PKK’nin Önünde Kaç Tane Ajanda Var?

Ali Özgür
En temel özelliği, içinden çıktığı topluma ihanet etmek olsa da kullanışlı örgütlerin bariz bazı özellikleri vardır. En bariz özellik, tetikçilik hevesinin tavan yapmasıdır. Tetikçilik, bir özlem olarak belirince birbirleriyle rekabet halinde olan bölgesel ve müdahil küresel güçler, rekabet ilişkisinde baskı aracı olarak birbirlerine karşı kullanmak üzere kullanışlı örgütlere imkân sunmaya başlarlar.
En temel özelliği, içinden çıktığı topluma ihanet etmek olsa da kullanışlı örgütlerin bariz bazı özellikleri vardır.

En bariz özellik, tetikçilik hevesinin tavan yapmasıdır. Tetikçilik, bir özlem olarak belirince birbirleriyle rekabet halinde olan bölgesel ve müdahil küresel güçler, rekabet ilişkisinde baskı aracı olarak birbirlerine karşı kullanmak üzere kullanışlı örgütlere imkân sunmaya başlarlar. Sağlanan İmkânlar, beraberinde ajanda dayatmasını da getirir. Kullanan güç sayısı arttıkça kullanışlı örgütlerde de “çeşitlilik” artar. Kullanıcı güç sayısının artması, aynı zamanda örgütlerde baş gösteren farklı kanatların sayısını da artırır. Farklı kanatlar çoğalır, her bir kanat ayrı bir söylem geliştirir, ayrı bir hedef belirler. Güç odaklarının baskılarına açık hale gelen örgütler, kuruluş felsefesiyle beraber izhar ettikleri ana hedefler konusunda zikzaklar çizmeye, çelişkisel durumu anlaşılmayacak felsefik/ideolojik söylemlerle bulandırmaya çalışırlar.

Tetikçilik, elini verenin kolunu kaptırması gibi bir kısır döngüye dönüşmeye başlar. Baskı unsuru olarak kullanılan ve bu misyon üzerinden rehin alınan örgütler, elbette tabanlarını motorize edip kendilerini canlı tutmaya sürekli ihtiyaç duyarlar. İşte bu ihtiyaç da tetikçilik karşılığında açılan “örgütsel egemenlik” alanlarıyla giderilmeye çalışılır.

Ne kadar samimiyet, o kadar imkân; ne kadar imkân, o kadar tetikçilik prensibi işlemeye başlar. Tetikçilik ile sağlanan imkân arasındaki ilişki, Çin tuzu katılmış yiyecekler gibidir. Kendine has özelliğiyle Çin tuzu katılmış yiyecekler, yenildikçe iştah açar, iştah açıldıkça yenilir, ancak bir türlü açlık duygusunu gideremez.

“PKK’den mi bahsediyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, kullanışlı örgüt profiline tıpatıp uyan bir profil ortaya koyması açısından PKK, belki de verilebilecek en iyi örnektir. İsterseniz kullanıcı güç odaklarıyla ilişkisi bakımından yerleşik kanatları sıralayalım. Kandil, Avrupa kanadı, İmralı kanadı, Suriye kanadı vs…

Bir de kullanıcı güç odaklarına bakalım. İsrail-ABD ikilisi, Türkiye, İran-Suriye ve belli başlı Avrupa ülkeleri…

Alın siyasi ve askeri kanat ya da Türkiye ile diğer ülkelerin etkisindeki kanatların aynı konular üzerine ortaya koydukları görüşlere, yayınladıkları bildirilere bir bakın. Düzinelerce çelişki ile karşılaşmanız, sadece “örgüt siyaseti” ile açıklanamaz. Adlarını sıraladığımız kullanıcılar aynı zamanda birbirleriyle rekabet halinde ve hepsi de palazlandırılan bu tetikçiyi birbirine karşı birer baskı aracı olarak kullanmaktadır. Dolayısıyla serdedilen kimi görüşler veya ortaya konulan kimi tavırlar, aynı zamanda kullanıcının kimliğini de ele vermektedir. Hatta kullanıcılar o kadar baskı kuruyorlar ki, bazen her bir kanat birbiriyle çelişkili birden fazla kullanıcıyı memnun etmek zorunda kalıyor ki, asıl çelişki cümbüşü tam da bu noktada baş gösteriyor.

Dikkat ederseniz, mesela “Çözüm süreciyle” ilgili Kandil’in kimi mesajları, Türkiye’de yerine göre İran baskısı, yerine göre Amerikan baskısı, yerine göre Alman, İngiliz baskısı olarak izah edilmektedir. Hatta kullanıcı sayısının fazlalığından dolayı çoğu zaman örgütün neyi kimin adına yürüttüğü bile tartışma konusu haline dönüşüyor.

Sadece Türkiye içerisinden bakılacak olursa, İmralı artık MİT’in patentini taşırken, HDP daha ziyade Amerikancı tezlere yaslanmış görünüyor. Gençlik çetesi ise daha ziyade “paralel” tezlerin sac ayakları işlevini yürütüyor. Belki de Türkiye içerisindeki bilumum yapılanmalarının aldıkları ortak talimat ise, Kürtleri sekülerleştirme üzerine kurulu planlamadan geçmektedir. Konu sekülerleştirme üzerine ittifak olunca, yöneldikleri ana hedef de doğal olarak sekülerleşmeye karşı direnen Kürdistan’daki İslami kesim oluyor.

