Ramazan orucu ve bayramının asr-ı saadetten bize yansımaları

İbrahim Dağılma
Mümin için, örneklik ölçeğinde ilk sırayı Allah Resulü aleyhisselatuvesselam, “Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzap: 21) ayetiyle alır; ikinci sırayı ise ashab-ı kiram (r. Anhum)
Mümin için, örneklik ölçeğinde ilk sırayı Allah Resulü aleyhisselatuvesselam,

“Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzap: 21) ayetiyle alır; ikinci sırayı ise ashab-ı kiram (r. Anhum),

“Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.” (Beyhakî, el-Medhal, s.164, Kenzu’l-ummal, h. no: 1002) Hadis-i şerifiyle alır.

Vahyin ilk muhatabı olan Sahabe neslinin hayatının her karesi, bizim için önemlidir. Çünkü onlar iman yolunun yansıması olan aynalarıdır. Bu gerekçeyle ha dünya olsun ha ahiret olsun yol levhalarımızın şekli ve yönü onların yaşam pratiğiyle belirlenmiş/belirlenmelidir. Örneklik nefsimiz, evimiz, eşimiz, işimiz, sokağımız, idaremiz, ibadetimiz dâhil ‘söz, davranış, eylemler’imizin tümü için geçerlidir.

Konumuz itibarıyla bu yazıda Allah Resulü aleyhisselatuvesselam ve ashab-ı kiram(r.anhum)’ın Ramazan ayındaki duruş ve hallerinden hem oruçları hem de bayramları yaşama ve karşılama biçimlerini tablolar halinde göz önüne getireceğiz.

Sahabe nesli, Kur’an ayetlerini ya da Resulullah’ın bir sözünü işittikleri zaman imanın verdiği teslimiyet ve takvanın kazandırdığı edeple onu hemen uyguluyor ve ertesi gün de “Bugün Allah ve Resulü bize ne söyleyecek?” heyecanı ile yaşıyorlardı. İşte bu heyecanı çokça yaşadıkları bir zaman dilimi Ramazan ayının tamamının oruçlu geçirilmesi ve ardından gelen sürur ve neşe zamanı bayramla olurdu.

Sahabe neslinin aynı zamanda uygulayıcı ve gösterici muallimi de olan Efendimiz (s.a.v) oruçla birlikte birçok güzel ibadeti de sahabenin gündemine taşıdı ve bu ibadetler o günkü lezzetinden ve heyecanından bir şey kaybetmeksizin günümüze kadar taşındı.

Sahabe nesli, ilk önce Ramazan gecelerinin ziyneti, süsü ve tadı teravih namazları ile tanıştılar. Allah Resulü (s.a.v) birkaç gece mescitte kıldığı bu namazları, ümmeti farz gibi algılamasın diye evine taşımasına rağmen, sahabe teravih namazını hiçbir zaman gündemden düşürmemiş, Hz. Ömer ile birlikte de yeniden cemaatle eda etmeye başlamıştı.

İkinci olarak sahabe nesli Bakara Sûresi’nin 185. ayetiyle Ramazan ayının niçin on bir ayın sultanı olduğunu öğrenmişlerdi:

“Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici ve beyyineler (açık deliller) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’an, onda indirildi. Artık içinizden kim bu aya şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o takdirde (tutamadığı günler sayısı kadar) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah’ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.” (Bakara: 185)

Ve akabinde Ramazan orucuyla

‘Allah’la buluşmanın güzelliği dua,

Nefsi ve dili helak edici davranış ve sözlerden uzak tutmanın hoşluğu,

Teheccüd namazıyla Rabbine yakınlaşmanın sırrı,

Önlerine dökülmesine rağmen dünya lezzetinden uzaklaşma olan zühdü,

Son on günle, Hira günlerinin bir yansıması olan insanın melekleşmesi yolundaki inziva hali ‘İtikâf’ ibadetini,

Yardımlaşma ve dayanışmanın bireysel ve toplumsal artısı olan fıtır sadakası ve zekâtı,

Ve nihayetinde sabır, tahammül, kanaat, feragat, işar ve zikirlerinin sadece küçük bir ikramı ve ödülü olan bayram gibi bir sevinci kazanmışlardı.

