Salih Bege Heni -2-

İbrahim Dağılma
İlahi takdirin bir cilvesidir ki, kıyamın tasarlandığı, başladığı ve yayıldığı aşamalarda Şeyh Said`in yanında bulunan ve aynı zamanda Şeyh`in bacanağı olan Binbaşı Kasım, ihanet eder.
KIYAM SONRASI, DARAĞAÇLARI VE ŞEHADET

Zafer, Allah`tan olduğu gibi yenilgi de İlahi bir takdirdir. Bu hakikati şu ayette güzel bir ders olarak dinliyoruz:

"Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah`ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez." ( Al-i İmran: 140. ayet meali)

İlahi takdirin bir cilvesidir ki, kıyamın tasarlandığı, başladığı ve yayıldığı aşamalarda Şeyh Said`in yanında bulunan ve aynı zamanda Şeyh`in bacanağı olan Binbaşı Kasım, ihanet eder. Bu ihanet, birden zafer rüzgârını tersinden estirir; Kıyam bastırılır. Şeyh Said Efendi Diyarbekir`den geri çekilen grupla birlikte yurt dışına (İran) gitme düşüncesindedir. Şeyh Said ve beraberindekiler Solhan/Boğlan ve Muş arasındaki Abdurrahman Köprüsü üzerinde yakalanırlar.

Salih Beg ise kendi mıntıkasında silahlı mücadele vermek için dağa çıkar.

Salih Beg Lice-Hani ve Dareheni üçgeninde yer alan Hamedan mıntıkasında Tawus aşireti sınırları içinde bulunan Xıraba-Speni mıntıkasında oğlu Hasan`la beraber direniş gösterir. Devlet güçleriyle çıkan çatışmada ayağından yaralanır ve 14 yaşındaki oğluyla beraber ele geçirilir.

Şeyh Said ve arkadaşlarının yargılanmasına 27 Mayıs’ta başlanır; yargılama sırasında Şeyh, kıyamın sırlarını saklamayı tercih eder, kendisini savunmak yerine kıyamın amacını açıklamayı tercih eder.

Hanili Salih Beg ise ifadesinde şahısları suçlamaktan mümkün oldukça kaçınır ve Şeyh’e bağlılığını daima dile getirir. Ayrıca kıyamın aksayan yönlerini güzelce ve kıyam geleneğine bir miras olarak kalacak bir belagatle dile getirir.

Hanili Salih Beg, mahkemede Şeyh Said kıyamının nedenlerini şu şekilde dile getirmektedir:

“Maksadımız dindir. Öncelikle medreselerin kapatılması, medreselerin seddi emri verilince her tarafta sui tesir yaptı. Dinlerini öğretmek men olununca teessür başladı. Hukuku aile kanunu ile ahir değişti. Hükümet dini şeylere müsaadekar bulunsun diyordum.”

"... Amacımız şeriat ahkâmını uygulamaktır..."

Mahkemede cesur tavırlarıyla ön plana çıkan Salih Beg, bütün suçlamaları kendi üzerine almak ister.

Mahkeme başkanı:

- Salih Beg, sen bilgili, faziletli bir insansın, nasıl Şeyh Said gibi bir cahilin arkasına düştün? Dediğinde Salih Beg:

- Sen haddini aşıyorsun, ben onun arkasından gitmedim, çünkü ben bilginim, bu dava da benim davamdır. Ben Beg’im o ise Şeyhzadedir. Asıl dava benimdir. Diyerek bütün suçlamaları üzerine almak ve arkadaşlarını idamdan kurtarmak istemiştir.

Mahkemede şu yargılama sahnesini zikretmeden geçmek olmaz. Çünkü ilginçtir ki, günlük sayıyı bile tamamlamak için o esnada sokaktan geçenleri dahi darağacında sallamaktan çekinmeyen İstiklal Mahkemelerinin zalim ve gaddar heyeti Salih Beg`in şu ifadelerinden ötürü idam cezasına çarptırıldığı halde oğlu Hasan`ı idam etmekten vazgeçip ona kürek cezası verirler:

Salih Beg, mahkeme heyetine:

- Ben oğlumun da komutanıyım. Oğlum kendi iradesiyle bir şey yapamaz ve hala o olgunluğa da erişmemiştir. Benim talimatlarıma uymuş, ben ne söylemişsem onu yapmıştır. Dünyadaki savaş kurallarında da bu gibi durumlarda sorumlu komutanlardır.

İstiklal mahkemesinin idam kararında Salih Beg için özetle şöyle denilmiştir:

- Hênili Said oğlu, 55 yaşında, Salih Beg, Şeyh Said`in kurmaylarından. Diyarbekir işgalini planlamış ve müsadereyle yakalanmıştır.

