Şairē Eşqa Feqiyē Tēyra - 2

İbrahim Dağılma
Feqıyê Teyran, Melayé Ciziri`nin vefatının akabinde Müks`e bağlı Werezoz Köyüne gider ve ölümüne kadar orada kalır. Feqıyê Teyran “Îro Werın” isimli şiirini yazdığında 80 yaşındadır. Bu da gösteriyor ki Feqıyê Teyran öldüğünde en az 80 yaşındadır.

Feqıyê Teyran, Melayé Ciziri`nin vefatının akabinde Müks`e bağlı Werezoz Köyüne gider ve ölümüne kadar orada kalır. Feqıyê Teyran “Îro Werın” isimli şiirini yazdığında 80 yaşındadır. Bu da gösteriyor ki Feqıyê Teyran öldüğünde en az 80 yaşındadır.

 Van’ın Bahçesaray (Müksê) ilçesine bağlı Feqiyê Teyran Köyü’nde bulunan ünlü Kürt şair ve filozofu Feqiyê Teyran’ın mezarının bulunduğu yer harabe, mezarı ise altı yüz yıllık ağaçlar olmasa izine rastlanmayacak durumda.

 Birçok insan tarafından mezarı ve yaşadığı yeri merak edilen Kürt şairi Feqiyê Teyran’ın mezarının izi kaybolmayla yüz yüzedir. Camisi ise harabeye dönmüş bir durumda.

 

Feqiyê Teyran Köyü’nde yaşayan köylülerin mezarı restore etmek istediklerini fakat devletin izin vermediğini belirtiyorlar. Sistemin İslam âlimlerini unutturma veya ihmale kurban etme uygulamasını birçok âlimde görmek mümkündür. Bugün mezarı bilinmeyen âlimlerden tutun cesetleri bile kaybettirilen âlimlere kadar bu unutturma politikası ciddi bir şekilde işlemektedir. Çünkü bugün laik sistemin asıl korkusu mezar toprağından veya o mezarda medfun olan cesetten değildir; aksine hayatları İlahi razılık uğrunda bir örneklik teşkil eden bu âlimlerin mezarlarının bilinmesi veya ziyaretlere elverişli hale getirilmesi onların hatırlanması babında davaları ve mesajlarının hatırlanmasını getirecektir. Tabii ki bu da onların işine gelmez!

 

Ayrıca mezarlıkta bulunan yüzyıllara ait ağaçlar üzücüdür ki, hurafelere varan bir zihniyetin getirdiği kutsamışlık sebebiyle yakılmıyor ve bu batıl inancın taassubu sebebiyle neredeyse oduna dönmüş ağaçlar yerinden başka bir mekâna taşınmıyor. Kutsal sayılan ağaçlar çürümüş ve Feqiyê Teyran’ın da içinde bulunduğu tüm mezarlığa dağılmış durumdadır.

 

Köylülerin anlatımlarına göre; Feqiyê Teyran’ın ölümünün başka bir yerde olduğunu fakat tabutunun köylerine getirildiğini söylüyorlar. Köylüler rivayeti şöyle dillendiriyorlar:

 

“Feqiyê Teyran bizim köyde doğmuş ve camisi hala bizim köydedir. Fakat başka bir yerde yaşamını yitirdi. O zamanlar iki tane tabut yapmışlar. İki tabut da aynı ağırlıkla, bizimkiler bir tabutu alıp buraya getirdiler. Çünkü bu köy onun doğup yaşadığı köydür. Onun için Feqiyê Teyran’ın burada olduğuna eminiz!”

 

Şairin mezarının yanında şimdiye kadar kullanılmayan yerin genişliğiyle dikkat çekiyor. Köylüler mezar alanının genişlik nedenini ise şu sözlerle belirtiyorlar:

 

“Feqiyê Teyran’ın mezarının büyük olmasının nedeni, tüm ailesinin aynı yerde medfun olmasıdır. Onun için mezarlık geniş görünüyor.”

 

...

 

Eldeki veriler, Fekiyé Teyra`nın hayat macerasını ve İslam uğruna mücadelesini biyografik olarak göz önüne sermek için kâfi derecede olmasa da onun şiirlerinde atmosfer, kelimelerin adeta dimağa akan sıcaklığı, sözcüklere yüklediği anlam dairesi, dizelerindeki temanın onun düşünce haritasını çizmesi açısından yeterlidir.

