Peygamberler İnsanların En Derin Siyasileri idi

Mehmet Şenlik
Siyaset Arapça bir kelime olup seyislikten gelmektedir. Seyislik ise bakıcılık ve rehberlik anlamlarını taşır. Sosyolojide siyaset, toplumları yönetme bilimi demektir. Bu anlamıyla siyaset, toplumun hukuktan ahlaka, eğitimden savunmaya kadar dâhili ve harici tüm işleri ve ilişkileri düzenleme, yürütme ve yönlendirme sanatıdır.
Siyaset Arapça bir kelime olup seyislikten gelmektedir. Seyislik ise bakıcılık ve rehberlik anlamlarını taşır. Sosyolojide siyaset, toplumları yönetme bilimi demektir. Bu anlamıyla siyaset, toplumun hukuktan ahlaka, eğitimden savunmaya kadar dâhili ve harici tüm işleri ve ilişkileri düzenleme, yürütme ve yönlendirme sanatıdır.
 
İslami açıdan ise, İnsanların dünya ve ahiret saadetlerini temin etmek için onları doğru istikamette yönetme gayreti ve mesaisidir. Daha değişik bir ifadeyle siyaset, Allah`ın yeryüzündeki mülkünde onun emirleri doğrultusunda hikmetle tasarruf etme sanatı ve becerisidir.
 
Şüphesiz mülk, Allah`ındır: "Göklerin ve yerin mülkü Allah`ındır." (Ali İmran, 189)
 
"De ki; ey mülkün sahibi olan Allah`ım! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de çeker alırsın. Dilediğini aziz eder, dilediğini de zelil kılarsın. Bu hususta muhayyerlik senin elindedir. Senin gücün her şeye yeter." (Ali İmran, 26)
 
Ayeti kerimelerden anlaşıldığı üzere Allah`u Teâlâ, mülkünde tasarruf yetkisini vererek insanları denemek istemektedir. Elbette O, mülkünün adaletle ve hikmetle yönetilmesini ister. Hiç kimse O`nun mülkünde keyfine göre tasarruf hakkına sahip değildir. Bu hususta peygamberler dahi böyle bir özgürlüğe sahip değildirler. Nitekim bunun için peygamberlere talimatlar göndermiş kitaplar indirmiştir.
 
Şu halde peygamberler, toplumun bu ihtiyaçlarını karşılama noktasında doğrudan talimatı insanların rabbinden almakta ve onun emirlerini uygulamaktadırlar. Dolayısıyla insanlar hakkında en doğru, en sağlıklı ve en isabetli siyaseti peygamberler yaparlar. Peygamberler, insanların en ileri görüşlüleri ve en siyasi kişileridirler. Onların siyaseti tamamen vahiy kaynaklı olup İlahî gözetim ve denetim altındadır.
 
Bazılarının sandığı gibi peygamberler siyasetin dışında değil, tam ortasında ve merkezindedirler. Çünkü peygamberler, toplumların hayatında maddi ve manevi inkılapları gerçekleştirmek için gelirler. Dolayısıyla gönderildiği insanların kültürlerini, dillerini tutku ve eğilimlerini en iyi bilen insanlardır. Onların tüm faaliyetleri siyaset mesleğinin icra edildiği alanlardır. Bu itibarla peygamberler, tebliğ süresi boyunca neyi, nasıl ve ne zaman yapacakları ve nereden başlayacakları konusunda sürekli Allah`u Teâlâ tarafından gözetilip desteklenmekte ve yönlendirilmektedirler.
 
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin siyaseti, tamamen Kur`an kaynaklıdır. Nasıl ki, Onun ahlakı Kur`an idiyse, siyaseti de Kur`andı. Onun sünneti Kur`an`ın bir açıklaması, bir tefsiri ve şerhinden başka bir şey değildi. Onun siyaseti hikmetti; belki hikmet-i mahza idi. Sair insanların idrakinin ve ileri görüşlülüğünün çok ötesinde bir basiretti. Onu siyasetin dışındaymış gibi gösterenlere Kur`an okumalarını tavsiye ediyoruz.
 
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin en belirgin siyaseti, verdiği tevhid mücadelesinin sonunda Medine`de İslam cemaatini kurarak bu evrensel cemaat (devlet) Anayasasını bütün toplum kitlelerinin de onayıyla ilan etmiş olmasıdır. Onun "Medine Vesikası" adıyla yazdırdığı anayasal ilkeler, İnsanlık tarihinde emsali görülmemiş bir evrensel insan hakları beyannamesine ışık tutmuş, devlet kurmanın ve teşkilatçılığın adresi olmuştur. Böylece o, kendi devletini kuran bir peygamber olması özelliğiyle diğer peygamberlerden bir farklılık ortaya koymuştur. 
 
Bu özelliğiyle Hz. Peygamber, Medine`de kurduğu İslam Devleti`nin hem başkanı, hem hâkimi, hem eğitimcisi, hem başkumandanı ve hem de imamıydı. Onun bir devlet adamı olarak gerçekleştirdiği uygulamaları, siyasi otorite, diplomasi, bürokrasi ve idarecilik alanlarında evrensel mesajlar teşkil etmekte, bütün insanlık için en güzel örnekler ihtiva etmektedir.
 
O, cami ile okulu birlikte inşa etmiş ve bir arada yürütüp yönetmiştir. Hicretle Medine`ye ulaşınca ilk yaptığı iş, Müslümanların bir araya gelerek ibadetlerini yapacakları, eğitim ve öğrenim görecekleri ve önemli kararlarını alacakları bir mescit inşa etmeye başladı. Bedeli ödenerek satın alınan arsa üzerinde inşaatına başlanan mescidin yapımında kullanılan kerpiçleri yüklenip taşıyarak bizzat bir işçi gibi çalıştı. 
 
