Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh - 2

Mehmet Sait Çimen
“Allah Rasulü`ndan umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve “Bizi de duada unutma, sevgili kardeşim!” buyurdu. Peygamber`in bu sözüne karşılık bana dünyayı verseler, o kadar sevinmezdim.” Ashab-ı Kiram, duru bir şekilde iman etmenin, imanını güzelleştirip onunla dünyaya bakmanın, Allah ve Rasulüne teslimiyetin en güzel örneklerini sundular sonraki nesillere.
Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh (2)

Müslümanlar Mekke`de eziyetlerle karşılaştılar ve bu durum öyle oldu ki, dayanılmaz bir hal aldı. Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam hicret için Habeşistan`ı işaret etti. Bunun üzerine bazı Müslümanlar, sıkıntılı bir yolculuğu göze alarak Habeşistan`a gitti.

Ama Habeşistan çok uzaktı ve bundan dolayı gidemeyenler vardı. Gidenler de Peygamber`den uzak olmanın acısını içlerinde hissediyorlardı.

Nihayet Yüce Allah, Müslümanlar için Medine kapılarını açtı.

Medine`nin ilk Müslümanları, Akabe biatları, Allah`ın yardımı ve Mus`ab b. Umeyr`in çabalarıyla müstakbel bir hicret yurdu çıkmıştı ortaya.

Allah Rasulü`nün de onayıyla Müslümanlar birer ikişer gizlice Mekke`den ayrılıp Medine`deki kardeşlerine kavuştular.

Müşrikler bunu engellemek için ellerinden geleni yapıyordu.

Bazı Müslüman gençleri hapsettiler, bazılarının mallarına el koydular ve ancak o şekilde gitmelerine izin verdiler.

Ama Hz. Ömer`in hicreti bir başkaydı.

ÖMER`İN HİCRETİ

Yanında eşi, oğlu Abdullah, ağabeyi Zeyd ile birlikte yaklaşık yirmi kişiyle çıktı hicret yolculuğuna.

Ve gizlemeden ve müşriklerin gözlerinin içine sokarcasına…

Hz. Ali radıyallahu anh Hz. Ömer`in hicret olayını şöyle anlatır:

“Ömer`den başka gizlenmeden hicret eden hiç kimseyi bilmiyorum. O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omzuna taktı, oklarını eline aldı sonra Kâbe`ye gitti. Kureyş`in ileri gelenleri Kâbe`nin önünde oturuyorlardı. Ömer, Kâbe`yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makam-ı İbrahim`de iki rekât namaz kıldı. Sonra müşriklere döndü ve gözlerinin içine bakarak şöyle seslendi: “Kim anasını evlatsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin.” Müşriklerden hiç biri onun peşine düşüp, kendisini engellemeye cesaret edemedi.”

Bunun içindir ki, İbn-i Mesud: “Ömer`in hicreti zaferdir” demişti.

Müslümanlar, Hz. Ömer`in bu tutumundan dolayı sevinmiş, ferahlamışlardı

Hz. Ömer`in hicretindeki ilginç ayrıntılar bununla sınırlı değildi.


Olayın farklı bir yönünü Hz. Ömer`den dinleyelim:

“Hicret etmeye karar verdiğimiz zaman ben, Ayaş b. Ebi Rebia ve Hişam b. As b. Vail birlikte hicret etmek üzere sözleştik. Buluşma yerimiz de Ğıfar Oğulları`nın mîkat yeriydi. “İçimizden kim yakalanır da oraya zamanında gelemezse, gelenler beklemeyip yollarına devam etsinler” diye de anlaşmıştık. Ben ve Ayaş buluşma yerine geldik; ama Hişam gelmedi. Meğer yakalanmış ve kendisine yapılan işkencelere dayanamayarak İslam`dan döndüğünü söylemiş.

Biz, yola devam edip Medine`ye geldik.

Geride kalanlar için hem üzgün hem de öfkeliydik. Şöyle düşünüyorduk: “Allah bunların tevbesini kabul etmez. Onlar Allah`ı ve Rasulü`nü tanıdıktan sonra kendilerine yapılan dünyevî eziyetler sebebiyle İslâm`dan döndüler. Elbette Allah bunların tevbesini kabul etmez.”

Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayet-i kerimeleri inzal buyurdu:

“De ki: Ey nefislerine zulmetmekte aşırı giden kullarım! Allah`ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz! Çünkü Allah bütün günahları affeder. Muhakkak O, Gafûr ve Rahîm`dir. Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azap gelmeden evvel tevbe ile Rabbinize yönelin ve O`na teslim olun. Yoksa yardım göremezsiniz. Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmeden evvel, Rabbinizden size indirilenin en güzeline tabi olun! Ki sonra hiç kimse, “Allah`a itaat hususunda gerekeni yapmadığım için yazıklar olsun bana! Ben gerçekten de alay edenler arasında yer almıştım” diyerek yahut “Eğer Allah bana hidayet nasip etseydi günahtan sakınanlardan olurdum” diyerek; ya da azabı gördüğünde “Keşke bana bir fırsat daha tanınsa da (tekrar dünyaya dönüp) muhsinlerden olsam!” diyerek hayıflanmasın.” (Zümer/53-58)

Ben bu ayetleri kendi ellerimle yazarak Mekke`de bulunan Hişam`a gönderdim.”