İşte bu Ramazan ayının birkaç cümleyle de olsa sözle anlatılan bu güzelliğinden kopup Resulullah ve sahabenin pratik güzelliğiyle beraberce nasiplenelim:

Taberani’nin el-Mu’cemü’l Kebir, adlı hadis kitabında aktarıldığına göre, Sahabe diyor ki: Efendimiz (sas) Mescidinde hutbe vermek için minberine çıkıyordu. Baktık ki her basamak da birazca duruyor ve yüksek ses ile ‘âmin’ diyerek diğer basamağa çıkıyordu. Üç kez böyle yaparak minbere çıktı, hutbesini verdi ve aşağı indi. Biz hemen yanına koştuk. İlk kez Efendimiz’den gördüğümüz bu eylemin hikmetini öğrenmek istedik, dedik ki:

‘Ya Resullulah neden bugün minbere çıkarken böyle davrandınız?’ Dedi ki:

Bugün minbere çıkarken Cibril bana eşlik etti. Birinci basamakta geldi ve bana dedi ki:

“Ana ve babası ya da onlardan biri yanında ihtiyarlar da o adam bu fırsatı iyi değerlendirmez, onlara iyi davranıp mağfireti kazanacağı yerde onlara kötü davranırsa o adama yazıklar olsun, Allah o adamın burnunu yere sürtsün.” Bende bu söze “âmin!” dedim. İkinci basamakta da geldi ve dedi ki:

“Bir yerde senin adın anıldığı halde sana saygı göstermeyen salât ve selam ile sana bağlılığını dile getirmeyen adamın Allah burnunu yere sürtsün.” Ben de yine “âmin!” dedim. Üçüncü basamakta da geldi ve dedi ki:

“Ramazan ayına varmış, ama bu ayı hakkıyla idrak edememiş, mağfiret ve tövbe imkânını kullanamamış adamın Allah burnunu yere sürtsün. Ben de buna da âmin dedim.”

***

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Şaban ayının sayısını tamamlayın!” (Buharî)

İbn Abbas anlatıyor: İnsanlar, Ramazan hilâlinin görülmesi konusunda tartışmaya giriştiler. Kimileri “bugün” ve kimileri de “yarın” dediler. Bir bedevî çıkageldi ve Hz. Peygamber’e (s.a.v) hilâli gördüğünü söyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) ona:

“Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Peygamberi olduğuna tanıklık eder misin?” diye sordu. Bedevî: “Evet” cevabını verince Hz. Peygamber (s.a.v) Bilâl’e insanlar arasında “Oruç tutun!” diye nida etmesini emretti ve sonra şöyle buyurdu:

“Hilâli görünce oruç tutun ve (öteki) hilâli görünce orucu bozun. Şayet hava kapalı olursa sayıyı otuza tamamlayın, sonra oruç tutun. Ondan önce bir gün oruç tutmayın!”

***

İbn Abbas, rivayet ediyor ki: “Hz. Peygamber (sas) hayır konusunda insanların en cömerdi idi. Özellikle Ramazan ayında Hz. Cebrail (as) ile görüştüğünde bu cömertliğinin sınırı olmazdı. Hz. Cebrail (as) ile görüşmesi ise, Ramazan ayı boyunca her gün gerçekleşirdi. Onun da hayır-hasenattaki cömertliği esen rüzgâra benzerdi.” (Buharî, Savm 7)

Hazret-i Aişe annemiz, anlatıyor: “Kaç ay geçerdi de evimizde yemek pişirmek için ateş yakılmazdı. Günler birbiri arkasına düşerdi de bizim evimizde sadece iki siyahtan (su, hurma) başka bir şey olmazdı.”

