Peygambere Gözü Kapalı Yaklaşanlar

Abdulhakim Sonkaya

Peygamber (s.a.v)’in tanınan iki amcasından birinin ismi Abbas diğerinin ki ise Hamza (r.a)’dır. İlginçtir iki ismin ortak manası da ekşi tat ve aslandır. Yani Abbas da Hamza (r.a) da hem ekşi tat hem de aslan manasına gelmektedir. Peygamber (s.a.v)’in iki amcasının böyle ilginç ve benzer isimleri vardır. Üstelik Abbas ile abese aynı köktendir.
“Yüzünü ekşitti ve döndü Kendisine âmâ gelince” (Abese:1-2). Ayette geçen “abese” yüz ekşitmek olarak bilinir. Bu sûre Abese sûresidir ve Rasulullah (s.a.v)’a gelerek kendisine Kur’an okumasını isteyen İbni Mektum (r.a) hakkında indiği rivayet edilir. Bazıları, “uyarı mahiyetinde olan” bu ayetlerin Peygamber hakkında inmediğini, bazıları da bu ayetlerin Peygamber (s.a.v) için kınama ifade ettiğini iddia etmiştir.

Peygamber (s.a.v)’in tanınan iki amcasından birinin ismi Abbas diğerinin ki ise Hamza (r.a)’dır. İlginçtir iki ismin ortak manası da ekşi tat ve aslandır. Yani Abbas da Hamza (r.a) da hem ekşi tat hem de aslan manasına gelmektedir. Peygamber (s.a.v)’in iki amcasının böyle ilginç ve benzer isimleri vardır. Üstelik Abbas ile abese aynı köktendir.

Peygamber (s.a.v) kendisine gelen âmâ İbni Mektum (r.a)’a Kur’an’ı okumamış, ona ketum davranmıştır. Çünkü ibni Mektum âmâdır ve Mektum’un oğludur. Mektum da saklayan, saklanan ve gizleyen manasındadır. İbni Mektum Peygamber (s.a.v)’e gelirken kulağını açmış fakat âmâ olduğu için gözünü aç(a)mamıştır. Bu nedenle Peygamber (s.a.v) ona böyle davranmıştır. Çünkü Peygamber (s.a.v) kendisine gelenin hem kulağını hem de gözünü açmasını istiyor. Öyle ya sadece kulağın açılması yetmez. Bir de gözlerin açılması gerekir ki arada muhabbet ve ülfet oluşsun, sadakat ve vefa meydana gelsin. Sadece kulağını açanın vefası olmaz. Sadece kulağı açık olan kimse aşk ve muhabbetin ketumudur “saklanmış olanın oğlu” olarak İbni Mektum’dur.

Peygamber (s.a.v) kendisine gelen kimsenin hem gözünün hem de kulağının açık olmasını istiyor. Çünkü Peygamber (s.a.v) sadece sözüyle o kimsenin hafızasında yer almak istemiyor. Bunun yanında şemailinin, beşeriyetinin dolayısıyla Beşir vasfının kalpte yer almasını ister. Çünkü beşir, verdiği güzel haberle yüz güldüren taşıdığı güzel haberin parıltısını yüzünde yansıtan kimsedir. Bunu da ancak gözü açık olan kimse müşahede edebilir. Binaenaleyh âmâ olan kimse Resulullah (s.a.v)’ın Beşir vasfını müşahede edemez. Çünkü beşir, verdiği güzel müjdeyle yüz güldüren manasındadır. Öyleyse âmâ kimse ancak nezir vasfını hissedebilir. Rasulullah (s.a.v) da evvela nezir ismini yansıtmak istemediği hem de beşareti de gösteremediği için İbni Mektum (r.a)’a böyle davranmıştır. Çünkü Resulullah (s.a.v)’ın “Beşir” ismi “Nezir” isminden önce gelir. “Biz seni ancak insanlara Beşir -müjdeleyici ve nezir –uyarıcı olarak gönderdik”(Sebe:28) ayeti bunu ifade ediyor. Ne var ki âmâ kimse için bunun imkânı yoktur. Binaenaleyh sadece kulağını açan, sadece kulağıyla dinleyen kimsenin hafızası olur. Zikreder, hatırlar ama onu tarif edemez. Peygamberi hatırlar ama anamaz. Onu bilir fakat tanıyamaz. Ona ilmelyakin inanır ama aynelyakin inanamaz. Çünkü aynelyakin, görmeye bağlıdır. (Tekasür:5-7)

