Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh - 3

Mehmet Sait Çimen
“Muhammed kimin ilâhı ise, bilsin ki O vefat etmiştir. Allah ise, Hayy`dir ve hiç ölmez! Ey Kureyş cemaati! Sizler, Müslüman olanların sonuncusu oldunuz, bari dinden çıkanların ilki olmayın! Vallahi ben iyi biliyorum ki bu din, güneşle ayın doğuşu ve batışı devam ettikçe dipdiri ayakta kalacaktır. Şu kendinizden olan kişi, sakın sizi aldatmasın! Ey insanlar! Ben Kureyşlilerin mal bakımından en zenginiyim. Siz emirinizi dinleyiniz! Ona zekâtlarınızı ödeyiniz!
Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh (3)

“Muhammed Allah`ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah`tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat`taki vasıflarıdır. İncil`deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” (Fetih Suresi/29)

Yüce Allah, Kur`an-ı Kerim`de Peygamberin dostlarını böyle övdü.

Onlar, imanı kalplerine içirmiş, secdenin tadına varmış yüce erlerdi.

Onlar birbirlerine merhametli, kâfirlere karşı şiddetli olanlardı.

Onlar bir konuda Allah ve Rasulü söz söylediğinde “İşittik ve itaat ettik” diyenlerdi.

Hz. Ömer radıyallahu anh, sahabenin seçkinlerindendi ve hayatı boyunca Peygambere ve onun yoluna sadık kaldı.

Peygamber aleyhissalatu vesselam ile gazve ve seferlerde beraber idi. Kimi önemli olaylar vuku bulduğunda bazen Peygamber ona danışır, bazen de o dayanamaz görüşünü beyan ederdi.

BİR KEZ DAHA ŞEHADET

Yaşantısında mütevazı ve sade, ibadetlerinde titiz, mazlumlar konusunda halimdi Hz. Ömer; ama Peygamber`e ve İslam`a hakaret edenler söz konusu olduğunda çabuk hiddetlenirdi.

Vereceğimiz şu örnek konuyu izah etmesi açısından önemlidir:

Suheyl b. Amr, Kureyşlilerin içinde iyi konuşan ve insanları etkileyen bir hatipti.

Müslümanların ve Aziz Peygamberin aleyhinde çok konuşmuştu.

Bedir`de esir alındı. Onu esirler arasında gören Hz. Ömer, Rasulullah`a başvurdu.

“Yâ Rasulallah! Müsaade buyur, Suheyl`in ön dişlerini sökeyim de dili sarksın! Bundan böyle hiçbir yerde senin ve İslâm`ın aleyhinde konuşmaya imkan bulamasın!”

Efendimiz aleyhissalatu vesselam izin vermedi:

“Hayır, ey Ömer! Ben, onun uzuvlarına bir zarar veremem. Eğer bunu yaparsam, peygamber olmama rağmen, Allah da aynısını bana yapar. Acele etme, gün gelir o, senin methedip hoşlanacağın bir makamda konuşma yapar ve seni sevindirir.”

Peygamber, “heva ve hevesinden konuşmaz”dı ve dostları bunu çok iyi biliyordu. Suheyl ile ilgili söylediklerinin de bir hikmeti vardı. Nitekim Peygamber aleyhissalatu vesselamın vefatı sırasında bu hikmet anlaşıldı.

İman etmemiş; ama teslim olmak zorunda kalmış bazı kişiler ve aşiretler, Peygamber`in vefatıyla İslam`ın da öldüğünü düşündüler ve dinlerini terk ettiler.

Kimileri zekat vermeyeceğini, İslam devletinin otoritesini tanımayacağını söyleyerek bulunduğu yerin yönetimini ele geçirdi.

İrtidat hareketlerinin yoğun bir şekilde kendini gösterdiği o dönemde diğer birçok yer gibi Mekke de karışmış, şehrin valisi Attab b. Esid, korkudan bir köşeye gizlenmişti.

İşte tam da böyle zamanlarda kahramanlar çıkar ortaya.

O gün Suheyl b. Amr yaptığı konuşma ile çok önemli bir iş yapmıştı:

“Muhammed kimin ilâhı ise, bilsin ki O vefat etmiştir. Allah ise, Hayy`dir ve hiç ölmez! Ey Kureyş cemaati! Sizler, Müslüman olanların sonuncusu oldunuz, bari dinden çıkanların ilki olmayın! Vallahi ben iyi biliyorum ki bu din, güneşle ayın doğuşu ve batışı devam ettikçe dipdiri ayakta kalacaktır. Şu kendinizden olan kişi, sakın sizi aldatmasın!

Ey insanlar! Ben Kureyşlilerin mal bakımından en zenginiyim. Siz emirinizi dinleyiniz! Ona zekâtlarınızı ödeyiniz! Eğer İslâm, sonuna kadar devam etmezse, ben sizin vermiş olduğunuz zekâtları geri ödemeyi taahhüt ediyorum.”

Suheyl`in gözyaşları ile yaptığı konuşma etkili olmuş ve fitne büyümeden önlenmişti.

