Ömrün Parlak Yılı mı Parıltılı Senesi mi?

Abdulhakim Sonkaya
Senedeki on iki ay, insanın sahip olması gereken on iki merhaleye tekabül eder. Eğer insan bu ayları hakkıyla değerlendirir, haramına helaline dikkat ederse bu aylar ona belirleyici alametler ve işaretler olur. Şöhrete ve şöhret sahiplerine karşı onu müstağni kılar.
“…Allah katında ayların sayısı on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Bu da doğru olan dinin hükmüdür.” (Tevbe: 36) buyrulur.

Aya “şehr” yıla “sene” adı verilmiştir. Şehr, meşhur olmaktan ve şöhretten gelir. Çünkü şehr, ayın hareketleriyle alakalıdır. Ay görünür oldukça, şöhret buldukça hesap kitap bilinir.

Senedeki on iki ay, insanın sahip olması gereken on iki merhaleye tekabül eder. Eğer insan bu ayları hakkıyla değerlendirir, haramına helaline dikkat ederse bu aylar ona belirleyici alametler ve işaretler olur. Şöhrete ve şöhret sahiplerine karşı onu müstağni kılar.

Ay yani şehr, şöhretten gelir. Çünkü ay, görünür oldukça zamanın hesabı ve merhaleleri bilinir. Hilaller, haccın vakit ölçüleridir(Bakara:189). Yani haccın vakti hilallere göre belirlenir. Hac da maksat ve amaçtır. Buna göre insan eğer amaç ve hedeflerini biliyor buna uygun olarak davranıyorsa her ay ona güzel bir merhale ve alamet olur. Her ay amaç ve hedefine onu yaklaştırır.

Ay-şehr, şöhretten gelir. Şöhret de hoş ve makbul görülmüş bir şey değildir. Bu nedenle “kadir gecesi yani tek bir gece, bin aydan hayırlıdır.” Buna göre insan, ayı şöhret aracı olarak değil kendini ve amacını tanıma ve bilme aracı olarak görmelidir. Eğer ay-şehr, maruf olma ve marufu yapma aracı olmazsa şöhret aracı olur. Bu da insan için aldatıcı bir haldir.

Ay-şehr, şöhretten gelir. Meşhur olmakla alakalıdır. İnsan aylarda şöhreti değil maruf olmayı, tanımayı ve tanınmayı esas almalıdır. Bu da hayrı ve marufu işlemekle, marufu hedef edinmekle söz konusu olur. İnsanın hücceti maruf, maruf da onun haccı olmalıdır. Yani insan güzel ve erdemli işleri, marufu hedef edinmelidir. O zaman ay-şehr ona parlak bir alamet bir dönüm noktası olur. Her ay onu hedefine ve amacına daha da yaklaştırır.

Hicri kameri her ayın bir ismi ve her ismin farklı manaları vardır;

Muharrem: Bu ayda savaş ve gasp yapılmadığı, insanın canı, malı ve namusu dokunulmaz olduğu için bu ismi almıştır. İnsan bu ayda kendini haramlardan sakındırarak, insan dokunulmazlığına riayet ederek muharrem olur. Dokunulmaz olur. İnsan bu ayda dokunulmazlığı elde etmek için çalışmalıdır. Bunun da yolu muharrem olmaktır.

Safer: safer, sıfırdan türemedir. Bu ayda insanın kendini kötü duygu ve düşüncelerden, hırstan sıfırlayacağı varsayımıyla bu adı almıştır. Safer, huşu ve takvanın ayıdır. Çünkü safer aynı zamanda asfar-sarı ile alakalıdır. İnsan bu ayda kendini arındırarak kötü enerjiden kurtulacaktır. Üzerinde huşuun ve takvanın sarı rengini yansıtmalıdır.

Rebiülevvel: ilkbahar demektir. İnsan bu ayda yeniden dirilmenin, canlanmanın coşkusunu yaşayacaktır. Kendini her türlü kötülükten sıfırlayan, huşu ve takva ile sararan kimse elbette ilim ve hikmetle, marifetle yeşerir. Ürün ve semere verir. Coşkulu ve canlı bir hal alır. Onun hayatı ilkbahar gibi ter ü taze olur.

Rebiülahir: Bu, son bahar manasındadır. İnsan rebiülevvele kanarak her zaman dünya hayatının yeşil olacağı, ter ü taze kalacağı vehmine kapılmamalıdır. Aksine her ilkin bir ahirinin olduğunun farkında olarak her zaman buna göre davranmalı, ilkbaharın büyüsüne kapılarak sonbaharı unutmamalıdır. İnsan bu ikisi arasında dengeli ve tutarlı bir hal içinde olmalıdır.