Mescidin inşası bittikten sonra avlu kısmında yoksul ve kimsesiz Müslümanların kalabileceği, eğitim ve öğretim alan kişilerin barındığı bir bölüm daha hazırlandı. Buraya `Suffa` deniyordu. Suffa`da, sayıları 70 ile 400 arasında değişen ilim ve irfan insanları burada O`nun ilim, hikmet, aşk ve cihad dolu sohbetlerinde yetişip her tarafa vali, diplomat, eğitici ve öğretici olarak yeryüzünün dört bir yanına gönderildi.  
 
Onun önemli siyasi reformlarından biri de özelde "Muhacirler" ile "Ensar" arasında; genelde ise tüm Müslümanlar arasında kardeşlik ilkesini tesis etmesidir:
 
"Daha önceden Medine`yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Haşr: 9)
 
Yine onun gerçekleştirdiği önemli icraatlarından bir de Medine`de Müslümanlara has bir Pazar yerini kurarak ekonomiyi dışa bağımlılıktan kurtarmış olmasıdır. Nitekim o güne kadar Medine halkı, Beni Kaynuka Yahudilerine ait çarşıda hep alışverişlerini yaparlardı. Bu atılımla Müslümanların sermayesi sadece onlar arasında dönmeye başladı ve dışa bağımlılıktan kurtuldu.
 
İşte bütün bu gerçekler, peygamberlerin ve özellikle son peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin siyasetin dışında değil tam ortasında olduğunu göstermektedir. İnsanlığa rehber olarak gönderilen peygamberleri siyasetin dışına çıkarma anlayışı, asla Müslümanlara ait değildir. Bilakis Müslümanları siyasetin dışına iterek iktisadi alanda kendilerine bağımlı kılmak için emperyalist uşaklığın bir hilesi ve taktiğidir.
 
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; siyaset bir yönetim bilimidir. Yönetim ise, ekonomiden hukuka, eğitimden savunmaya, dış devletlerle olan ilişkilerden içimizdeki azınlıkların haklarına kadar liderlerin, kanaat önderlerinin, yöneticilerin, her kademedeki kanun uygulayıcılarının uymakla ve uygulamakla ilgili sistem işleyişidir. Düzensiz ve projesiz bir devlet sisteminin olamayacağını bedevi toplumlarda dahi herkesçe bilinen bir gerçektir.
 
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin siyaset anlayışında en temel ilke, en şaşmaz amaç, ilayı Kelimetullahtır. Bu anlayış sadece yeryüzünün bir parçasında değil, yeryüzünün tamamında adaleti hâkim kılmayı esas alan ve yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar cihadi faaliyetleri canlı tutan bir anlayıştır. Bu da çevresine ve dünyaya Kuran endeksli bakan ve peygamber yolunu izleyen bir siyasetçinin icraatında ancak hayat bulabilir.
 
Günümüzde siyasetle eş değerde kullanılan Politika ise, bu anlayıştan çok uzaktır. Politika çok farklı bir şeydir. Çok yüzlülük anlamında kullanıldığı için, herkese farklı bir bakış açısıyla bakan ve o şekilde değerlendirmeye alan siyasetçilere verilen isim olarak bilinir. Farklı bir değerlendirmeyle kendi menfaatleri ve çıkarlarını korumak adına nasıl konuşmayı veya nasıl hareket etmeyi gerektiriyorsa o şekilde konuşan ve o şekilde hareket eden bir tiplemenin adıdır politika.
 
Siyasetçi ise hakkın karşısında kendi menfaat ve çıkarlarını hiçbir zaman ön plana almaz. Her zaman hakkın ve haklının yanında yer alır. Mazlumun menfaat ve çıkarlarını ön planda tutarak Adalet sistemini işletir. Kul hakkı karşısındaki hassasiyeti daha ağır basar. Haksız taraf onun en yakın akrabalarından da olsa onun lehine bir kayırma yapmaz.
 
İslami siyasetin temelinde adalet vardır. Hangi konuyu işlerseniz işleyin karşınıza adalet çıkar. Dünya adalet çarkının üzerinde kuruludur. Her şey bu çarkın üzerinde döner. Bu çarkın dişlileri adalet icra edildiği sürece keskinleşir ve sağlamlaşır. Adaletten sapmalar söz konusu olduğunda ve adaletten uzaklaşıldıkça bu çarkın dişleri zamanla körelir ve zayıflamaya yüz tutar. Önce insanlık bir buhran dönemi geçirir, sonra afetler, sonra sona doğru zamanın hızla ayaklarınızın altından adeta kaydığını hissedersiniz. Allah`ın dilemesi dışında hiç bir güç sizi frenleyemez.
 
Ey insan sen yalnız başına olsan da kendine adil ol haksızlık etme. Aile reisi olsan bile ailene ve çevrene karşı adil ol, haksızlık yapma. Nerede yönetici olursan ol emrin altındakilere mütevazı ol taşkınlık yapma. Ey milleti, devleti, insanlığı ve dünyayı yönetmeye aday olan liderler! Yüklendiğiniz emanet çok büyüktür! Onun ağırlığını omuzlarınızda hissederek, hareket edin. Ve Hesap gününü düşünün... Bir gün yapmakta oluğunuz her şeyden idare ettiğiniz insanların tüm hak hukukundan sorulacaksınız. 
 
Mehmet Şenlik | İnzar Dergisi | Haziran 2017 | 153. Sayı
 
 
21-06-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.