Seküler Fundamentalizm Nedir?

İnzar / Çeviri Makaleler
Farklı türden fundamentalizmler içerisinde, hakkında en az konuşulan tür, seküler fundamentalizmdir. Aslında çoğu laik, seküler fundamentalizmin varlığını bile inkâr eder. "O da ne! Kilisenin ve devletin ayrı olması gerektiğine iyice inanan kimse işte" deyip geçerler.
Farklı türden fundamentalizmler içerisinde, hakkında en az konuşulan tür, seküler fundamentalizmdir. Aslında çoğu laik, seküler fundamentalizmin varlığını bile inkâr eder. "O da ne! Kilisenin ve devletin ayrı olması gerektiğine iyice inanan kimse işte" deyip geçerler.

Seküler fundamentalizmin en olumsuz yan etkilerini bugünün Fransa`sında görüyoruz.

Son zamanlarda yaptığım röportajların birinde, üretken bir din âlimi olan Rıza Aslan`a, seküler fundamentalistlerin, bilhassa ‘Yeni Ateistlerin,’ neden seküler fundamentalizmi inkâr ettiklerini sordum. "Fundamentalizmin ne demek olduğunu bilmiyorlar" dedi ve ekledi: "Fundamentalizm, çoğulcu bir dünyaya tekil bir biçimde bakmaktır".

Urban Sözlüğü, seküler fundamentalizmi şöyle tanımlıyor: bir din veya tanrının varlığına inananlara karşı militanca saldıran, dalga geçen, küçümseyen, din karşıtı bir ideolojiye bağlılık, bunun sonucunda bağlısı olanlarda bağnazlığa, hoşgörüsüzlüğe, nefrete ve eziyete neden olan durum". Tanım, "propaganda, zorbalık ve eziyeti taktik olarak kullanan ve bağlısı olanları, inanç sahibi kimseleri yollarından döndürmeye ve inanışlarını terk etmeye zorlayan anlayış" şeklinde devam ediyor.

Seküler fundamentalizm, pratik olarak şu anlamlara gelmektedir:

Ateist grup, binlerce insan eserinin bulunduğu 11 Eylül`den kalma şeylerin sergilendiği Ulusal 11 Eylül Anısı ve Müzesini, içeride bir Hıristiyan haçı var diye mahkemeye veriyor.

Ateist grup, yerel mahkemenin dışında bulunan ve İsa Peygamberin doğumunu simgeleyen 50 yıllık bir tablodan dolayı Indiana kasabasını mahkemeye veriyor.

Ateist grup, bir ABD askeri üssünde, tümü Hıristiyan olan savaş kaybı beş arkadaş anısına dikilen bir Hıristiyan haçını, kamu malı olan bir yerde anıt dikildiği için yerinden kaldırmak istemektedirler.

Peki, yukarıda verdiğimiz örneklerle Fransa`nın ne alakası var?

Fransa, geçen on yıl boyunca yalnızca en laik fundamentalist devlet olmakla kalmadı aynı zamanda bunu diğer tüm devletlerden daha militanca bir şekilde yapmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde anayasa, bireylerin derin biçimde inandıkları inançları ifade etme hürriyetlerini tanır. Fransa`da ise, yasa, bireyin, diğer insanların inançlarını ifade etmelerini görmek zorunda olmama özgürlüğünü korur.

"Sekülarizm, Fransa`nın sahip olduğu en yakın devlet dinidir" der Henri Astier. "Fransız İnkılâbının temelidir ve 18. Asırdan itibaren ülkenin ilerici düşüncesinin temel doktrini olmuştur. Bugün de,-okullarda İslami giyime izin verme gibi- bir dinin resmi anlamda tanınması anlamına gelen herhangi bir yaklaşım Fransız halkının laneti ve yasağı ile karşılaşır. Hatta başörtüsü yasağına karşı çıkanlar bile bunu daha modern ve esnek bir laiklik formuyla yaparlar."

Fransız Ulusal Meclisi, 2010 yılında yüzün örtülmesini yasaklayan bir yasa çıkardı ve bu yasayı çıkarmasının tek amacı Müslüman kadınların burka veya peçe takma haklarını ellerinden almaktı. 2013 yılında bir anaokulu öğretmen yardımcısı, İslami peçesini çıkarmayı reddetmesi gerekçesiyle işten atıldı. Bu olaydan kısa bir süre sonra yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, Fransız yurttaşların % 84`ü, İslami peçenin, hatta başörtüsünün takılmasına karşı oldukları ortaya çıkıyordu.

