Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh (5)

Mehmet Sait Çimen
Hz. Ömer, her işinde Rasulullah`ı örnek alır ve örnek gösterirdi. İslam toplumunda refahın arttığı ve bunun emarelerinin göründüğü bir ortamda minbere çıktı ve şöyle dedi...
Teslim Olmak Budur!

Hz. Ömer, her işinde Rasulullah`ı örnek alır ve örnek gösterirdi.
İslam toplumunda refahın arttığı ve bunun emarelerinin göründüğü bir ortamda minbere çıktı ve şöyle dedi:

“Mehrin 400 dirhemden fazla olduğunu hiç bilmiyorum.”
Allah Rasulü`nün evliliklerinde 400 dirhemden fazla mehir vermediğini ve herkesin bu konuda ona uymasını istiyordu.

Minberden indi ve gitmeye hazırlandı
Kureyş`ten bir kadın Hz. Ömer`e itiraz etti:

“Ey Mü`minlerin Emiri, 400 dirhemden fazla mehir vermeyi insanlara yasakladın mı?”
Hz. Ömer radıyallahu anh, “Evet” dedi.

Bunun üzerine kadın şöyle dedi:

“Allah Teâlâ`nın Kur`an-ı Kerim`de: “Siz onlardan birine kantar kantar mehir vermiş olsanız bile, verdiğinizden bir şey almayın...” (Nisa/20) buyurduğunu duymadın mı?”
Hz. Ömer hemen meselenin farkına vardı. Yaptığı hatadan dolayı Allah`tan af diledi. İman ve teslimiyetin en güzel örneklerinden biri olan şu kelimeler döküldü dilinden.
“Allah`ım, beni bağışla! Bütün insanlar Ömer`den daha âlim.”
Sonra tekrar minbere çıktı ve sözünü düzeltti:

“–Ey insanlar! Ben size 400 dirhemin üzerindeki mehri yasaklamıştım. Artık kim ne kadar isterse malından o kadar mehir versin.”

Ben halifeyim diye düşünmedi. İmajım zedelenir, insanlar bana cahil gözüyle bakar diye düşünmedi. Çünkü hak ve hakikate teslim olmuştu.
Benzer bir örnek de şu şekilde anlatılır.

İmam Buhari, Abdullah b. Abbas`tan nakleder:

Uyeyne b. Hısn Medine`ye geldi ve yeğeni Hur b. Kays`a misâfir oldu. Hur, genç olmasına rağmen bilgisi ve olgunluğuyla Hz. Ömer`in danıştığı kişilerden biriydi. Uyeyne de bu durumdan faydalanmak istedi ve yeğenine beraber Hz. Ömer`in karşısına çıkmak istediğini söyledi.

Uyeyne, halen cahiliye döneminin kafası ile düşünüyor, Hz. Ömer`in de herhangi bir melik olduğunu sanıyordu.

“Yeğenim, senin devlet başkanı yanında itibarın yüksektir. Beni kendisiyle görüştür” dedi.
Hur, amcasını kırmadı ve birlikte Hz. Ömer`in karşısına çıktılar.

Uyeyne, Hz. Ömer`in yanına girince adabı bir kenara bırakarak sesini yükseltti:
“Ey Hattâb oğlu! Allah`a yemin ederim ki, bize fazla bir şey vermiyorsun. Aramızda adaletle de hükmetmiyorsun.”

Hz. Ömer, bu adab bilmez bedevinin tutumu karşısında öfkelendi. Uyeyne`ye ceza vermek istedi. Bunu hisseden Hur:

“Ey mü`minlerin emiri!” dedi. “Allah, peygamberine, “Af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir!” (A`râf/199) buyuruyor. Benim amcam da cahillerdendir.”
Konuşmaları izleyen ve aktaran Abdullah b. Abbas, sözünü şöyle tamamlar:
“Allah`a yemin ederim ki, Hur, bu ayeti okuyunca Halife Ömer, olduğu yerde kalakaldı, Uyeyne`yi cezalandırmaktan derhal vazgeçti. Zaten Hz. Ömer (r.a), Allah`ın kitabına son derece bağlı idi.”