 

Kürt entellektüel camiasının taklitçiliğin kokuşmuş bir şekli olarak Batı`yı Kemalist sol jargon üzerinden tanıması, Kürt tarihinin İslami rengine olan tahammülsüzlükleri sebebiyle Kürt âlim ve edipleri ırkçı ve sol bir yaklaşım üzerinden değerlendirmelerine yol vermiştir. Sol ve Marksist zihniyet ne yazık ki Feqiyé Teyra`yı da İslami kimliğinden soyutlayarak onu salt bir Kürt edibi olarak işlemiş; yüce kişiliğine gölge düşürecek bir dar bakışla onu sadece bir dengbéj gibi göstermişlerdir. Oysaki Feqiyé Teyra, böylesi algılardan fersah fersah uzaktır. Basiretli bir bakışla Feqi`nin eserleri ele alındığında karşımıza tüm berraklığıyla bir "İslam âlimi, Tasavvuf ehli, Allah aşkını iliklerine kadar hisseden ve bunu şiirlerine yansıtan bir derviş" çıkacaktır.

 

Konuyla ilgili Doğru Haber Gazetesi yazarı Abdurrahman Durmaz`ın yazdıkları da düşüncemizi teyid niteliğindedir:

 

" ... Evet, Kürt edebiyatı üzerine araştırmalar yapan genellikle sol görüşlü yazarlardır; ama edebiyat ve kültür, ortak bir alandır. Gayemiz Kürt edebiyatını araştıranları dışlamak değildir. Ancak, her edebiyat ait olduğu düşünce atmosferi içinde anlaşılır. Kürt edebiyatı, İslam’la başlamıştır; İslam kaynaklı bir edebiyattır. Bilinen şairleri birer İslam âlimidir. İslam düşmanı bir araştırmacı olan Amir Hassanpour bile “Kürdistan’da Milliyetçilik ve Dil” adlı eserinde, Kürt şairlerinin yüzde yetmişi “Mele”dir, demekte; şeyhleri de geriye kalan yüzde otuz içinde saymaktadır. Böyle bir edebiyatı İslam’a inanmayanlar, İslam’a düşman olanlar doğru yorumlayamaz. Onun vermek istediği mesajı doğru iletemez.

 

Edebiyat da tarih gibi bir hazinedir, bir sermayedir, yerine göre bir silahtır. Sahip çıkılmazsa düşmanın eline geçer ve bizzat sahiplerine karşı kullanılır. Kürt edebiyatının İslam’a karşı kullanılmasının önüne geçmenin yolu, bu edebiyatı oluşturan Fekîyê Tayran, Melayê Cezîrî gibi büyüklerle aynı ruh atmosferine sahip Müslümanların Kürt edebiyatına sahip çıkmasıdır. İslamî Kürt edebiyatı, bizden önceki büyüklerin mirasıdır. İslam’da miras, mürtet evlada kalmaz. İslam’a inanmayan sosyalist kafaların bu mirasta hakkı yoktur. Bu miras, bizimdir; onu sahiplenmemek redd-i mirastır ki bu da manevi de olsa haşa babalığı rettir..."

 

...

 

Şiirlerine yansıdığı kadarıyla Feqiyê Teyran, aşk ehli bir mutasavvıftır ve Mevlana, Sadi Şirazi ve Ferideddin-i Attar gibi mutasavvıf şairlerden etkilenmiştir.

 

Üslubu diğer Kürtçe divan kitaplarındaki şiirlere nispeten daha rahat, anlaşılır ve okuyan kişiye lezzet veren bir ahenktedir. Şiirlerinin çoğunu Miks (Bahçesaray)`te yazmış, bir kısmını da Finik ve Cizre’de yazmıştır. Şiirlerinde genel olarak aşk ve sevgiyi ele almış, Allah`ı, Peygamber`i, Tasavvufi öğretileri övmüş, Allah`a ibadet ve vahdet-ül vücuttan bahsetmiştir. Feqi, aynı zamanda lirizmin bir parçası doğa`dan etkilenmiş ve bunu şiirlerinde akıcı bir dille ifade etmiştir.

 

Feqi`nin şiirlerindeki âşık kendisidir. Bu aşk kıymetli, paha biçilmez, mecazi bir aştan öte aşkın gerçek çehresi İlahi aşktır. Sevgili, maşuk, hasret duyulan, razılığı aranan, mihnetine sabredilen/ nimetine şükredilen ise Yüce Allah`tır.

 

Şiirlerde Feqi`yi temsil eden selvi ağacı ve bülbüldür.

 

Tasavvufi edebiyatta selvi ağacı endamıyla, bülbül ise hasretiyle aşığı temsil eder.  Maşuku da ab-ı hayat, gül, anka (simurg) kuşu ve dilber`e benzetilmiş. Çünkü bunlar, birer hedef, amaç, gayeyi temsil eder. Ab-ı hayat, ebediliğin; gül, sevgilinin zatını; Anka kuşu, bilgi/hikmetin; dilber ise cezbediciliğin mecazi ifadesidir.