Peygamber (s.a.v) sadece irsal olmamıştır. O, aynı zamanda meb’ustur(Ali İmran:164). Yani o, sözün elçisi olarak sadece resul değil, o aynı zamanda gözle şahit olunan olarak somut bir zattır, meb’ustur. Çünkü “baase ve mebus” somut olarak dirilmek anlamına gelir. Dolayısıyla sadece meb’usun aktardığı kelama değil zatına da şahit olunması gerekir. Bu nedenle “Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.” (Kaf:37) buyrulur.  Bu ayet işte bu hakikate dikkati çekiyor. Demek ki sadece kulak vermek yetmez bir de şahit olmak gerekir. Şahitlik de ancak gözle olur. Sadece kulağı açık olanın yani âmâ kimsenin şahitliği kabul edilmez. Bu nedenle Peygamber (s.a.v) şahitlik yapamayacak olana sözü aktarmamıştır. Kendisini görmeyen kimsenin sadece sözü alacağını, bunun da kendisini baypas etmek anlamına geldiğini biliyordu. 

“Sana can atarak gelen, Allah`tan korkarak gelmişken, Sen onunla ilgilenmiyorsun-telehha.” (Abese:8-10) Ayette geçen “telehha” aşk ve muhabbet anlamına da geliyor. Bu da Peygamberin (s.a.v) kendisine gelenin muhabbetini ve ünsiyetini istediğinin delilidir. Bu da aslında âmâ olmasına rağmen İbn-i Mektum (r.a)’da mevcuttu ve Resulullah (s.a.v)’tan görülmesi istenilen şey de buydu. Eğer uyarı varsa bundan dolayıdır. Tamam, bu gelen zat arınmak istiyor. Öğüt almak istiyor. Tezekkür etmek istiyor. Ama bunların hiç biri muhabbeti ifade etmiyor. Bunların hiç birisi ünsiyeti, cemali ifade etmiyor. İşte bu nedenle Peygamber (s.a.v) İbni Mektum (r.a)’a karşı “abese” yapıyor, yüzü ekşiyor. Onun kendisini gör(e)memesinden dolayı yüzü asılıyor. Buna hayıflanıyor. Görüldüğü üzere “abese yapmak” Peygamber (s.a.v)’in tabiatıdır. Onun aşka, estetiğe muhabbete, şahitliğe verdiği değerin bir nişanıdır. Peygamber (s.a.v) bir tarafta Abese yaparken diğer taraftan aşka, kendisini görenlere, kendisine nazar edenlere teveccüh etmiştir. El hak bu doğrudur. Yerindedir.

Peygamber (s.a.v)’in iki amcasından birinin ismi Abbas’tır ki bu da Abese ’den türemedir. Demek ki Peygamberin (s.a.v) amcası-ki amca, ammeden yani umumdan türemedir- Hz. Abbas, Peygambere teveccüh etmeyen ammeye yüz ekşitmenin nişanıdır. Bu nedenle Huneyn günü sırt çeviren ashabı Hz. Peygamber (s.a.v) amcası Abbas (r.a) vasıtasıyla çağırmıştır. Onlar da Hz. Abbas (r.a.)’ın sesini duyunca hemen geri döndüler. Çünkü biliyorlardı ki Peygamber (s.a.v)’e bakmamak, ona nazar etmemek onlar için Abese sonucunu doğuracaktır. İşte Abbas, Peygamber (s.a.v)’e gözünü kapatanların nasıl abese ile karşılanacaklarını, bunun risk ve vebalini somut olarak ortaya koymaktadır. Yine akabe biatlarında da Hz. Abbas (r.a) hazır bulunuyordu. Medine ehlini, Ensar’ı Peygamber (s.a.v)’e gözleri gibi bakmaları konusunda uyarıyordu. Aksi takdirde “abese” olacaklarını onlara hatırlatıyordu. İşte Abese Sûresi peygamberi görmeyen, görmezden gelen herkesin aslında karşı karşıya kalacağı durumu haber veriyor, bu konuda insanları uyarıyor.

