışsal, fiziksel ve finansal sonuçları olabileceğini gösteriyor. Örneğin görüştüğümüz birçok kimse huzursuzluk, depresyon, fiziksel hastalık, gelir kaybı ve işsizlik gibi hususlardan dolayı mağdur olduklarını belirtiyorlar. Özellikle Müslüman karşıtı nefret suçuna maruz kalan bireylerde güvensizlik, savunmasızlık ve huzursuzluk gibi duygular kışkırtılmaktadır.

Aşağıdaki tanıklıktan da anlaşılacağı gibi ittifakla kamuya açık yerlerde kişisel güvenlikleri için endişe ettiklerini söylüyorlar. Nefret suçu kurbanı olan Jayesh Müslüman kimliğine sahip olduğu sanılarak hedefleneceği korkusu yaşadığını ifade ediyor.

“Her gün korkuyla yaşıyoruz. Günlük olarak tacizle ve gözdağı verilmekle karşılaşıyoruz ama bu tacize katlanmak zorunda değiliz.”

Açıkçası bu savunmasızlık duygusu yaşadıkları yere bağlı olsa da katılımcılar kişisel güvenlikleri hususunda korku duyuyorlar. Örneğin katılımcılar çeşitlilik olan şehirlerde güvende hissettiklerini açıkladılar. Ancak çeşitliliğin daha az olduğu şehirlerde hem savunmasızlık duygusu hem de saldırıya uğrama duygusu dikkate değer oranda artmaktadır.

Sonuç itibariyle bu araştırmada tanık olan kimseler “farklı” olana aşina olmayan insanlarla bir araya gelmek istemediklerini söylüyorlar.

Bu da gelecekte saldırıya uğrama korkusunun katılımcıların hareket (seyahat) özgürlüklerini kısıtladığı gibi bir etkiden söz etmemiz gerektiğini göstermektedir. Dahası, güvensizlik duyguları bu saldırıların genellikle kamuya açık yerlerde vuku bulması ve gelip geçenlerin onlara yardım etmek için herhangi bir müdahalede bulunmamalarıyla ağırlaşmaktadır.

Normalde kurbanların uğradığı saldırılara kimsenin müdahale etmemesi de yalnızlık ve tecrit edilme duygularıyla doruğa çıkmaktadır. Çalışmamızdan sonra görüştüğümüz insanlar bu tür hadiselerin yaşanmaması için yapılmasını istedikleri şeylerden söz ettiler. Bunlar; toplu taşıma araçlarında nefret suçuyla ilgili farkındalığın daha görünür hale getirilmesi, olaylara seyirci kalan görgü tanıklarının eğitilmesi ve nefret suçlarıyla ilgili polise bildirimde bulunularak yardımcı olunması gibi hususlar var.

Kurbanların bu endişelerine bir şekilde hitap edebilirsek bu tür nefret suçlarına karşı koymak için bir adım atmış oluruz.

*Kurbanların isimleri yerine müstear isimler kullanılmıştır.

Kriminoloji doçenti olan Imran Awan`ın bu makalesi Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edildi.

(Çeviri Makale) Imran Awan | İnzar Dergisi | Kasım 2017 | 158. Sayı


 
26-11-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.