 

Dedik ya! Feqi`yi anlamak, onun şiirlerine vakıf olmakla mümkündür. Biz de onun birkaç şiirinden seçkiyle bu âlim, arif ve şair zatı biraz daha yakından tanıyalım:

 

 

                      Ey av û av ey av û av              Ey akan su, ey akan su!

                      Ma tu bê eşq û muhbetê         Aşk ve muhabbet yoksunu musun
                               Mewc û pêlan tavêy belav      Dalga dalga kaynayıp coşuyorsun  
                               Be sekne û bê rahetê              
Durmadan, dinlenmeden akıyorsun            

                               Ji işqa kê her têy û têy           
(Ey su!) Kimin aşkıyla coşup akıyorsun
                               Heta kengê her bêy û bêy      
Bu akış ne zamana kadar olacak
                               Bo min bêjê heyranê kêy       
Ne olur söyle, kimin hayranısın!
                               Da ez bizanim qissetê            
( Ben de senin akış) Hikayeni bileyim

                               Lazim te mehbûbek heye       
Lazım ki senin bir mahbubun olmalı
                               Yan dost û metlûbek heye     
Ya da bir dost ve matlubun olmalı
                               Yan meyl û mensûbek heye   
Ya meyl ettiğin bir mensubun olmalı
                               Lew bê libas û kîswetê             Çünkü sen örtüsüz ve giysisizsin!

 

 

Bu şiirde şair, suya bir nevi kişilik vererek ona seslenmektedir. Su, birçok yönüyle remizdir. Su, hayatın kaynağıdır. Ayrıca su, temizliğin, bereketin, arınmanın, güzelliğin ifadesidir. Ab-ı hayata ulaşan beşerî anlamda sevgiliye, ilahi anlamda Allah’a ulaşmış olur. Allah’a ulaşan bilge insandır. Bilge insan ise ermiş insandır. İlahi aşkı kendileri için bir sevda bilen şairler de Allah`a kavuşmayı bir amaç sayarlar. Bu kutlu hedefe varma yolunda onlar, birer sevgilidir. Maşukları ise Allah`tır. Manevi olarak Allah’a kavuşmak için dünya, dünyalık her şeyden vazgeçmek gerekir. Bu da gönül ile olur. İlahi bilgiyle donanmak, arif olmak âşık için vasıldır. Bu kavuşma uğruna sabır göstermek çok önemlidir. Şüphesiz ki aşığın devası, sabırdır. Sabır, tadı acı olsa da sonuç itibarıyla tatlı bir ilaçtır. Sabır, imtihan hayatındaki ibtilalar adına tahammül edebilme; başa gelen her zorluk ve sıkıntının Allah`tan olduğu şuuruyla hareket edip o an ve zeminde Allah`ın kuldan istediği şekilde amel edebilmektir. Âşık/kul ancak sabır ederse bunun karşılığını alabilir.

 

Bu şiirde belirgin şekilde Hüsn-ü Ta’lil sanatı kullanılmıştır. Suyun akış sebebi doğal bir gereklilik iken şair, ince bir anlamla suyun akış sebebini sevgili için akmaya bağlamıştır. Aslında su, sevgili için akmaktadır. Sevgili, suyun kenarında yetişen bir selvi ağacıdır. Selvi ağacı, naz ve eda ile salına salına yürüyen sevgiliyi ifade eder. Selvi ağacının kurumaması için akarsu yatağını ona doğru yönlendirir. Amaç sevgiliyi yaşatmaktır. Selvi ağacının özelliği sevgili gibi ince, uzun ve narin olmasıdır. Suya sevgiliye ulaşma yönünde tasavvufi bir anlam yükleme birçok şairde vardır. Fuzulî de Teyra(n)’dan önce “Su Kasidesi”nde bunu dile getirmiştir.

 

Sabır kavramının bu dizeler dışında Mantık`ut Tayr`da Sîmurg hikâyesinde de (otuz kuş) öne çıktığını ve bunun Feqiyé Teyra tarafından da önemsendiğini görürüz.

 

Hikâye bu ya:

 

Allah’a ulaşmak için yedi vadinin aşılması gerekir. Bu hikâyede “kuş” bir imgedir. Bu yedi vadinin hepsinin de hedefe giderken insanı test etmek için birer adı/özelliği vardır:

 

Talep, aşk, marifet, istiğna(gönül tokluğu), tevhid, hayret, fakr û fenâ-yokluk vadisi.

