Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh - 4

Mehmet Sait Çimen
“Ey insanlar! Sahip olduğunuz sırları ıslah ediniz ki dışınız da ıslah olsun! Ahiretiniz için çalışınız ki, dünya işinizi halledesiniz! Biliniz ki, Adem`den bu yana hiçbir insan yoktur ki babası ölmüş olmasın! Kim cennet yoluna girmek isterse cemaatleşsin, cemaatten ayrılmasın! Çünkü şeytan, yalnız olanın arkadaşıdır. Hiç biriniz size yabancı olan –namahrem- bir kadınla yalnız kalmasın Çünkü şeytan onların üçüncüsü olur. Kim Allah yolunda güzel ameller yapılınca sevinir ve Allah`ın istemediği hareketler yapılınca da üzülürse, işte mü`min olan, odur.”
Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh (4)

Hz. Ebubekir hastalandığında yerine geçmesi için Hz. Ömer`i tavsiye etmiş, Müslümanlar da bu tavsiyeye uyarak Hz. Ömer`e biat etmişlerdi.

O artık “Müminlerin emiri” Halife Ömer idi.

O artık, müminlere hizmet etmeyi, Allah`ın adını yüceltmeyi en önemli gaye olarak görecek ve idareciliğin ağır yükünü her an omuzunda hissedecekti.

O artık uykusuz gecelerde ümmetin meselelerini dert edinecek, Dicle`nin kıyısında bir kurt bir koyunu kapsa onun hesabını nasıl vereceğini düşünecekti.

Evet, O Ömerü`l Faruk idi; ama bundan sonra tarih onun ismini adalet ile beraber anacaktı.

TEVEKKÜL ALLAH`ADIR

Hz. Ömer radıyallahu anh, halifeliğinin ilk günlerinde büyük komutan Halid b. Velid`i görevden aldı.

“Allah`ın kılıcı” olarak anılan ve hiçbir savaşı kaybetmeyen bir komutanın görevden alınması riskli bir karardı.

Bazıları bu görevden almayı Hz. Ebubekir döneminde yaşanan Malik b. Nuveyre olayına bağlamak istediler.

Kısaca özetleyelim:

Peygamber aleyhissalatu vesselamın vefatından sonra bazı kabileler irtidat etmiş ve İslam devletine isyan etmişlerdi. Birkaç yalancı peygamber zuhur etmişti.

Hz. Ebubekir, birçok kimsenin kendisinden beklemediği bir kararlılıkla bu isyan hareketlerinin üzerine asker sevk etti ve onlara karşı şiddetli davrandı. Bu seferlerde en önemli komutan Halid b. Velid idi.

Malik b. Nuveyre de Peygamberin vefatından sonra irtidat etmiş ve yalancı peygamberlerden Secah adındaki kadına uymuştu.

İslam Ordusu Halid b. Velid komutasında isyan hareketlerini bir bir bastırırken sıra Malik b. Nuveyre`nin bölgesine geldi. Bölge kuşatıldı, Malik ve adamları esir alındı. Halid, kimi askerlerin o çevrede ezan sesinin duyulmadığını söylemesi üzerine onların öldürülmesini istedi; ama sahabeden bazıları bu kabileden İslam`ın şiarı olan ezan sesinin duyulduğunu bu yüzden de onların öldürülemeyeceğini söyledi.

Sahabe ezan ve namaza göre karar vermede Rasulullah`ın uygulamasını takip ediyordu.

Malik durumuyla ilgili Halifenin karar vermesi konusunda anlaştılar.

Halid, “onları hapsedin” anlamında bir söz söyledi; ama o kelime Kinane kabilesinin dilinde “öldürün” anlamına geliyordu. O gece Malik ve yakın adamları öldürüldü. Halid meseleyi sabah öğrendiğinde şöyle dedi: “Allah bir şeyi isteyince onu gerçekleştiriyor.”