Fransızlar, 2.Dünya Savaşı`nda meydana gelen devasa insani ve maddi kayıptan sonra, daha önce sömürgeleri olan Kuzey Afrika`daki Müslüman ülkelerden göçmenler getirmeye başladılar. "Ama bu sekülarizmin sorgulanmasına yol açmadı" der Astier. "İlk göçmenler, geride bıraktıkları mollaları bulma heveslisi değillerdi" diyen Astier, `okullarda başörtüsünün yasaklanması kampanyalarında en ön sıralarda olanların` bu ilk kuşak göçmenler olduğunu söyler.

İlk göçmen neslinin torunları ve onların çocukları dünyayı farklı algılıyorlar. Ayrıca 60’lı ve 70’li yıllar boyunca Fransa`ya göç edenlere iş garantisi de sağlanmıştı. Bugünün Müslüman Fransız kuşağı ise yoksulluk, yalnızlaşma, gettolaşma, göçmen karşıtı duygular ve % 23,7 oranında genç işsizlik sorunu yaşıyor.

Ekonomik ve sosyal baskıyla karşılaşan üçüncü ve dördüncü nesil Fransız Müslüman vatandaşlar, İslami başörtüsünü ve dış giysilerini `kızgınlıklarının dış ifadesi ve kimlikleri` olarak `Müslümanlıklarının` dışavurumu addediyorlar. Muhafazakâr İslami gelenekler, mahrum bırakılan Fransız Müslüman gençlerin, seküler fundamentalist devlete karşı isyanları için bir araç hükmündedir.

Fransız Müslümanlarının IŞİD için asker toplayanlarca kolay hedef yapılmalarını sağlayan da bu mu acaba?

Raporlara göre, IŞİD`e katılmak için Avrupa`dan yola çıkarak Irak ve Suriye`ye gidenlerin yaklaşık olarak yarısı Fransızlardan oluşuyor. Avrupa`dan gidenlerin %47`sini oluşturan 1430 kişiden daha fazla Fransızın, IŞİD kontrolündeki bölgeye gittikleri biliniyor.

Charlie Hebdo saldırısını yapanlar, yabancı ülkelerdeki cephelerde radikalleşen kimseler değillerdi. Kendi evlerinde-Fransa`da radikalleştiler. Dahası, içlerinden hiçbiri yüksek oranda dindar bir geçmişten gelmiyordu.

Birileri, Avrupalı militanların ezici çoğunluğunun kıtanın en hiper seküler devletinden gelişini rastlantı olarak görebilir, ama bu eksik görüş meselenin nedenlerini görmek istememek anlamına gelir.

Carolyn Dudek`e göre "Fransa`nın hiper seküler yasaları, Fransız Müslümanlarının gittikçe kendilerini daha fazla yabancı olarak hissetmelerine neden oluyor: görsel olarak farklılar ve başka bir dille konuşuyorlar, bu nedenle yabancı olarak görülüyorlar. Bir şekilde gettolaştırılmışlar, bu nedenle düşük bir sosyo-ekonomik statüye sahipler, bu da onları IŞİD için hazır hale getiriyor. Camiaları internette ve sosyal medyadadır. Genç Müslümanlar kendilerini bu camianın parçası olarak hissediyorlar, Fransa toplumunun değil."

IŞİD propagandası, yalnızlaştırılmış Müslüman toplumun ilgisini çekiyor, çünkü Batı ile savaşta olduğu varsayımına dayanıyor ve böylelikle haklarından mahrum bırakılmış olan ve Fransız kültürüne karşı çıkan Müslüman toplum için cazip oluyor.

"İslami fundamentalizmin, bilhassa Orta Doğu`da, bugünün demokrasisine, özgürlüğüne ve güvenliğine tehdit olduğu sır değil" diyor Mustafa Akyol. "Ancak aynı değerler seküler fundamentalistler tarafından tehdit altında olabilir".

Seküler fundamentalizm, kutsal metinlerin aşırı bir yorumundan değil, Aydınlanmacı düşünürlerin aşırı yorumlarından kaynaklanıyor. Seküler fundamentalistler, dinin ve dindarların insan ilerlemesine ve moderniteye engel olduğunu, bu nedenle yok edilmeleri gerektiğine inanıyorlar.