Mahkemede yargılananlar içinde ciddi bir yekûn Salih Beg`in aile efradıdır. Şöyle ki:

Oğlu Hasan Beg (Yaş: 14) (Ferit Bora`nın babası) ,

Salih Beg`in biraderi Hacı Ali,

Hacı Ali`nin oğlu Mustafa Beg (53) ve oğlu Mahmud Beg (19),
Mustafa Beg`in eşi Kadriye Hanım, kızı Hamide Hanım, hizmetçisi Hatice ve hademeleri Yusuf oğlu Hasan (13).

Salih Beg`in diğer iki oğlu Ömer ve Said de Amasya ve Denizli illerine sürgün edilirler.

Salih Beg`in ailesi de tıpkı Şeyh Said ailesi gibi tesbih taneleri misali Anatoli`nin dört bir tarafına dağıtılırlar.

...

28 Haziran 1925 Pazar sabahı, Sabahın alacakaranlığı…

Mahkeme heyeti kararını açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan, Diyarbekir’in Dağkapı Meydanı`ndan çekiç, testere sesleri duyulmaya başlanmış, 47 darağacı yan yana kurulmuştu.

Zulme tanıklık eden meydan…

Ve idama yürüyen cesur yürekler…

Karşılarında da tribün coşkusunu iliklerine kadar yaşayan kibirleri adeta burunlarından soluyup dışarı taşacak bir küstahlıkta bilumum devlet erkânı.

Ancak ters giden bir şeylerin olduğu, yükselen nağmelerden belliydi.

Bu nasıl olurdu?

Ölüme giden insanların ürkek olması lazım değil miydi?

Hem onlar, idamı şeytani zevkle izledikleri koltuklara gururla kurulurken şu zavallılar(!) onlara yalvaran gözlerle bakmalı değil miydi?

Oysa batıldan nemalanıp hayatı hep bu dünya üzere tasavvur edenler, şu hakikatten gafildir ki, ölümü genç bir kızın boynundaki gerdanlık gibi bir cevher bilen Hüseyin ve varisleri ölüme sevenine kavuşma özlemindeki bir aşığın heyecanıyla varırlar.

Adet olduğu üzere idam mahkûmlarının son isteği sorulurdu. Oğlundan önce sehpaya çıkarılma isteği yerine getirilmeyen Hanili Mustafa Bey, günün ruhuna uygun basın açıklaması yaparcasına tutturmuştu ilahi temposunu. Tribünün kibirli ve zalim edalı coşkusuna son bir darbe:

 “Allah-u Ekber” sesleri ile indirilmişti.

Ve asker telaşı, susturma operasyonu, dipçikler…

Susturmak bir yana, ilahi temposunun verdiği diriliş ruhu bir başka sarmıştı Hanili Salih Beg’i:

“Bugün, erkeklerin yiğitlik günüdür. Ölüme nasıl gittiğimizi dostlarımıza ve düşmanlarımıza gösterelim! Mert olun! Size yaraşır biçimde dik durum. Tutun gözyaşlarınızı!”

Salih Beg, yeğeni Mustafa Beg ve Mahmud Beg 47 kişilik şehitler kervanı içindeler. İdam sehpasına yüreklice giderler. Salih Beg`in 46 arkadaşına metanet telkin eden o yürekli ve tarihi sözleri liderlik ve yiğitlik meziyetinin tezahürüdür.

Hênili Salih Beg`in hayat hikâyesi irdelendiğinde, gerek kıyam içinde gerekse İstiklal Mahkemesi`ndeki izzetli duruşuyla adeta tüm arkadaşlarına sesli ve pervasızca verdiği mesajlarla büyük bir tarihi şahsiyet ve İslami öncü olduğu görülür.

Mahkeme savunması gösterir ki, Salih Beg bilgi birikimiyle, muhakeme yeteneğiyle arkadaşlarının cesaret kaynağı olmuştur. Hani bir söz vardır ya:

"Kahramanca direnenlerle gururlanır, dirençsizce teslim olana kızar, ihanet edene nefretle bakarız."

Salih Beg, kahramanlığı ve cesaretiyle kendimize örnek aldığımız ve İslami kıyamdaki rolüne hayranlık ve gıptayla baktığımız bir İslam âlimi ve Kürd aydınıdır.

...

Salih Begê Hênî ile darağacına götürülenler arasında Şeyh Said, Damadı Melakanlı Şeyh Abdullah, Şeyh Şerifî Kelaxsî, Termili Şeyh Abdullatif, Çanlı Şeyh Abdullah, Şeyh Ömer, Hanili Şeyh Âdem, Silvanlı Şeyh Şemseddin gibi değerli şahsiyetler vardı.