Hz. Ömer radıyallahu anh, belki düşünür de kendine gelir diye ayetleri yazıp Hişam`a gönderdi. İmanla tanışmış birinin küfre rıza ile girmiş olabileceğini kabul edemiyordu. Fazla söze gerek yoktu. Hidayet kaynağı Kur`an`ı öne sürmüş, kendisi aradan çekilmişti.

Bundan sonrasını Hişam`dan dinleyelim:

“Ömer`in mektubu bana ulaşınca onu aldım ve Zî Tuvâ`ya çıktım: ‘Allah`ım, bunları anlamayı bana nasip et` diyordum. Çok geçmeden bu ayetlerin benim hakkımda nazil olduğunu anladım. Hemen dönüp deveme bindim ve Medine`ye giderek Rasulullah`a kavuştum.”

Hişam kurtuldu; ama başka bir sorun daha vardı: Ayaş b. Ebi Rebia…

Ayaş, Hz. Ömer ile beraber hicret etmiş ve Medine`ye yerleşmişti.

Eziyet ve hakaretlerle karşılaştığı yerden, Ensar kardeşlerinin yanına gelmişti.

Ayaş, şirki terk etmiş; ama müşriklerin kolay kolay Ayaş`ı bırakmaya niyetleri yoktu. Üvey kardeşleri Ebu Cehil ile Haris b. Hişam, Medine`ye gelerek Ayaş`a misafir oldular ve ona şeytani bir usulle sağdan yanaştılar:

“Muhammed`in dininde ana-babaya iyilik yok mu? Sen anneni Mekke`de bırakıp geldin ve o senin ayrılığına üzüldüğü için yemeden içmeden kesildi. Seni görünceye kadar eve girmemeye yemin etti. Seni ne kadar çok sevdiğini bilirsin. Haydi, bizimle birlikte Mekke`ye gel.”

Bu hususta ısrar ettiler.

Bunun üzerine Ayaş, Hz. Ömer`e danıştı. Hz. Ömer, onu uyardı:

“Sana tuzak kuruyor, seni kandırmaya çalışıyorlar. Onlarla gitme! Malımı seninle paylaşmaya hazırım.”

Ancak Ayaş, naif bir gençti ve ısrarlara dayanamayarak gitmeye karar verdi.

Kararını bildirince, Hz. Ömer, ona şöyle nasihatte bulundu:

“Mademki beni değil onları dinliyorsun diyeceğim bir şey yok; ama şu devemi al ve ona bin. Bu çok güçlü ve hızlı bir devedir. Bir tuzak hissedersen hemen ona bin ve ellerinden kurtul!”

Ayaş, onlarla beraber yola çıktı. Bir süre ilerledikten sonra Ebu Cehil, Ayaş`a şöyle dedi:

“Devem yoruldu. Senin devene binsem de benimki biraz dinlense.”

Ayaş, “tamam” deyip devesinden inince hemen üzerine atılıp onu bağladılar. Onu dövdüler ve bağlı olarak annesine götürdüler.

Ayaş, İslam`dan dönsün diye çok işkencelere maruz kaldı. Allah Rasulü, mazlum Müslümanlar için okuduğu Kunut duasında Ayaş b. Ebi Rebia`nın adını da zikrediyordu.

PEYGAMBERİN DANIŞMANI

Hz. Ömer radıyallahu anh, Medine`ye yerleştikten sonra Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam ile tüm gazvelerde hazır bulundu. Mekke`nin fethinde, Hudeybiye`de ve Veda Haccında da Allah Rasulü ile beraberdi.

Hemen her yerde yeni bir durumla karşılaşıldığında Aziz Peygamber`in görüşüne başvurduğu birkaç kişiden biriydi Hz. Ömer radıyallahu anh.

Bedir Savaşının öncesi ve sonrasında da buna dair önemli örnekler vardır.

Müslümanlar Medine`den kervan için yola çıkmışlardı; ama kervan yolunu değiştirmiş ve Mekke`ye yönelmişti. Öte yandan müşrikler bir ordu hazırlamışlar ve Müslümanları karşılamak için yola çıkmışlardı. Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam ashabına danıştı. Hz. Ömer ve diğer birçok sahabi, kervanın takip edilmemesi savaşa hazırlık yapılması yönünde görüş belirtti. Allah Rasulü de o görüşteydi, o yüzden ashabının sözleri onu hoşnut etti.

Meleklerin yardım ettiği bir savaşta Allah, müminlere bir zafer nasip etti. Yetmiş kadar müşrik esir alındı.