HADİS HASSASİYETİ

Rasululllah aleyhissalatu vesselama atfedilen sözler konusunda çok hassastı Hz. Ömer radıyallahu anh. Onun hassasiyetini yanlış anlayan ve aktaran kötü niyetlilerin aksine o Hadis-i Şeriflere karşı değildi. Aksine insanlara Aziz Peygamberin söz ve uygulamalarını tavsiye ederdi. Onun çekindiği şey Rasulullah`ın sözü diye kimi sözlerin ortada dolaşması ihtimali idi. Aslında bu özellikleriyle Hz. Ömer`in Hadis usulüne ve hadis ilmine önemli katkıları olduğunu da söyleyebiliriz.

Nitekim örneklerden de öyle anlaşılmaktadır.
Sahabeden Ebu Musa el-Eşari, Hz. Ömer`in kapısına geldi, kapıyı üç kez çalarak izin istedi. Kapı açılmayınca geri döndü. Kısa süre sonra kapıya çıkan Hz. Ömer, ona niçin biraz daha beklemediğini birkaç kez daha kapıyı çalmadan geri dönmeyi tercih ettiğini sordu. Ebu Musa da:

“Ben, Peygamber aleyhissalatu vesselamın: ‘Sizden biriniz üç defa izin istediği halde kendisine izin verilmezse geri dönsün!` buyurduğunu işittim” dedi.

Hz. Ömer, bu açıklama ile yetinmedi. Peygambere atfedilen bir söz vardı ve herkes bu konuda hassas olmalıydı. Sözleri Ebu Musa`yı ürküttü:

“Bu söylediğin sözü Allah Rasûlü`nden işittiğine ve Peygamberin böyle buyurduğuna dair bana şahit getir!”

Telaşa kapıldı Ebu Musa. Halifenin ciddiyetini ve işini ne kadar dikkatli bir şekilde takip ettiğini iyi biliyordu. Hemen mescide, sahabilerin toplandığı yere gitti. Meseleyi anlatınca onu dinleyenler şaşırdılar, zira çoğu bu Hadis-i Şerifi duymuştu; ama yine de Ubey b. Ka`b`ı Ebu Musa ile gönderdiler.

Ubey, o sözü Allah Rasulü`nden duyduğunu söyleyince Hz. Ömer, Ebu Musa`ya da şöyle söyleyerek izin verdi: “Ben seni itham etmiyorum. Fakat halkın Resûlullah (aleyhissalatu vesselâm) hakkında gelişigüzel konuşmasından korktum.”

 

İMANIN ERİTTİĞİ ADAM

Şirkin gözü kara ve öfkeli adamı olan Hattaboğlu Ömer, imanla değişmiş, Rasulullah`a talebe, Kur`an`a bende olmuştu. Tevazu ile yürümenin, Kur`an ile hikmet ve irfan tepelerine tırmanmanın güzel örnekleri vardı hayatında. Sınırları genişlemiş, dünyanın büyük devletlerini mağlup etmiş bir devletin başındaydı; ama kul olma ve takva ile yürüme çabasındaydı.

Hz. Ömer bir gün sahabeden Carud b. Muallâ ile yolda gidiyordu. Bir anda karşılarına Havle bint-i Sa`lebe çıktı. Artık yaşlanmaya başlamış olan Havle, Rasulullah aleyhissalatu vesselam döneminde genç bir hanımdı. Medine`de yaşayanlar onu biliyordu. Yaşlı kocasıyla arasında bir mesele geçmiş, bunu Hz. Peygamber`e şikâyet etmiş, meselesini halletmek üzere Mücadele Suresinin ilk ayetleri nazil olmuştu. İşte böyle biriydi Havle.
“Ömer!” diye seslendi arkasından.

Hz. Ömer durunca Havle ona şunları söyledi:

“Biz seni hayli zaman “Ömercik” diye çağırdık. Sonra büyüdün “Delikanlı Ömer” oldun. Daha sonra da sana “Müminlerin Emiri Ömer” dedik. Şimdi sana söyleyeceğim şudur:

Allah`tan kork ve insanların işleriyle meşgul ol! Zira Allah`ın azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden korkan, fırsatı kaçırmaktan da korkar.”

Bu sözler üzerine Hz. Ömer duygulandı ve ağlamaya başladı. Onun bu haline üzülen Carud, Havle`ye döndü öfkeyle:

“Yeter be kadın! Mü`minlerin Emîri`ni rahatsız ettin” dedi.
Hz. Ömer Carud`u susturup şunları söyledi:

“Bırak onu istediğini söylesin! Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun? Bu, şikâyetini Allah Teâlâ`nın Arş-ı A`lâ`dan dinleyip değer verdiği Havle`dir. Vallahi beni geceye kadar burada tutmak istese, namazımı kılıp gelir yine onu dinlerdim.”

