Peygambersiz Ümmet

Mehmet Sait Çimen
Uhud Savaşı sırasında Peygamber aleyhissalatu vesselamın müşriklerin saldırısı sonucu hayatını kaybettiği yönünde bir şayia yayılınca zaten bozgun yaşayan sahabenin büyük kısmının iyice çöktüğü, ne yapacağını bilemez bir hale geldiği rivayet edilir.
“Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için vasat bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka`be`yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah`ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.” (Bakara/143)

Uhud Savaşı sırasında Peygamber aleyhissalatu vesselamın müşriklerin saldırısı sonucu hayatını kaybettiği yönünde bir şayia yayılınca zaten bozgun yaşayan sahabenin büyük kısmının iyice çöktüğü, ne yapacağını bilemez bir hale geldiği rivayet edilir.
 
Tevhid davasının her dönemde insanlarla yürütüldüğünü göz ardı edenler ve sahabe konusunda önyargılara sahip olanlar sahabenin tavrını anlayamamakta ve kınamaktadırlar.

Evet, savaşı terk etmek ya da bırakmak kabul edilebilir bir şey değildir. Peygamber’in de bir ömrünün olduğu ve “adı konulmuş ecel” geldiğinde Rabbinin katına gideceği unutulmamalıydı. Rabbimiz Kur’an-ı Hâkim’de konuyu izah ederek iman edenleri uyarmaktadır:

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi O ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim geri dönerse, Allah`a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Al-i İmran/144)

Yüz çevirip gidenlerin yanlış yaptığı; ama yine de Allah’ın onları affettiği belirtilmektedir:
“İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halimdir.” (Al-i İmran/155)

Yapılan iş yanlış; ama “Peygambersiz kalan ümmetin” bazı fertlerinin kafasının karışması da normaldi.

Aslında biraz empati kurmak meseleyi anlama konusunda yardımcı olacaktır.

Sahabe, cahili kültür ve değer yargılarını bir tarafa bırakmış ve yeni bir dine yönelmiştir; Müslüman olmuştur. Allah’ı, kitabı ve hayatını değiştiren tüm gerçekleri Aziz Peygamber ile tanımış, onun kılavuzluğuna teslim olmuştur. Teslim olduğu din “Muhammed’in dini”dir. Onun bir anda dünyadan çekilme ihtimalinin meydana getirdiği büyük boşluğu, gönüllerde meydana getirdiği fırtınaları anlamak için zihnen sahabeyi kuşanmak ve Uhud imtihanındaki dehşeti yaşamak gerekir.

Daha “nimet tamamlanmamış”, vahiy süreci bitmemişti.

Bu yüzden yapılanlar Kur’an’da zikredildi; ama “Allah onları affetti.”

Günümüzde de kimi zihinlerde “Uhud imtihanları” yaşanmaktadır.

“Yürüyen Kur’an” olan Aziz Peygamberin, yaşantısı, çağları aşan mesajları, dinin ruhu olan sünneti ortadan kalktığında, “şeytanın ayakları kaydırması” daha bir kolaylaşır, öyle değil mi?

Tarih birçok kez tekerrür etmiş ve tekerrür etmektedir.

Peygambersiz kalan ümmetin dağınıklığı, başıboşluğu ortadadır.

Hayır, hayal dünyasında yaşamıyor ve Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselamın bir daha dünyaya gelip peygamberlik vazifesini yerine getirmeyeceğini biliyoruz.

“Yürüyen Kur’an” olan Peygamberin sünnet ve siretinin yerine başka hesaplar, etnik ve mezhebi öncelikler geçtiğinde şimdiki gibi dağılır ve zilleti yaşarız.

Hani nerede kutlu davanın daha da büyüyüp serpilmesi için yapılan hicretler?

Hani nerede fedakâr Ensar, onurlu Muhacir ve nerede Peygamberin tesis ettiği kardeşlik?

Hani nerede “Müminlere merhametli, kâfirlere karşı şiddetli” olan Muhammed aleyhissalatu vesselamın dostları?

Hani nerede müminlere saldırıların engelleneceği “okçular tepesi”nin kahramanları?
Uhud imtihanında sarsılan ve tökezleyen İslam erlerinin “tamamlanmamış süreçlerden” dolayı yaşadıkları savrulma belki de Allah katında mazeret olarak kabul edilmiş ve onlar affedilmişti.

Allah onları affettiğini söyledikten sonra kimseye söz söylemek düşmez.

Peki, ya bizler ne yapacağız?

Peygamberin örnekliğini bir tarafa bırakıp içine girdiğimiz tekebbür çukurlarında debelenirken, elimizdekilerle övünüp başkalarını aşağılarken, yaşadığımız zillet ve bozgunlar için Rabbimize ne mazeretler öne süreceğiz?

Çözüm elimizin altındayken biz savrulmaya ve kaynaktan uzaklaşmaya devam ediyoruz.
Peygamber, insanları “iman dairesine” çağırırken biz ise bu dairenin içini boşaltmaya, renklerini soluklaştırmaya gayret gösteriyoruz.

Böyle devam edersek İndi İlahide hiçbir mazeretimiz sadra şifa bir sonuca yol açmayacaktır.

Çözüm Siret ve Sünnetiyle Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselamı bir daha çağırmak ve Onun şifa reçetelerine başvurmaktadır.

Peygambersiz bir ümmet olmanın bizden öncekileri nerelere götürdüğünü unutuyor ve “kendimizi müstağni görerek” heva ve heveslerimizin peşinden gidiyoruz.

“Fe eyne tezhebun” (nereye gidiyorsunuz?) diye soran Rabbimize verecek bir cevabımız olması için yine ve yeniden Aziz Peygamberin yolunu işaret ediyoruz.

Mehmet Sait Çimen  / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
 
17-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.