Hz. Ömer, Hz. Süheyl`in bu konuşmasını işittiğinde, Allah Rasulü`nün sözünü hatırladı ve o da ağlayarak şöyle dedi:

“Senin Allah`ın Rasulü olduğuna bir kez daha şehadet ederim ya Rasulallah!”

İMTİHAN

Uhud acı, Uhud keder, Uhud ağır bir imtihandı.

Okçular tepesi terk edilince zafer bir anda yenilgiye dönmüş ve çok sayıda mümin şehadete kavuşmuştu.

Ashab mahzun, ashab çaresizdi.

Müşrikler Allah Rasulü`nü vurdukları yönünde bir şayia yaydıklarında sahabenin dizlerinin bağı çözüldü.

Kimi hemen şehadete atıldı, kimi şaşkınca dolandı, kimi de dondu kaldı.

Oturup ağlayanlardan biri de Hz. Ömer`di.

Sonra toparlandı ve kardeşi Zeyd b. Hattab`ı buldu.

Hz. Ömer, kardeşi Zeyd`e "Al şu zırhımı! Zırhımı senin giymen için yemin ettim."

Zeyd, zırhı alıp giydi ve böylece Hz. Ömer`in yeminini yerine getirdi. Sonra, zırhı sırtından çıkardı. Hz. Ömer ona: "Neden zırhı çıkardın?" diye sordu. Zeyd: "Senin kendin için istediğin şeyi, şehitliği, ben de kendim için istiyorum!" dedi.

İkisi de şehitlik için zırh giymeden müşriklerin üzerine yürüdüler.

Hz. Ömer, Efendimiz aleyhissalatu vesselamı gördüğünde Allah`a şükretti ve onu korumak için yanına gitti.

Savaşın şiddeti azalınca Efendimiz yanında sahabeden bir toplulukla beraber Uhud dağının bir tarafına çekildi. Bunu gören Ebu Süfyan da oraya doğru yöneldi.

Ebu Süfyan, Peygamber aleyhissalatu vesselamın sağ olup olmadığını öğrenmek istiyordu.

Bulunduğu yerden "İçinizde Muhammed var mı? Ebubekir var mı? Ömer var mı?" diye üç kez seslendi. Rasûlullah cevap verilmemesini istedi.

Kimseden ses çıkmayınca, Ebu Süfyan, müşriklere dönerek: “Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş, iş bitmiştir" dedi yüksek sesle.

Hz. Ömer, dayanamadı. “Yalan söylüyorsun ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepsi de burada" diye cevap verdi.

"Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir`in öcünü aldık, üstünlük bizde…" dedi kibirli bir sesle Ebu Süfyan.

Hz. Ömer`in verdiği cevap imanın farkını ortaya koydu: "Bizden ölenler Cennette, sizinkiler ise Cehennemdedir."

PEYGAMBER TALEBESİ

Münafıkların başı olarak kabul edilen İbn Selûl, her fırsatta fitne peşinde idi. İfk hadisesinde de ismi geçen bundan dolayı cezalandırılan bu iflah olmaz münafık, katıldığı seferlerde de Müslümanları birbirine düşürme gayretindeydi. İbn-i Selul hiçbir fırsatı kaçırmıyordu.

Sahabe bu konuda çok öfkeliydi.

Müslümanların arasında yine fitne çıkarmak için teşebbüslerde bulunurken durumun farkına varan Hz. Ömer, öfkeli bir şekilde Efendimiz`e gitti ve şöyle söyledi:

“Ya Rasulallah! Emret Abbad b. Bişr`e, İbn-i Selul önünden geçerken onu vurup öldürsün.”

Allah Rasulü, itiraz etti:

“Nasıl olur, ya Ömer! Halk, ‘Muhammed arkadaşlarını öldürüyor` demezler mi?”

Hz. Ömer, kendini Peygamberin eğitimine teslim etmiş bir talebe olarak boyun büktü.

Resulullah aleyhissalatu vesselamın böyle davranması zaman içinde İbn-i Selul`u rezil etti. Öyle ki, artık pek bir inananı kalmadı. En yakınındakilerden bazıları pişman olup tevbe ettiler. Allah Rasulü, bir süre sonra bir muallim olarak yaşananları Hz. Ömer`e hatırlatmış ve şöyle demişti:

“Nasıl görüyorsun ya Ömer. Vallahi, onu senin dediğin zaman öldürseydim öncekileri korkuturdum. Bugün öldürülmesini emretseydin öldürürdüm.”

Bunun üzerine Hz. Ömer der ki:

“Vallahi, bir kez daha Rasulullah`ın verdiği emrin benim verdiğim emirden daha hayırlı ve daha yüce olduğunu anladım.”

İMANIN İZZETİ

Müminler, peygamber ile beraber Kâbe`yi ziyaret için yola çıktılar. Rasulullah aleyhisslatu vesselam ziyaret için onları müjdelemişti.

Savaş için değil anlaşma için yola çıkmışlardı, o yüzden yanlarında sadece kılıçları vardı.