Medine`ye döndüklerinde içlerinde Hz. Ömer`in de olduğu bir grup sahabe Halid`e tepki gösterdi ve cezalandırılmasını istedi. Hz. Ebubekir, ortada bir hata olduğunu ve bundan dolayı Halid`i cezalandırmayacağını söyledi. Hz. Ömer, en azından onun başkomutanlıktan azledilmesini istedi. Hz. Ebubekir, şartları da göz önünde bulundurarak bunu da kabul etmedi ve şöyle dedi: “Allah`ın müşrikler üzerine sıyırdığı kılıcı ben kınına sokmam.”

İşte Hz. Ömer`in geçmişte yaşanan bu olaydan dolayı Halid b. Velid`i görevden aldığı iddiası fitneciler tarafından dile getirildi. Ama meseleyi bizatihi Hz. Ömer, Halid b. Velid`e ve diğer komutanlara izah etti. Şöyle dedi Hz. Ömer: “Ben Halid`i bir kızgınlıktan, bir hıyanetten dolayı azletmedim. Ancak insanların onunla fitneye düşmesinden Allah`a değil de ona tevekkül etmelerinden korktuğum için azlettim; bu açıdan Allah`ın işleri gerçek çekip çeviren (Sani`) olduğunu bilmelerini isterim.”

Hz. Ömer, Halid`e de şöyle söyledi: “İnsanlar kazanılan savaşları, elde edilen zaferleri senden bilip, senin sayende olduğunu sanmaktalar. Korkarım ki bu onları şirke sokabilir. Olur ki sen de bu zaferleri ben kazanıyorum sanarak, kibre kapılabilir, bu zaferlerin Allah`tan geldiğini unutarak yanlışa düşebilirsin. Senin için de toplum için de hayırlı olan senin bu görevden alınmandır.”

Nitekim Halid b. Velid`in yerine başkomutanlığa getirilen Ebu Ubeyde b. Cerrah da Allah`ın yardımıyla büyük zaferlere ve fetihlere imza atmıştır. Halid b. Velid gibi büyük zaferler kazanmış bir komutanın da görevden azledilmesi konusuna hiç itiraz etmemesi, tam bir mümin tavrıyla İslam ordusunda asker olarak kalmaya devam etmesi, iman ve itaatin en güzel örneklerindendir.

İLK KUDÜS FATİHİ

Hz. Ömer, Suriye bölgesinin fethedilmesine özel bir önem verdi.

635`te Dımaşk (Şam) kuşatıldı ve altı ayın sonunda fethedildi. Kısa süre içerisinde Filistin ve Kudüs hariç tüm bölge Müslümanların eline geçti. Kendilerini tehlikede gören Kudüs yöneticileri Bizans`tan yardım istediler. Bizans imparatoru Herakliyus, deniz yoluyla Kudüs`e destek gönderdi. Bunun üzerine İslam ordusu da tüm bölgelerden toplanarak bir araya geldi ve Kudüs`e yöneldi. 636`da “Ecnadeyn” denilen yerde meydana gelen savaşı İslam ordusu kazandı ve Bizanslılar büyük bir mağlubiyetle geri çekildiler.

Artık Kudüs için bir engel kalmamıştı.

Büyük komutan Ebu Ubeyde b. Cerrah da ordusuyla Kudüs önlerine geldi.

İslam Ordusu, Kudüs`ü kuşatıp şehrin savaşsız teslim edilmesini istedi. Kudüs patriği şehri ancak halifeye teslim edeceğini söyleyince konu Hz. Ömer`e iletildi. Hz. Ömer, bu konuyu sahabenin önde gelenleriyle danıştı. Hz. Ali, halifenin Kudüs`ün teslim alınması için gitmesinin gerekliliğinden söz etti. Hz. Ömer de aynı fikirdeydi. Yerine vekaleten Hz. Ali`yi bırakan Halife Ömer, Kudüs için yola çıktı.

Yolda konaklama yerlerinde gösterişli çadırlar kurdurmadı, şölenler düzenlemedi.

