Peygamberin Tercihi Mustazaflardı

Sadullah Aydın
Herkes Peygamberin şefkatinden, yüce ahlâk ve insani erdemlerinden faydalanabilirdi. Peygamber herkese karşı merhametli bir babaydı. Adaleti herkes içindi. Sıkıntıya düşen herkes Ona başvurabilirdi. O bütün müminlere değer veriyordu.
Peygamber Aleyhisselam bulunduğu her ortamda safını net bir şekilde belli eder, bu konuda asla taviz vermezdi. Doğru bildiği, hak bildiği şeylerde gönül hatır dinlemezdi. Zorluk ve sıkıntıları, dünyevi anlamda bazı kayıpları göze alır ama toplumsal safını belli etmekten çekinmezdi.

Peygamber Medine’ye gelince de böyle yaptı. Bütün Medine halkının anlayacağı şekilde safını belli etti. Peygamberin bindiği deve Medine’ye gelince halk Onun etrafını sardı. O zamanlar şehir mahalle mahalle ayrılmıştı. Hepsi de Evs ve Hazreç kabilelerine ait bu mahallelerin kendilerine ait pazarları, özel alanları vardı. Peygamberin geçtiği her mahallede devesi durduruluyor, o mahallenin ileri gelenleri, eşrafı hemen Peygamberin devesinin yularını tutuyor, Onu evlerine davet ediyordu.

Medine’nin zengin ve soyluları olan bu kimseler peygambere muhabbet duyuyor, Onun varlığının kendilerine şeref vereceğini söylüyorlardı. Bu duygularında samimiydiler de. Peygamber onların mahallelerine vardığı zaman Onun önünü kesip şöyle diyorlardı:

“ Ya Resulallah! Buraya gel. Evimiz, servetimiz, yaşantımız, rahatımız, her şeyimiz Senin emrindedir. Senin için her türlü fedakârlığı yapmaya hazırız.”

Ama peygamber nazikçe tekliflerini reddediyordu. Devesinin önünü açmalarını istiyordu onlardan. “Devemin önünü açın, o memurdur. Emirler doğrultusunda hareket ediyor.” diyordu.

Peygamber bu şekilde dayılarının mahallesine kadar vardı. Peygamberin annesinin mensubu olduğu Beni Neccar kabilesinin ileri gelenleri devesinin yularından tutup onu evlerine davet ettiler. “ Ya Resulullah bizler Senin akrabalarınız. Lütfen bizi kırma, yanımıza in. Her şeyimizle Senin hizmetinde olacağız.” dediler. Peygamber onları da reddetti. Nazik bir şekilde tekliflerini geri çevirdi.

Peygamber sonunda Medine’nin en yoksul mahallesine vardı. Devesi orada bir evin önünde durdu. Herkes büyük bir merakla eve baktı. Burası Ebu Eyüp El-Ensari’nin eviydi. Yaşlı annesiyle üst üste yapılmış iki odadan oluşan küçük, kulübemsi bir evde yaşayan Ebu Eyüb’ün evi. Belki de Medine’nin en yoksul evi. Ve Ebu Eyüb de şehrin en yoksul insanıydı.

Ebu Eyüb ve ailesi Peygamberin eşyalarını küçük evlerine taşıdılar. Peygamber de onlara misafir oldu. Şehrin ileri gelenlerini, zenginleri, eşrafı, akrabalarını değil, Medine’nin en yoksul ailesini tercih etti. Safını yoksul ve mazlumlardan yana ortaya koydu. Bütün Medine halkı anladı ki Resulullah için kabile şefliği, zengin olmak, eşraftan olmak, aile ve akraba bağları çok da önemli değil. Para pul, şan şöhret, rahat ve konforlu bir yaşam hiç önemli değil. O, ilk andan itibaren önceliğinin kimlerden yana olduğunu belli etti.

Herkes Peygamberin şefkatinden, yüce ahlâk ve insani erdemlerinden faydalanabilirdi. Peygamber herkese karşı merhametli bir babaydı. Adaleti herkes içindi. Sıkıntıya düşen herkes Ona başvurabilirdi. O bütün müminlere değer veriyordu.

Ama önceliği yoksullardı. Yani Mustazaflar. Peygamberin tercihi onlardan yanaydı. En çok onların üzerinde titriyor, arkadaşlarını genelde onlardan seçiyor, onlarla oturup kalkıyor. Onlarla yiyip içiyordu.

O Mekke’de de öyleydi. Her zaman öyleydi. Zor zamanlarında da rahat zamanlarında da… Güçlüyken de zayıfken de… Tercihi her zaman ezilenlerden, yoksullardan, kimsesizlerden yanaydı.

Muhammed Mustafa’yı önder kabul eden bizler eğer gerçekten Onun yolundan gitmek istiyorsak, Muhammedi ahlâkla ahlâklanmak arzusundaysak tercihlerimiz Onun tercihleri olmalı. Her zaman yoksullara, mustazaflara yakın durmalı,  dost ve arkadaşlarımızı onlardan seçmeliyiz. Gözümüz her zaman ezilenlerin üzerinde olmalı. Onlara yakınlık öncelikli tercihimiz olmalı.

Ne yazık ki günümüz Müslümanlarının çoğunda bu ahlâk ve anlayışı görmek zor. Davetçilerimizin çoğunda bile bu ahlâk yok. Bu konuda kendimizi cesurca öz eleştiriye tabi tutmalıyız. Dünya sevgisi çoğumuzun kalbini meşgul eder halde. Şan şöhret hastalığı, konforlu bir hayat tutkusu, mala-mülke düşkünlük, zenginlere karşı aşağılık kompleksi ne yazık ki kurtulmamız gereken yaygın bir hastalık.

Mustazaflara yakınlığımız, aç ve yoksullara sevgimiz sözde kalmamalı. Peygamberimiz gibi bizzat yaşayarak bunu ispatlamalıyız. Müslümanların ezilenler için, yoksullar için, çaresizler için gerçek ve tek umut olduğu yoksullar tarafından da kabul edilmeli. Kapitalist anlayışın egemenliğine dayalı bu zorba düzende yoksullar, ezilenler İslam’ı ve Müslümanları yanlarında görmeli. İslam zenginlerin dini olarak algılanmamalı. Batıl ideolojiler, yoksulların acıları üzerinde yükselmeye çalışan sahte kurtarıcılar yoksulların gerçek dostu Müslümanlar karşısında kar gibi erimeli.

Evet, zengin fakir bütün insanları adil ve hakça kucaklayalım. Dinimiz sadece yoksulların değil, kendisine teslim olan herkesin dini. Herkese sevgimiz ve merhametimiz olsun. Ama tercihimiz her zaman sevgi ve merhamete herkesten daha çok muhtaç olan yoksullardan yana olmalı. Peygamberimiz de her zaman tercihini Mustazaflardan yana yapardı.

O aziz rehberin çizgisinden taviz vermeyen cennet yolcularına ne mutlu!

Sadullah Aydın / İnzar Dergisi – Mayıs 2016 (140. Sayı)
 
19-05-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.