Ramazan’a mahsus olmak üzere diğer aylarda yapmadığı ibadetler yapardı. Zaman zaman bu ayda gece ve gündüz saatlerinde ibadete daha çok vakit ayırabilmek için visal orucu tutardı. Ashabını ise visal orucu tutmaktan menederdi. Kendisine: “Ama sen visal orucu tutuyorsun?” dedikleri vakit onlara: “Ben sizin durumunuzda değilim. Ben Rabbimin katında gecelerim. O beni yedirir ve içirir.” Cevabını verdi.( Malik, Muvaıta, 1/301; Buharı, 30/49; Müslim, 1103)

***

İbn Abbas (r.a.)’dan rivayetlerine göre; bir adam Nebî aleyhisselâm’a gelerek:

‘Yâ Rasûlallah, Annem, üzerine bir ay oruç borcu olduğu halde öldü. Onun oruçlarını kaza edeyim mi?’ dedi. Resulullah:

‘Annenin herhangi bir borcu olsaydı, öder miydin?’ Adam; ‘Evet’, deyince Resulullah:
‘Öyleyse Allah’ın borcunu ödemek diğer borçları ödemekten daha evlâdır.’ buyurdu.

***

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk`ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar.

Allah Teâlâ Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur:

"Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti."

"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.``

***

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) şöyle demiştir: “Oruçlu, günün başında ve sonunda misvak kullanır.’’

Resulullah aleyhisselat vesselam iftarda acele eder ve acele davranılmasını isterdi. Kendisi sahur yemeği yer, sahur yemeği yenilmesini tavsiye ederdi. Sahuru geciktirir, geciktirilmesini de teşvik ederdi. İftarı, hurma ile bulunmazsa su ile açmayı teşvik ederdi.

Hz. Peygamber (s.a.v) akşam namazını kılmadan önce iftar ederdi. Bulursa birkaç yaş hurma ile onu bulamazsa birkaç kuru hurma ile onu da bulamazsa birkaç yudum su ile orucunu açardı.

Mu’az İbnu Zühre anlatıyor: “Bana ulaştı ki, Resulullah aleyhissalatu vesselam, iftar ettiği zaman şu duayı okurdu: “Allahümme leke sumtü ve ala rızkıke eftartü. (Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.)”

Mervan İbnu Salim, Hz. İbnu Ömer radıyallahu anhüma’den naklediyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam orucunu açınca şöyle derdi: “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşaallahu Teâlâ sevap kesinleşti.”

Enes (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sahur yemeğine kalkınız. Çünkü sahurda bereket vardır.”

***

Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini insanlara melekler veriyor. Sa`d bin Evs el-Ensârî anlatıyor: “Resulullah şöyle buyurmuştur:

‘Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle seslenirler: "Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emr olundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emr olundunuz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız.” Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle seslenir:

"Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak ilan edilir."(el-Tergîb ve`t-Terhîb Trc. 2.332)

***

Bütün bu anlatılanlardan sonra o güzelliklerden bizim payımıza ne düşmelidir. O nesil, Hz. Peygamber (s.a.v)’in ashabı, biz ise O kutlu Nebi’nin kardeşleriyiz. O canımız, Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki: “Ya Rabbi! Onların yaptıkları bir güzelliği, on katı ile sevaplandır.”

Öyleyse Ramazan ayı ve ondaki oruç, bizler için bir fırsata dönüşmelidir. Öncesinde iyi bir muhasebe, sonrasında güçlü bir irade ile kulluk yolunda yürümeyi öğretmelidir. Eğer Ramazan on bir ayın sultanı gibi ihya edilirse, ayların sultanı ve çırası olacak, tüm ayların ve onlardaki ibadetlerin önüne geçecek; geri kalan on bir ayı ışıtacak, onlara rehberlik edecek ve o ayları iman endişesi ve ibadet şuuru açısından arkasına alıp götürecektir.

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Temmuz 2015 (130. Sayı)
 


 
19-07-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.