Peygamberin diğer amcası da Hz. Hamza (r.a)’dır. Hamza (r.a) da aslandır. Onda da ekşi tat vardır. Peygamber (s.a.v)’e tatlı tatlı yaklaşmayanlara karşı yüzünü ekşitir. Onlara heybetiyle hadlerini bildirir. Nitekim Hz. Hamza (r.a) Peygamber (s.a.v)’e karşı edepsizlik yapan Ebu Cehil’e hemen haddini bildirerek nasıl Peygamber (s.a.v) için yüzünü ekşittiğini ortaya koymuştur.

“Fakat buna ihtiyaç hissetmeyene gelince, Sen ondan bir seda bekliyorsun."(Abese:5-6) Evet bunlar kendilerini müstağni görüyor. Bu nedenle Peygamber (s.a.v)’in sözünü duymuyorlar. Ama onu görüyorlar. Görmek de muhabbeti oluşturabilir. Hoş bir seda bırakabilir. Nitekim ilginçtir, ayette geçen “tasadda” sedadan türemedir. Demek ki Peygamber (s.a.v) kendisini görenin seda oluşturabileceğine inanıyor. Hiç şüphesiz Peygamber (s.a.v) zannında sadıktır. Fakat kendisini Resul(s.a.v)’den müstağni gören Resul (s.a.v)’ü görse bile tezkiyeyi yakalayamaz, donanımına rağmen bir seda oluşturamaz. İhtimal ki ayette varsa eğer, uyarı bundan dolayıdır.

Bazıları Peygamber (s.a.v)’in sadece elçi ve resul olduğunu, onun görevinin bunları aktarmak olduğunu iddia ediyorlar. Yani bunlara göre Peygamber (s.a.v) sadece kulağa hitap ediyor. Bunlara göre peygambere kulak vermek yeterlidir. O’nu arada görmenin orada hissetmenin gereği ve manası yoktur. Fakat hakikat bu değildir. Peygamber (s.a.v)’e karşı aynı zamanda gözler de açık olmalıdır. Bunu yapanlar “O bir kulaktır” (Tevbe:61) diyen İsrail oğullarının durumuna düşer. Bu da Peygamber (s.a.v)’e karşı büyük bir edepsizliktir.

Her kim ki Peygamber (s.a.v)’i sadece kulağıyla dinler, sadece getirdiği vahyi alıp ona karşı gözünü kapatırsa bilsin ki Peygamber (s.a.v) ona “Abese” yapacak ondan yüz çevirecektir. Toplum içinde de amme içinde de onlara Abbas’ı musallat edecektir. Dikkat edilirse böyle yapanlara karşı toplumun, ammenin yüzü hep asıktır. Hiç kimse bunların söylediklerine itibar etmiyor. İşte bu, Peygamber (s.a.v)’in onlara “Abese” yaptığının delilidir. Onlara kör muamelesi yaptığının ispatıdır. Bunun sonucu olarak da bunlarda beşaret olmuyor. Bunlar derleyip toplayamıyor. Telif edemiyor.

Peygamber(S.A.V)’e gözü kapalı yaklaşanlar ammeden yüz bulamaz. Sözleri itibar kazanamaz. Bu, böyle biline…

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Kasım 2015 (134. Sayı)
 
20-11-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.