"Bu zihniyetin sonucu, otoriter bir stratejidir: politik güç, seküler seçkinlerin elinde kalmalıdır. Böylece `seküler cumhuriyet` sekülerlerin cumhuriyeti` olarak kalır-tüm vatandaşların cumhuriyeti değil" diyen Akyol, "böylelikle, seküler fundamentalistlerin akıl yapısına göre seküler devletin rolü, dinsel cemaatleri, katı dinsel eğitimi ve başörtüsü yasağında görüldüğü şekliyle dinsel yaşamın görünür unsurlarını bastırmaktır."

Mısır`da Müslüman Kardeşleri doğuran sebepler (despotik bozulmuşluğun yanı sıra) bu militarist seküler fundamentalizm idi. İran`daki İslam Devrimini doğuran nedenler de ABD destekli militarist seküler fundamentalizm idi. Orta Doğu`nun yakın tarihi de, devletler proaktif biçimde dinsel ve siyasi muhalifleri sessizleştirme peşinde koştukça daha aşırı köklere sahip hareketlerin çıkacağını bir kez daha gösterdi.

Karen Armstrong, Fields of Blood: the History of Religion and Violence (Kan Tarlaları: Dinin ve Şiddetin Tarihi) adlı kitabında, "Dini, devletin dışına çıkarabilirsiniz, ama milletin içinden çıkaramazsınız" diye yazıyor. Fransızlar, çoğunluğu Müslüman olan ülkeleri sömürgeleştirdiğinde, ordu yetkilileri sekülerleşmeye çalıştılar ancak kendilerini, seküler bir İslam`ın kendisiyle çelişeceğini bilen dindar bir halkı yönetiyor buldular. Bu kararlı yöneticiler, dinsel kurumlara savaş ilan ettiler.

20. Asırda yapılan din karşıtı jenositlerin kökeninde seküler fundamentalizm ve ideolojik kuzeni olan din karşıtlığı vardı. Sovyet rejiminin din karşıtları, dini ayıklama adı altında "rasyonalizm", "sekülarizm" ve bilimsel gelişmeyi savunduklarına inanıyorlardı. David E Powell, Sovyetler Birliğinde Din Karşıtı Propaganda adlı kitabında, eski komünist devletin, din karşıtı propaganda aracılığıyla dinden uzaklaştırma çabalarının sonunda nasıl başarısızlıkla sonuçlandığına değinir. Amaçlarına ulaşamayan Sovyetler, dinle savaşa başladı. Bir Sovyet Eğitim Bakanı şöyle diyecekti: "Din, çiviye benzer. Ne kadar sert vurursan o kadar derine iner."

Fransız seküler devleti, dine, bilhassa İslam`a sert şekilde vuruyor. Fransız Evanjelik sekülerleri bir anlamda kazananı olmayan bir savaş yürütüyorlar. Paris Üniversitesi emekli Sosyoloji profesörü Jean Baubérat şöyle diyor: "Sekülerlerin, çok sık olarak, özel dini işlere, uygulamalara ve teşkilatlara müdahale etmeleri konusunda devleti uyardığını görüyoruz. Sekülerlik, Jean Jack Rousseau`nun teşbihiyle, gittikçe artan derecede `sivil bir din` olmaya başladı: her bir vatandaşın kabul etmek veya saygı duymak zorunda bırakıldığı bir devletin değerleri ve dogmaları halini aldı."

Diğer Fransız sosyal bilimciler de, politikacıların ve daha geniş anlamda kamuoyunun, sekülerliği, "gittikçe artmakta olan İslamofobik tutumlarının ifadesi olacak bir gerekçe olarak kullandıklarını" belirtiyorlar.

Şiddet karşıtı uzmanlar, her bir ferdin bireysel aşırıcılık yanlısı şiddetini izlemenin tek bir yolu olmadığını belirterek, yalnızlaştırılma, ayrımcılık ve politik yetersizlik gibi nedenlerin başlıca tetikleyici unsurlar olduğunu not ediyorlar. Suriye ve Irak`ta IŞİD için savaşan yaklaşık 1500 Fransız vatandaşı olmakla birlikte, 200 civarında Fransız vatandaşının da IŞİD ile savaştıktan sonra Fransa`ya döndükleri rapor ediliyor. Fransa`nın Sovyetlerden ders çıkarması ve daha çoğulcu bir seküler ideal için çalışması gerekiyor.

The Middle East Eye sitesinden Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edildi.

CJ Werleman

 


 
31-05-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.