İslam halifesinin geldiğini duyanlar onu görmek için heyecanlı bir bekleyişe geçmişlerdi. Kim bilir gözlerinde nasıl bir ihtişamı canlandırıyorlardı. Ama Halife Ömer, öncelikle “Allah`ın kulu” olduğunun bilincinde bir tevazu kahramanıydı. Yol boyunca bineğini ortaklaşa kullandı ve son derece sade bir giyime sahipti. Cabiye mevkiinde onu saygıyla karşılayan ordu komutanlarının heybeti ve Hz. Ömer`in sadeliği arasında büyük bir fark vardı. İnsanlar bu sade adamın silahlı ve zırhlı komutanlarda nasıl böyle bir saygı uyandırdığını görüp şaştılar.

Kumandanlar, Hz. Ömer`e gösterişli bir at ve yeni elbiseler takdim ettiler; fakat Halife Ömer, bu ihtişamlı ata binmedi, kendisine verilen yeni elbiseleri de giymedi. Onlara şunu söyledi: “Allah`ın bize ihsan ettiği nam ve şöhret İslam`a aittir. Kendi şahsımız içinse bu sadelik yeter!”

Burada bir ahitname hazırladı ve komutanları da şahit olarak gösterdi. Bu ahitname Müslümanların diğer din mensuplarına nasıl davrandığını göstermesi açısından çok önemli bir vesika niteliğindedir.

Ahitnamenin girişi şu şekildedir:

“Bismillahirrahmanirrahim.

Bu sözleşme Allah`ın kulu, müminlerin emiri Ömer`in İliya (Kudüs) halkına verdiği bir emandır. Onların canlarına, mallarına, kilise ve haçları konusunda; hastaları ve sağlıklı olanları ve diğer insanlarına verilen bir emandır. Buna göre onlar kilise inşa etmeyecekler fakat eski kiliselerine de dokunulmayacaktır. Kiliselerinin sayısı azaltılmayacak, sahalarına dokunulmayacak ve haçlarına karışılmayacaktır. Mallarına da dokunulmayacaktır. Dinleri konusunda zorlanmayacaklardır. Onlardan hiç birine zarar da verilmeyecektir. İlya`da onlarla beraber hiçbir Yahudi oturmayacaktır. Diğer şehir halkları gibi İliya halkı da cizye verecektir. Bu şehirden Rumları ve hırsızları çıkaracaklardır. Buradan çıkanlar gittikleri yere ulaşıncaya dek malları ve canları konusunda güven içinde olacaklardır.”

Hz. Ömer, bu belgeyle beraber Kudüs`e girdi ve patriğe belgeyi verdi.

Bilal-i Habeşi`ye ezan okuttu. Ardından namaz kılmak için yer aradıklarında Patrik onları kiliseye davet etti; ama Hz. Ömer kabul etmedi. Ona şöyle dedi: “Ben burada namaz kılarsam kumandanlarım ve askerlerim kilisenin camiye çevrildiğini sanırlar. Buraya bir cami gözüyle bakarlar. Bu da ahitnamemize aykırı düşer!.. Biz namazımızı kilise dışında da kılabiliriz.”

Hz. Ömer`in talimatıyla Beytü`l Makdis denilen ve Hıristiyanların Yahudilere duydukları nefretten dolayı çöplüğe çevirdikleri bölge temizlendi ve Aziz Peygamberin isimlendirdiği gibi oraya Mescid-i Aksa inşa edildi.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuştur:

“Ziyaretler ancak üç mekâna yapılır. Mekke`deki Mescidu`l-Haram`a, Medine`deki benim bu mescidime ve Kudüs`teki Mescid-i Aksa`ya.”

Kudüs`teki işlerini tamamlayan Hz. Ömer, oradan Medine`ye doğru dönerken Şam yakınlarında Müslümanlara şu önemli nasihatlerde bulundu:

“Ey insanlar! Sahip olduğunuz sırları ıslah ediniz ki dışınız da ıslah olsun! Ahiretiniz için çalışınız ki, dünya işinizi halledesiniz! Biliniz ki, Adem`den bu yana hiçbir insan yoktur ki babası ölmüş olmasın! Kim cennet yoluna girmek isterse cemaatleşsin, cemaatten ayrılmasın! Çünkü şeytan, yalnız olanın arkadaşıdır. Hiç biriniz size yabancı olan –namahrem- bir kadınla yalnız kalmasın Çünkü şeytan onların üçüncüsü olur. Kim Allah yolunda güzel ameller yapılınca sevinir ve Allah`ın istemediği hareketler yapılınca da üzülürse, işte mü`min olan, odur.”