Örgütün Suriye ayağı var ki, asıl kullanışlılığın en net pozları burada yatıyor. Suriye’deki iç savaş, biliyorsunuz bu ülkeyi çok farklı bir noktaya getirdi. Kürdistan bölgesi tamamen PKK’nin Suriye uzantısına emaneten devredildi. PKK, bu durumu her ne kadar “Devrim” diye Kürt mahallesinde satmayı sürdürse de, burada nisbi alan hâkimiyetine kavuşması, tamamen kullanışlı örgüt kimliğiyle ilişkili bir durumun sonucudur. Doğası gereği PKK, tevdi edilen tetikçi payesini özümsemiş bir örgüttür. Tetikçi duygularını depreştirmek ise, geçici de olsa bazı kazanımlar elde ettiği duygusunu tırtıklamakla pekâlâ mümkün olmaktadır. Rojava’yı PKK’ye teslim etmek, özünde modern bir siteyi gece bekçisine emanet etmekle eş değerdir. Tuhaf olan durum ise, gece bekçisinin aldığı sorumluluğu abartının da ötesine taşıyarak kendini modern sitenin sahibi olarak görmeye başlamasıdır. Psikolojide bu vehim neye tekabül eder bilmiyorum, ama bunun sağlıklı bir ruh hali olmadığı aşikârdır.

Yönetici, bu tuttuğumuz gece bekçisidir, olması gereken süre kadar siteyi korumakla yükümlüdür diyor, ama bekçi, konu komşuya, “Yok canım, devrim yaparak ben bu siteyi ele geçirdim. İstediğim daireyi boşaltır, istediğim kişiyi buradan kovarım” diyor. Tıpkı Rojava örneğindeki gibi…

İran aklı ile Suriye yönetimi, işlerimi bitirinceye kadar seni buraya bekçi olarak görevlendiriyorum dedi. PKK ise bunu “Stalinist Devrimciliğin başarısı” olarak göstermeye başladı. Mankurtlaştırma politikasına yöneldi. Beğenmediklerini asmakla, kesmekle, biçmekle uğraşadursun, patronun ikide bir “Olur mu canım, vatandaşlık görevlerini yerine getiriyorlar” sözlerini dahi duymayacak kadar psikolojik travmayı içselleştirmiş durumdadır. Bunca sadakate hayran kalan patron, diğer Kürt muhaliflerine extradan bir de IŞİD’le mücadelede sadakatini görmek isteyince PKK coştukça coştu. Bu sadakat, bunca coşku en sonunda Amerika’nın da dikkatini çekmeye başlayınca, karşısında emre amade bir PKK profilini hazırolda buluverdi. Anlaşma ise çok basitti. Esad, Rojava’yı vermişti ama tapusu hala kendisindeydi. Amerika’nın verdiği tek söz ise, “Tamam, sen şu anda gecekondu üzerinde devrim yapmışsın. Ben sana buranın tapusunu vereyim.” Deyim yerindeyse Esad, arsa tahsis etti; Amerika ise sadece tapu sözü. Bu sözden sonra önüne konulan ajanda konusunda PKK’yi tutabilene aşk olsun.

Tapu sözü karşılığında Kuzey Kürdistan’da İslami kesimi tasfiye ajandası, Irak ve Suriye’de IŞİD’le mücadele ajandası, Güney Kürdistan’da KDP’yi sıkıştırarak kendisine bağlı kalmayı sağlama ajandası… Siyasi, askeri, istihbarat ve propaganda desteği ise işin cabası.

İyi de bu tetikçilik hep baki mi kalacak? Tetikçilik karşılığı arsa tahsisi kalıcı mı olacak? Bir anda birbirleriyle amansız rekabet içerisinde olan aktörleri idare etmek nereye kadar sürecek? Daha da önemlisi, güç odakları arasındaki rekabet bir gün anlaşma ile sonuçlanırsa tetikçinin hali nice olacak?

Tetikçi yapılanmaların en bariz vazgeçilmezlerinden birisi de, sayesinde geniş imkânlar bulduğu hesaplaşmaların günün birinde uzlaşma ile neticelenmesidir. Hesaplaşmaların uzlaşmaya evrilmesi, aynı zamanda tetikçinin satışa çıkarılmasını beraberinde getirmektedir.

Şöyle bir gözünüzün önüne getiriverin. İran, kaç kez PKK’ye imkânlar tanıdı, sonra az kalsın Kandil’i bile ele geçirecek noktaya geliverdi?

Baas’ın rahminde döllenmesine karşın geride kalan Türkiye-İran-Suriye ittifakıyla Baas’tan nasıl bir tokat yedi?

En son Türkiye’nin “Eksen kaymasını” doğrultmak için Amerika PKK’yi silahlı eylemlerde cesaretlendirdiğinde, bunun öncesinde Kasım 2007’de Türkiye’ye neyin karşılığında satmış olduğunu, sonra KCK operasyonlarıyla nasıl belini kırdığını herkes izlemedi mi?

Yarın sahadaki karışıklıklardan Şam yönetimi başarı ile çıkarsa, tahsis ettiği tapusuz arsada yükselen “Devrimcilik” binasının kendi başlarına nasıl yıkılacağını hesaba katmazlar mı? Çokça güvendikleri Amerika, İran’la anlaşmak için israil’i bile teğet geçerken PKK’yi kaç varil petrole satacağı hesaba katılmaz mı?

Hepsinden daha önemlisi, tetikçilik fonksiyonunu icra etmeye gerek kalmayınca PKK’nin Rojava’da, Güney ve Kuzey Kürdistan’da Kürtlere karşı giriştiği ihanetçi tavırlarının kendisine ne şekilde döneceğini düşünmez mi?

Tektipçilik denilen deli gömleğinin tetikçiliğin sağladığı imkânlarla Kürt halkına giydirilmesi çabalarının ters tepeceği günler kapıya dayandığında öfke selinin önünde durup dayanma imkânları olabilecek mi?

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Şubat 2015 (125. Sayı)
 


 
26-02-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.