 

Kuşlar, hakikat yolunun yolcuları; Sîmurg ise Tanrı`nın simgesidir. Zahmetli bir yolculuğun sonunda yedi vadiden de geçip sonunda Sîmurg`a varan kuşlar, aslında Sîmurg`un kendilerinden başkası olmadığını görürler. Vahdet-i Vücud`a, varlık birliğine ulaşırlar. "Hakk`ın halkın bütünü olduğunu" idrak ederler. Dünyevî isteklerden vazgeçmek gerektiğini ifade ederler.” Bütün zorlukları aşarak hedefe ulaşan kişi insan-ı kâmil olur. Yani Allah’a ulaşmış olur. Bunun için en önemli şey sabırlı olmaktır.

 

...

 

Feqiyê Teyra(n)’ın, insana ve Allah’a dönük bir yaklaşımı vardır. Aşk temasını birçok şiirinde işlemiştir. Bu aşk, mecaz olarak hissettirilen ve aslında Allah aşkına vardıran bir bağlılıktır.

 

Duyguların ifadesinde gerçekçi bir anlatımın yanı sıra benzetmeler ve mübalağa da belirgindir, onun şiirlerinde. Ayrıca Feqi`nin şiirlerinde lirik ve pastoral bir tat vardır. Divan edebiyatı geleneğinden etkilenmiş olması güçlü bir ihtimal olan Teyra`nın şiirlerinde âşık-maşuk ilişkisi büyük oranda vardır.

 

“Âşık-seven” hep acı çeken, “sevgilisine-maşuka” ulaşmanın yollarını arayan fakat bir türlü ulaşamayan kişidir. Sevgili, “ab-ı hayat”tır yani hayat veren sudur. Ab-ı hayattan bir yudum su içen ölümsüzleşir. Çünkü ab-ı hayat ölümsüzlük suyudur. Aşağıdaki şiirde sevgiliden bahsederken sürekli birbirini tamamlayan tezatlardan(karşıtlık-zıtlık) yararlandığını görüyoruz:

 

       Bizan ku min yar tu yî                             Bil ki sevgilim sensin!
       Dil jê birîndar tu yî                                  Kalbimi yaralayan sensin!
       Ez kuştim yekcar tu yî                             Beni bir kez öldüren sensin!
       Kubkub li min yar çar tu yî                      ---------------------------------                   
       Bi dest û hem yar tu yî                             --------------------------------
       Pir li min kubar tu yi                               Bana nazlanan sensin!
       Ê b`xezeb sendî ez im                              Gazabla azablandırılan benim!
       Di qeyda benda ez im                              Zincire vurulup bağlanan benim!
       Xweş qeda elîa tu yî                                -------------------------------------
       Cama peyala tu yî                                    ------------------------------------
       Xweş-bejn û bala tu yî                             Güzeller güzeli sensin!
       Delal di mala tu yî                                    Evlerdeki nazlı yar sensin!
       Berbextê tala tu yî                                    Nasibin en güzeli sensin!
       Nîmetê ala tu yî.                                       Büyük nimet sensin!

       Ê b’şewqa xala tu yî                                 Süsleri süsleyen sensin!
       Daîm dinalî ez im                                     Daim inleyen benim!
       Zar zar dikalî ez im                                   Her daim ağlayan benim!
       Harot di çalî ez im                                    ---------------------------------
       Dûr ji wî halî ez im                                   Bu halden münezzeh olan benim!
       Yar di xeyalî ez im                                    Hayalindeki sevgili benim!

 

...

 

Âşık, sevgilinin aşkından her daim belengaz, mest ve sarhoştur. Bu sarhoşluk aklı baştan alan, gönlü kendinden geçiren bir hal değildir; aksine aklı Allah`a teslim kılmak isteyen, gönlü O`nun zikriyle meşgul etmek isteyen bir cezbe halidir.

 

Âşık/bülbül, her daim gülün-sevgilinin bahçesinde öten, yalvaran, feryat eden, mum gibi yanıp kül olan, acı çeken ama bu acıdan da memnun olan kişidir. Gül, gonca gibidir henüz açmamıştır. Âşık/bülbül şakıya şakıya sonunda goncayı gül yapar:

 

 

       Îro ji destê husna hebîb sergeşt û heyranim ez       Bugün sevgilinin güzelliğinden mest oldum!
       Min eşqû û muhbet bûn nesîb sewadê sergerdan im ez   Aşk ve muhabbet nasibim oldu, avare oldum!


       Bilbil im daîm dixwînim ez yaqîn ez te bibînim             ------------------------------------------
       Dîn dibim sewda dimînim serxoş û sekran im ez            Delirdim aşkından abdal oldum
       Nalîna teyr û tuyûran kalîna çeng û bilûran                     Kuşların iniltisi, bal arılarının vızıltısı
       Xulxulên di qesr û qusûran bilbilê xoşxan im ez             Kasır ve köşklerin güzel öten bülbülü oldum!

 

 

 (Önümüzdeki sayı devam edecektir)

 

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Ekim 2016 (145. Sayı)

 

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.