İman, Hz. Ömer`i çok değiştirmiş, adeta eritmişti. O artık öfkesini küfre yöneltmiş bir müttakiydi. Onun örneği şu ayetteki gibiydi: “… Rablerine karşı içleri titreyerek korkanların O`ndan (Kur`an`dan) derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah`ın zikrine (karşı) yumuşar yatışır. İşte bu, Allah`ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir…” (Zumer/23)


RAHMET İÇİN İSTİĞFAR


Her dönem imtihanlarla karşılaşır insan. Aslolan o imtihanlar karşısında nasıl durduğundur.
Musibete sabır, nimete şükür gerektiğini Aziz Peygamberden öğrenmişti müminler.
Sıkıntılar karşısında da tevbe ve istiğfar…

Örnek Kur`an`da verilmiş tüm insanlığa…

“Balık sahibi (Yunus`u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: `Senden başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum` diye çağrıda bulunmuştu.” (Enbiya/87)

Hz. Ömer devrinde de bir süre yağmur yağmamış küçük çaplı bir kıtlık baş göstermişti. Müslümanların talebi ile Hz. Ömer yağmur duası için minbere çıktı; fakat istiğfar etmekten başka bir şey yapmadı. Sadece Allah`tan günah ve hatalar için af dileyip indi. Orada bulunanlar bu duruma şaşırdı:

“Ey Mü`minlerin Emiri, yağmur duası yaptığını duymadık?!” dediler.
Hz. Ömer:

“–Rahmeti, kendisiyle yağmurun indirildiği göğün anahtarlarıyla taleb ettim” cevabını verdi. Hemen ardından da şu ayetleri okudu:

“Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” (Nûh/ 10-12)

“Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin; sonra da O`na tevbe edin ki, üzerinize semâyı (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah`tan) yüz çevirmeyin.” (Hûd/52)

“Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O`na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (mü`minleri) çok sever.” (Hûd/ 90)

Sonra da sözlerini şöyle tamamladı Hz. Ömer:

“O halde Rabbinize yönelin, günah ve hatalarınızı affetmesini isteyin. İçtenlikle tevbe edin ve Allah`a yönelin!”


HER BİRİ BİN KİŞİYE BEDEL DÖRT ADAM

İslam ordusu Mısır seferinde zorlanıyor, düşmanı mağlup edemiyordu. Zaman geçtikçe sıkıntı artıyor, orduda moral bozukluğu baş gösteriyordu. Halifeden yardım istemeye karar verdiler.

Müslümanların Halifesi Hz. Ömer radıyallahu anh, ordu komutanına bir mektup ve dört kişi gönderdi. Mektupta ordu komutanına hitaben şunlar yazıyordu:

“Şunu bil ki, Allah, hiçbir topluluğa niyeti doğru olmadıkça, yardım etmez. Niyetinizi düzeltin. Sana yardım için, dört Müslüman gönderiyorum. Bildiğim kadarıyla bunlardan her biri, bin kişiye bedeldir.

Mektubumu aldığın zaman, askerlerini topla, Onlara hitap et, yolladığım dört Müslümanı, onlara tanıt, askerlerine evvela niyetlerini düzeltmelerini sonra da düşman karşısında sabır ve sebatla savaşmalarını söyle!

Cuma günü, öğleden sonra hücum emrini ver. Çünkü o saatte, dualar kabul olur ve Allah`ın rahmeti yağar. Mücahidler yüksek sesle Allah`ın adını anıp O`ndan yardım dilesinler.”

Ordu komutanı, Halifenin mektubunu okudu ve gelen dört kişiyi tanıttı.
O dört kişi şunlardı:

Cennetle müjdelenmiş on kişiden biri olan Peygamberin halasının oğlu Zübeyr bin Avvam.
Adı anıldığında cesaret ve kahramanlığı hatırlatan Mikdad bin Esved.
Aziz Peygamber`in duasına mazhar olan Mesleme bin Muhalled.
Ve Ubade bin Samit... Âlim, hafız, mücahid ve Akabe biatlarının “Nakib”i olan kahraman.
“Her biri bin kişiye bedel olan dört adam!” diyordu onlar için Hz. Ömer…

Önce niyeti düzeltmek, yalnızca Allah için savaşmak ve Allah`tan yardım dilemek…
O zaman bir kişi bin kişiye bedel olabilir.