Cemadiyelevvel: Cemad; donmuş olan, buz kesmiş, katı şey manasındadır. Kışın dünya soğur. Hava buz keser. Dışarıdaki bu katı ve soğuk durum kesinlikle insanın içine sirayet etmemelidir. Dışarısı ne kadar soğuk olursa olsun insanın içi latif bir sıcaklık halinde olmalıdır. Dışarıdaki buz, onun içini dondurmamalıdır. Helal eriyen şey değil mi? O halde dışarının katılığı içteki helal ile hallolmalıdır. Cemadiyelevvel, kışın başıdır. Soğuğun şiddetli olduğu zamandır. Bu durumda insan sanki kış hiç bitmeyecekmiş duygusuna kapılmamalı aksine içindeki sıcaklıkla umudunu korumaya devam etmelidir.

Cemadiyelahir: Bu, kışın sonu demektir. Artık katılığın bitmeye yüz tuttuğu zaman dilimidir. Cemadiyelahirde herkes artık kışın bitmekte olduğuna inanmaya başlar. Ama bunun bir kıymeti yoktur. İş ki daha cemaziyelevvelde bu bilinçte, bu inançta olmaktır. “senin cemaziyelevvelini biliriz” sözü, “senin zor zamanlarda ortaya koyduğun davranışı, sergilediğin duruşu biliyoruz, şimdi cemaziyelahirde ahkâm kesme. Kışın bitmekte olduğunu görünce tavır değiştiriyorsun, boşuna uğraşma biz senin cemaziyelevvelini biliyoruz” manasına gelmektedir.

Recep: yüceltilen ve takdir edilen manasındadır. İnsan bazı ayları kendisine tevbe ve af ayı olarak tayin etmelidir. Bu ayda insanın şöhreti değil ama marifeti artar. Unutmamak gerekir ki insanın kıymet ve izzeti marufladır. Şöhretle değil…

Şaban: Şaban, şubeden gelir. Şube de dal ve bölüm demektir. İnsan Şabanda monotonluktan ve tekdüzelikten kurtulmaya çalışmalıdır. Şubeleri kendinde birleştirmeli, şubeleri birlik içinde çoğaltmalıdır. Şaban, çok boyutlu olmaktır. Şaban, şube-merkez dengesini korumaktır. Şaban olmayan kimse ne şubeyi anlar ne de merkezi. Şaban olamayan kimseden ne şube olur ne de merkez…

Ramazan: Ramazan; sıcak olan, taşradan şehre yerleşen manasındadır. İnsan ramazan ile içindeki katılıkları eriterek medenileşir. Helalinden mahalle olur. Ramazan Furkan ayıdır. Bu ayda insan içindeki katılıkları, tortuları, haramları atarak farkındalık duygusuna sahip olur. Hassasiyet ve incelik sahibi olur. Bunun sonunda da bayram yapar.

Şevval: Şevval, hayvanların sütünün kuruduğu zaman dilimidir. Süt, insanın fıtratıdır. Sütün azalması demek insanın fıtratını aramasıdır. Öyle dönemler olur ki insanlar fıtratlarına muhalif haller içinde olmaya başlar. Onların içindeki ihlas ve muhabbet kurur. İşte böyle zamanlarda süt sahibi olan kimse insanların lezzet ve besin kaynağı olur.

Zülka’de: Zülka’de, kaide ve oturak sahibi olmak demektir. İnsan Hak ile kaidesini bildi mi artık rahattır. Doğru ve tutarlı kaide sahibi olarak insanlara doğru bir kriterdir. Kaidesi insanlara standarttır.

Zülhicce: Hac mevsimi olduğu için bu ismi almıştır. İnsan bütün merhalelerde gerektiği gibi davranırsa muradına ve maksadına erer. Hac, insanın nihai muradıdır. Allah’ın evi olmak Allah’ın evine dönmektir. İşte Zülhicce buna şahitlik eder.

Sene, parıltı ve nişan manasındadır. İtibar sahibi kimsenin parıltısı olduğu için nam ve şöhrete “san” denilmiştir ki bu manadaki “san” ile yıl manasındaki “sene” aynı köktendir. Bu da ilginçtir, hem senede hem de şehr-ayda ortak nokta san ve şöhrettir. İnsanlar genelde senedeki maddi kazançları ve ateşin parıltısıyla san ve şöhret sahibi olmak ister. Oysa bu geçici bir parlaklıktır. Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. Ateş çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler. (Bakara:17) Ayetinde buyrulan duruma benzer.

Şöhretin parıltısı göz kamaştırır ama yol göze aydınlık olmaz. Yahut onların durumu, gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşekler bulunan bir yağmura tutulmuşun hali gibidir. (Bakara:19)

Sene parıltıdan, sandan türemedir. Demek ki hakiki manada yılın içindeki ayları ve bunlara bağlı merhaleleri geçen kimse için sene “ışık yılı” olur. Bir yılda şimşek hızıyla yol kat eder. Hakikat manasında ışık yılı on iki merhaleden başarıyla geçmektir. Senesi hakiki bir ışıkla geçen herkesin yılı ışık yılıdır. Senesi sahte bir san ve şöhretle geçen kimsenin senesi de gözü yanıltan anlık bir ışık yılıdır. İnsana lazım olan parlak bir yıldır. Bu, gözü aydınlatan, hakikaten ışık yılı hükmünde bir yıldır.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Haziran 2015 (129. Sayı)
 


 
10-06-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.