Ama müşrikler, müminlerin o sene Mekke`ye girmesine müsaade etmediler.

Hudeybiye`de bir anlaşma yapıldı

Anlaşmanın maddeleri Müslümanlar için çok ağır geldi.

Rasulullah`a her konuda itaat eden Hz. Ali`nin, yazdığı “Allah Rasulü” ifadesini silmeye eli gitmedi.

Bu itaatsizlik değil imanın izzeti idi. Nitekim Efendimiz de bu konuda ashabını kınamadı.

Hz. Ömer, durumdan en rahatsız olanlardandı. Dayanamayıp Allah Rasulü aleyhissalatu vesselamın karşısına çıktı.

“Sen, Allah`ın hak ile gönderdiği peygamberi değil misin?” diye sordu.

Efendimiz, “Evet, ben Allah`ın peygamberiyim” buyurdu.

Hz. Ömer sormaya devam etti: “Biz Müslümanlar olarak hak yolda, düşmanlarımız olan müşrikler ise batıl yolda değiller mi?”

“Evet, öyledir” diye buyurdu Efendimiz.

“Öyleyse bu zilleti neden kabul ediyoruz?” diye sordu Hz. Ömer.

Allah Rasulü, durumun nezaketinin farkındaydı ve risalet sürecinde sık sık hatırlatmada bulunması gerektiğini biliyordu. “Ey Hattab`ın oğlu!” dedi. “Ben, Allah`ın kulu ve Rasulüyüm. Allah`ın emirlerine aykırı harekette bulunamam. Bu anlaşma maddelerini kabul etmekle de Allah`a isyan etmiş değilim. O, beni hiçbir zaman zarara uğratmayacaktır.”

Teslim oldu Hz. Ömer.

Nitekim bir süre geçtikten sonra Müslümanlar anlaşmanın meyvelerini topladılar ve Aziz İslam`ın mesajını her tarafa duyurdular. Ebu Basir ve arkadaşlarının izzetli direnişleri sonucunda da anlaşmanın rahatsız edici maddelerinin kaldırılmasını müşrikler istemek zorunda kaldılar.

BAKİ OLAN ALLAH`TIR

Peygamberin vefatında da Hz. Ömer yine büyük bir sarsıntı geçirdi. Eline kılıcını alıp “Kim Peygamberin öldüğünü söylerse onu öldürürüm” diye tehdit etti etrafındakileri.

“Rasulullah ölmedi!” dedi Hz. Ömer. “Münafıklar yok olmadıkça Rasulullah ölmez! Kimse öldü demesin!”

Vahyin mesajını ulaştıran Aziz Peygamberin vefatının doğuracağı boşluğun nasıl dolacağını kimse kestiremiyordu

Hz. Ebubekir`in sözleri birçok kişi gibi Hz. Ömer`i de kendine getirdi:

“Sizden kim Muhammed`e kulluk ediyor idiyse, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Ve kim Allah`a kulluk ediyor idiyse, bilsin ki Allah bakidir ve O`nun için ölüm yoktur. Allah, Kur`an-ı Kerim`de şöyle buyurur: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler gelip geçmiştir. Demek eğer o ölür veya öldürülürse geri mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah`a hiçbir surette zarar veremez. Allah ise şükredenlere karşılık verecektir” (Al-i İmran/144)”

Bu hitap insanların toparlanmasına sebep oldu. Hz. Ömer dahil birçok sahabe sanki bu ayeti o anda ilk kez işittiklerini söyleyecekti sonraları.

Evet, Baki olan Allah`tır ve müminlere düşen vazifesini tamamlayıp Rabbine giden Aziz Peygamberin davasını sürdürmektir

Peygamberin vefat haberinin doğuracağı kaosun önüne kararlı bir şekilde geçmek ve bu konuda acele davranmak için bir halife seçilmesi gerekiyordu. Hz. Ömer, bu sırada çok önemli bir görev üstlenerek Hz. Ebubekir`in seçilmesi konusunda çaba harcadı. Böylece ümmet başsız kalmadı ve sorunların üzerine gidip krizin derinleşmesini önleyen dirayetli bir emire sahip oldu.

Hz. Ebubekir`in halifeliği döneminde Hz. Ömer onun en önemli yardımcısı ve danışmanı olarak görev yaptı.

Yetmiş Kur`an hafızının şehid olduğu Yemame savaşı sonrası “Kur`an`ın bir mushafta toplanması” gibi kritik bir karar sürecinde önemli bir görev üstlendi.

Halifeyi bazen uyardı, bazen görüşleriyle ona yardımcı oldu.

Birinci halife Hz. Ebubekir vefat ettiğinde Hz. Ömer için zorlu bir süreç, ağır bir yük, bir imtihan başladı.

O artık “Emirü`l mü`minin” olarak anılacaktı.

Tarih “Adaletin mülkün temeli” olduğunu öğrenecek, adaletin ete kemiğe bürünmüş haline şahitlik edecekti.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Ağustos 2017 (155. Sayı)


 
23-08-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.