FETİH VE SİSTEM ÖNCÜSÜ

Hz. Ömer`in halifeliği döneminde İslam`ın yayılışı hızlanmış, büyük fetihler gerçekleşmiştir. İslam orduları, İran ve Bizans ordularını mağlup etmiş, Kuzey Afrika`nın büyük kısmını ele geçirmiş ve oranın halkını İslam`ın nuruyla ve adaletle tanıştırmıştı.

Hz. Ömer`in halifeliği döneminde şu önemli savaşlar yapılmıştır: Köprü Savaşı (634), Yermük Savaşı (636), Kadisiye Savaşı (636), Ecnadeyn Savaşı (636), Celula Savaşı (637), Mısır`ın Fethi (640), Nihavend Savaşı (642), Horasan`ın Fethi (644).

Halid b. Velid, Yermük Savaşı sırasında görevden azledildi; ama savaşı İslam ordusu kazandı. Bu dönemde Ebu Ubeyde b. Cerrah, Sa`d b. Ebi Vakkas, Amr b. As, Musenna b. Harise, Ka`ka b. Amr gibi büyük komutanlar ve kahramanlar temayüz etmiş, tarihe destanlar yazılmıştır.

Hz. Ömer, İslam coğrafyasının genişlemesi sonucunda ortaya çıkan sorunlar karşısında düzenlemeler yapmış ve sonraki nesillere önemli bir miras bırakmıştır.

O dönemde yapılan bazı önemli iş ve uygulamalar şunlardır:

-İlk kez Düzenli ordu kuruldu, askerlere maaş bağlandı, ordugah şehirler oluşturuldu.

-Orduya ait kayıtlar tutuldu ve bir arşiv oluşturuldu.

-Büyük iller oluşturuldu ve bunlara valiler tayin edildi. Valilerin göreve başlarken ve bırakırken mal beyanında bulunmaları kuralı getirildi.

-Adalet sistemi daha işlevsel hale getirildi ve yönetim birimlerine kadılar gönderildi.

-Peygamber aleyhissalatu vesselamın hicreti başlangıç alınarak, Hicri takvim kullanılmaya başlandı.

-Devlet ile ilgili önemli sorunların görüşüldüğü bir meclis oluşturuldu.

-İlk kez bir Posta teşkilatı kuruldu.

-Devlet hazinesi (Beytü`l-Mal) oluşturuldu ve gelir giderler kayıt altına alındı

-Vergi ile ilgili net kurallar kondu, Haraç ve Cizye vergileri düzenlendi. Müslüman olmayanlardan “Haraç” vergisi alınmaya başladı.

-Pazar yerlerine görevliler tayin edilerek ilk zabıta sistemi kuruldu.

-Hayberin fethini müteakip burada ele geçirilen araziler, savaşa katılanlar arasında taksim edilmişti. Ancak, Hz. Ömer kendi payına düşen araziyi vakfetmiş ve bir vakıf şartnamesi de düzenlemişti. Buna göre bu arazi satılamaz, hibe edilemez, miras yolu ile sahip olunamaz, geliri fakirlere, akrabaya, kölelere Allah yolunda olanlara, yolcu ve misafirlere harcanacaktır. Vakfı yöneten kişinin ölçülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir sakınca yoktur. İslâm`da ilk vakıf olayı budur.

Hz. Ömer, hemen her konuda Peygamberin ashabına danıştı ve ona göre hareket etti. Kendisi ve ailesi ile ilgili mali konularda bile buna dikkat etti. Halife olmadan önce ticaretle uğraşırdı; ama sonra bunu yapamadı. Ailesinin geçimi için sahabeye müracaat etti ve onların tavsiyesi ile devlet hazinesinden normal ölçüde bir geçimlik maaş bağlandı.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Eylül 2017 (156. Sayı)


 
23-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.