Bedir zaferi sonrası yakalanan esirlerin durumu da yine müzakere edildi.

Hz. Ömer anlatıyor:

“Rasulullah aleyhissalatu vesellem, Ebubekir, Ali ve benimle, Bedir esirleri hakkında istişare etti. İstişare sırasında Ebu Bekir şöyle dedi:

"Ey Allah`ın Rasulü! Bunlar amca çocuklarımız, aşiretimiz ve kardeşlerimizdir. Onlardan fidye almanı uygun görüyorum. Onlardan aldıkların, kâfirler aleyhinde bizim için kuvvet olur. Umulur ki, Allah onlara hidayet etsin, onlar da bize yardımcı olsunlar."

Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Ey Hattab`ın oğlu! Sen ne dersin?" diye sordu.

Ben ise şöyle dedim: "Ben Ebu Bekir`in görüşünde değilim. Bunlar Kureyş`in liderleri, imamları, komutanlarıdır. Onun için bana, Ali`ye, Hamza`ya en yakınlarımızı ver, onları öldürelim. Ta ki Allah, akrabamız bile olsa müşriklere karşı kalplerimizde bir sevgi taşımadığımızı bilsin."

Fakat Hz. Peygamber Ebu Bekir`in görüşünü uygun buldu ve müşriklerden fidye aldı. Ertesi gün Hz. Peygamber`in yanına gittim. Baktım ki, Ebu Bekir`le beraber ağlıyor.

"Ey Allah`ın Resulü, neden ağlıyorsunuz?” diye sordum. Eğer ağlanacak bir şey varsa ben de ağlayayım.”

Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Fidye aldıklarından dolayı arkadaşlarımın başına gelen felaket beni ağlatıyor, -yakında duran bir ağacı göstererek- onların başına gelecek felâket, şu ağaçtan daha yakın bir mesafeden bana gösterildi."

Bu hadise üzerine Enfal Suresi 67. ayeti nazil oldu: "Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."

PEYGAMBERE BAĞLILIK

Hz. Ömer, Peygamber aleyhissalatu vesselama o kadar bağlıdır ki, onun sevinmesinden dolayı sevinir, üzülmesinden dolayı üzülürdü.

Bedir`de esir alınanların arasında Rsulullah aleyhissalatu vesselamın amcası Abbas da vardı. Onu esir alan Ensar gençleri öldürülmesi gerektiğinden söz ettiler. Rasulullah aleyhissalatu vesselam üzüldü. Mescidde şöyle buyurdu:

“Bu gece amcam Abbas sebebiyle uyuyamadım, Ensar`ın onu öldürebileceğini düşündüm”

Peygamberin üzülmesi Hz. Ömer`e dokundu. Hemen harekete geçti.

“Onlara gidip konuşayım mı ya Rasulallah!” dedi.

Allah Rasûlü: “Olur” diye buyurdu.

Hz. Ömer, Abbas`ı esir alan Ensar`ın yanına vardı. Onlara, “Esîriniz olan Abbâs`ı serbest bıraksanız olmaz mı?” dedi.

“Hayır, onu serbest bırakmayız!” dediler.

Hz. Ömer: “Rasulullah istese de mi?” diye sordu.

Ensar hemen geri adım attı.

“O istiyorsa Abbas`ı hemen al, serbest bırakıyoruz!” dediler.

Hz. Ömer, Abbas`ı esirler arasından aldı ve Rasulullah`a sevgisinin boyutlarını gösteren şu sözleri söyledi:

“Ey Abbas, Müslüman ol! Vallahi senin Müslüman olman beni, babam Hattab`ın Müslüman olmasından daha çok sevindirir. Çünkü biliyorum ki Allah Rasulü senin Müslüman olmanı çok istiyor, bu durum O`nu çok sevindirecek.”

İşte “Anam babam sana feda olsun” sözünün canlı bir örneği!

İşte hayatın merkezine Peygamber sevdasını koymanın muhteşem bir örneği

Hz. Ömer, Allah Rasulü`nü çok sevdi; ama bu tek taraflı değildi. Onun iman etmesi için dua eden Aziz Peygamber de onu sevdi.

Hz. Ömer bunu çok içten sözcüklerle anlattı:

“Allah Rasulü`ndan umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve “Bizi de duada unutma, sevgili kardeşim!” buyurdu. Peygamber`in bu sözüne karşılık bana dünyayı verseler, o kadar sevinmezdim.”

Ashab-ı Kiram, duru bir şekilde iman etmenin, imanını güzelleştirip onunla dünyaya bakmanın, Allah ve Rasulüne teslimiyetin en güzel örneklerini sundular sonraki nesillere.

Yüce Allah, Kur`an-ı Kerimde Muhacirler ve Ensar`ın imanlarından kaynaklanan yüce hasletlerini söyledikten sonra sonraki nesillere, yani bize hitap ediyor:

“Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (Haşr/10)

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Temmuz 2017 (154. Sayı)


 
23-07-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.