DÜNYA ONLARIN OLSUN!

Hayatı boyunca dünyaya itibar etmedi Hz. Ömer; ama ümmetin hakkı için çabaladı, dertleriyle dertlendi.

Bazen yetim çocuklara bakan yaşlı kadın için sırtında un çuvalı taşırken görüldü, bazen devlete ait bir deveyi yakalamak için koşarken…

Oğluyla kendi payını birleştirip ancak bir elbise yapabildi; ama müminlerin sıkıntı çekmemesi için gecesini gündüzüne kattı.

Aziz dostu peygamberi örnek almıştı.

Bir gün Peygamberin dinlenmekte olduğu odaya girmişti Hz. Ömer. Çevresine göz attığında bir parça deri, birkaç avuç arpa ve bir hasırdan başka bir şey göremedi. Hasırda uyuyan Aziz Peygambere, Alemlerin Efendisine, müminlerin gözbebeğine baktı ve ağlamaya başladı.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam uyandı. Hasır, kollarında ve yüzünde iz yapmıştı. Bunu gören Hz. Ömer, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Aziz Peygamber sordu:

“Ey Hattaboğlu! Niçin ağlıyorsun?”

Hz. Ömer, içindekileri döktü:

“Ey Allah`ın Elçisi! İranlılar imparatorlarını saraylarda yaşatırken, Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken sen ki Allah`ın Elçisisin…”

Tıkandı Hz. Ömer ve daha fazla konuşamadı.

Efendimiz, gülümsedi ve bir ayet okudu:

“Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı “(Ankebut/64)
Efendimiz aleyhissalatu vesselam hemen ardından Hz. Ömer`in ölünceye kadar unutmadığı ve rehber edindiği şu sözleri söyledi:

“İstemez misin ey Ömer? Dünya onların olsun, ahiret de bizim!..”

ÖLÜMÜ HAMD İLE KARŞILAMAK

Abid, zahid ve yüreği yanıktı Hz. Ömer.
Meryem Suresi 71 ve 72. Ayetler karşısındaki tutumu dikkat çekicidir.
Bu ayetlerde şöyle buyurur Rabbimiz:

“Sizden ona (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır. Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.”

Hz. Ömer`in bu ayetleri duyduğunda kendinden geçtiği ve ağlayarak şöyle söylediği rivayet edilir: “Oraya girdikten sonra nasıl kurtulacağız?”

Oysa kendisi Allah`ın övdüğü muhacirlerden, Bedir ashabından, Rıdvan biatında bulunanlardan ve dünyada iken cennetle müjdelenenlerden idi.

Hz. Ömer, bir müminde bulunması gereken havf ve recayı (umut ve korku) yaşamanın en güzel örneklerinden biriydi.

Şehadet onu bir namaz vaktinde buldu.
Cemaatin önüne geçmiş namaz kıldıracaktı.
Safların düzgün olup olmadığını kontrol etti, sonra namaza başladı.
Cemaat toplansın diye ilk rekâtta uzun bir sure okudu. (Yusuf ya da Nahl Suresi)
Rükûa gitmek üzereyken Muğire b. Şube`nin İranlı köle Ebu Lu`lu tarafından hançerlendi.
Bazı Müslümanlar münafık Ebu Lu`lu ile uğraşırken, Hz. Ömer, Abdurrahman b. Avf`ı yerine çekerek namaza devam ettirdi.

Abdurrahman b. Avf namazı bitirince, Hz. Ömer, İbn-i Abbas`a sordu:
“Bak bakalım beni vuran kimdi?”

Saldırganın Muğire b. Şube`nin kölesi olduğu söylenince şöyle dedi: “Allah canını alsın, ben ona doğru olanı ve iyiliği emretmiştim.”

Hz. Ömer, ölümcül bir şekilde yaralıyken şu ibretli sözü söyledi:
“Ölümümü Müslümanlardan birinin eliyle yapmayan Allah`a hamdolsun!”
On yıllık halifeliğinin sonunda ruhunu Rabbine teslim etti.
Allah onu rahmetiyle kuşatsın.
Amin.
 

Mehmetd Said Çimen | İnzar Dergisi | Ekim 2017 | 157. Sayı

 


 
27-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.