Şehadetinden önce mahkeme heyetinden Mazhar Müfit Kansu, Şeyh Said’e defterini uzatmış:

 “Şeyh Efendi, sen şairsin. Bir şeyler yazar mısın?” demiş, Şeyh Said Efendi şu satırları kaleme dökmüştür:

“Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi.

Şu basit ağaç dallarına asmanıza perva etmem.

Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum.

Muhakkak ki yolum, Allah yoludur.”

Akşam vakti şehid edilen kıyam neferlerinin naaşları ertesi günün ikindi vaktine kadar ibreti âlem olsun diye darağacında asılı tutulmuş, naaşları yakınlarına teslim edilmeksizin toplu halde defnedilmiştir.

Onlar, bu dünyadaki kendince korku imparatorluğunu tesisi için mazlumlara yönelik işkence, zindan, darağacı, ambargo... Gibi imkânlarını ibret-i âlem olarak sarf etsinler. Peki, onların ahiretteki ebedi hüsran ve azap dolu akıbetleri onlar için ibret-i âlem olunca ne yapacaklar. Bilelim ki;

Bu yürüyüş Allah`aydı, bu vuslat Resulullah`aydı

Bu yürüyüş, İslam`ın izzetinin ayakta kalması için malı ve canı cennet karşılığı Allah`a satan şanlı bahadırlarındı.

Bu yürüyüş, İslami sorumluluğunu yerine getirenlerin velev ki zafere ulaşmasalar da gönül rahatlığının resmiydi.

Bu yürüyüş, kesinlikle ırkçılık hissi taşımayan kardeşlik coşkusunun ümmete katkısıydı.

Bu yürüyüş ve sözler, asla Kürtlük ve Zazalık kokan bir mana taşımıyordu.

Bu yürüyüşün adı, İslam; rengi İman; amacı Lillah; neticesi Şehadetti.

...

HENİLİ SALİH BEG`İN ŞİİRLERİNDEN BİRKAÇ SEÇKİ

Gerçi enzar-ı ehibbadan dahi dûr olmuşuz,
Rahmeti Mevla’ya yaklaşmakla mesrur olmuşuz.

Hak yolunda müflis u hane-harab olduksa da,
Bu harabiyetle biz manada ma’mur olmuşuz.

Ehli hakkız, korkmayız idamdan berdardan,
Çünkü te’yidi ilahi ile mensur olmuşuz.

Hâkimi Mübtil yedinden madrubin olduksa da,
Emri Hakla şarrı gara hakkını ifaya memur olmuşuz.

Kul bize zulmen mucazat etse de perva etmeyiz,
Şüphemiz yoktur ki, indillahta me’cur olmuşuz.

Salih’im, ehl-i salahım. Dine can kıldım feda,
Lütfü hakla taşnegan-ı ab-ı Kevser olmuşuz.
....

( Aynı şiirin tarafımızdan Zazacaya yapılmış çevirisi)

Gerçi ma çımon hevalon xwu ra dûr mendî
Rasiyayış nızdî rahmê Mevla ser ma bi şa

Reya Haq’ıd çenek ma bi müflis û key şiyaye
Pê ına şiyabî ma ma’na ser ma’mur bi

Ma ehl-ê haq ma nêtersên idom u ser daron ra
Labelê pê destegirê Ellah ma nusret dî

Ma çendek dest dadgehê batıl’ra darb verd’iz
Pê emrê haq, ma bî me’mur semedê ardişê Şeraiti Ğarra

Abd ma’r pê zulm ceza’z bıdê ma, ma ğem nêken
Şuphe ma çîna, indê Ellah’ıd ma ecir gurewto

Ez Salih’o, ehl-ê salah o, qêy din mı con ke feda
Pê lutfê Ellah ma awê Kevser’ir teşoni oncen
...

Bi çâvê îbretê mêze ke hîvê
Ku daîm piştî bedrê ew hîlal e

( Şiirin Türkçesi)
Aya ibret gözüyle bak ki,
Dolunaydan sonra hep hilaldir.
...

3) Eğer çêki ji bo cehşe kerê ra
Ji zêr afir, li nêv eywane kesra

( Şiirin Türkçesi)

Şayet eşek sıpasına, altından saray "yemlikte" yapsan da fark etmez

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Şubat 2016 (137. Sayı)
 
24-02-2016 1 Yorum

Yorumlar

29-02-2016 mehmet nuri cengiz

CANINI HAK YOLUNDA VEREN ECDADIMIZ VE TORUNLARININ RUHLARI ŞAD OLSUN.ONLARA BU ZULMU REVA GÖREN KÖRLERİ, ALLAH KAHHAR İSMİ İLE KAHRETSİN.

Yorum Yapın

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.