Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh - 1

Mehmet Sait Çimen
Bir şey daha söylemelerine fırsat vermeden Said b. Zeyd`in üzerine yürüdü ve onu dövmeye başladı. Kendisine güç yetiremeyen Said`i aralıksız olarak döverken, Said`in eşi Fatıma, kocasını Ömer`in elinden kurtarmak için hamlede bulundu. Ömer, zavallı kadının yüzüne şiddetli bir tokat attı. Fatıma yere düşerken kafasını çarptı ve kısa sürede kanlar içinde kaldı.


Öldürmeye Giderken Dirilen Adam Hz. Ömer Radıyallahu Anh

Ashab-ı Kiramdan Abdullah b. Mesud şöyle demiştir.

“Ömer`in Müslüman olması fetih, hicret etmesi zafer, hilafeti ise rahmet idi.”

Kimdi Hz. Ömer radıyallahu anh? Abdullah b. Mesud`un neden böyle söylediğini anlamak için Hz. Ömer`in hayatının bazı ayrıntılarını bilmek gerekir.

Hattab`ın oğluydu. Kureyş kabilesinin Beni Adiy koluna mensuptu.

Babası gibi sert bir mizaca sahipti.

Şirkin hükümran olduğu Mekke şehrinde cesaretinin yanı sıra bilgeliği ile de nam salmıştı.

İslam güneşi doğduğunda bir süre direndi ve atalarının dinine bağlı kaldı. Bağlı kalmakla da yetinmedi, İslam ile şereflenen mazlumlara eziyet etmekten çekinmedi.

Ve iman etti.

İslam Peygamberine ölümüne bağlandı, yüreği vahyin ışığıyla aydınlandı ve adaletin tesisinde her zaman örnek alınan bir zirve şahsiyet oldu.

Ona “FARUK” dediler. Ömerü`l Faruk…

O, Hak ve Batılı tefrik eden, hakkın sesini yücelten, adaletin tesisinde net ve berrak olan Hz. Ömer`di. Peygamber aleyhissalatu vesselamın vefatından sonra ümmetin başına geçen 2. Halife Hz. Ömer…

ADIM ADIM İSLAM`A

İslam nuru, Mekke`de önce yürekleri sonra da haneleri aydınlatmaya başlamıştı.

Eziyetler devam ediyordu; ama bu ne Aziz Peygamberin davetini engelleyebiliyor ne de kalbini İslam`a açanların direnişini…

Hapsedilenler, dövülenler, yerlerde sürüklenenler, aç bırakılanlar…

Ömer b. Hattab da mazlum Müslümanlara eziyet edenlerden biriydi. Mekke`nin eşrafından olmak, şirkin meclislerinde söz sahibi olabilmek için işkencelerde ve hakaretlerde de öncü olmak gerekiyordu.

Ömer b. Hattab, antlaşmalı köleleri Amr b. Rebia, hanımı Leyla bint Ebî Hasme ve kölesi Zinnure`ye Müslüman oldukları için çok işkence yaptı. Yoruluncaya kadar onları döver, çektikleri acıları hiç umursamazdı. Bazen işkenceye ara verdiğinde şöyle derdi:

"Sanmayın size acıdığım için durdum, yorulduğum için durdum.”

Allah, eziyet gören mazlumlar için Habeşistan kapısını açınca bazı Müslümanlar oraya hicret ettiler.

Amr ve hanımı da hicrete karar verip hazırlığa başladılar.

Ömer b. Hattab, hazırlıklarını fark edince onları görmeye gitti. Amr evde yoktu, bu yüzden Leyla onu karşıladı. "Bir yere mi gidiyorsunuz?" diye sordu Ömer.

Leyla kaygılıydı, ama korkmadan cevapladı.

"İşkencelerinizden bıktık, sizin yüzünüzden çıkıp Habeşistan`a gideceğiz."

Ömer, bir anlık duygulandı ve dudaklarından şu sözler döküldü:

"Gidin, Allah yardımcınız olsun!"

Leyla, Müslümanlara karşı öfkesiyle bilinen Ömer`in o davranışına şaşırdı. Kocası Amr geldiğinde tahminini belki de temennisini dile getirdi:

"Az önce Ömer buradaydı, davranışları beni şaşırttı. Tahminim odur ki, Ömer Müslüman olacak!"

Amr, acı acı güldü:

"Hiç sanmıyorum. Ömer`in babası Hattab`ın ölmüş eşeği kalkar Müslüman olur, yine de Ömer Müslüman olmaz."

Ömer`den eziyet görenler umutsuzdu; ama şu da bir gerçekti ki, Ömer b. Hattab gel-gitler yaşıyordu.

Bazen kafası karışıyor, gerçeği öğrenme isteği onu meşgul ediyor, sonra arkadaşlarının arasında yine eski haline dönüyordu.

Ömer, bir gece Kâbe`ye doğru giden Peygamber aleyhissalatu vesselamı gördü. Merakla onu izlemeye başladı. Aziz Peygamber Kur`an`dan, Hakka Suresinden ayetler okuyordu.

Şiirden, sanattan anlıyordu Ömer. Peygamberin okuduklarının etkileyici olduğunu, sıradan sözler olmadığını fark etti. “Bunlar bir şairin güzel sözleri” diye geçirdi içinden.

O anda Peygamber aleyhissalatu vesselam, Surenin 41. ayetini okudu:

"O (Kur`an) bir şair sözü değildir; ne de az iman ediyorsunuz?"

Ömer, donakaldı bir an. “Benim içimi mi okuyor, yoksa o bir kâhin mi?” diye geçirdi içinden.

Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam, bir sonraki ayeti okudu:

"O, bir kâhin sözü de değildir ne kadar az düşünüyorsunuz?"

Şaşkınlık bir kat daha arttı.

Peygamberin kendisini fark ettiğini düşündü. "Bu sözler Muhammedin uydurması mı?" diye mırıldandı.

Sonraki ayetler birer balyoz gibiydi:

"O (Kur`an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. Eğer bu sözleri (Muhammed) uydurmuş olsaydı onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık!"

Ömer, yaşadığı şoku atlatmak için hemen orayı terk etti. Unutmak için çabaladı yaşadıklarını. Aldatıcıların peşine takıldı ve yanlış yolda yürümeye devam etti.

ÖLDÜRMEYE GİDERKEN DİRİLİŞ

Mekke şirk aristokrasisinin önde gelenlerinin toplanma yeri olan Darü`n-Nedve`de, gönüllerini kinle doldurmuş bir grup, Müslümanlığın yayılmasını tartışıyordu.

İşkenceler fayda etmemiş, zayıf kölelere, çaresiz kadınlara bile söz geçirmek güçleşmişti.

Güçlü kabile bağları birçoğunun ellerini bağlıyordu.

Ömer, hiddetle atıldı ortaya:

“Muhammed`i öldürelim ve bu işi kökünden halledelim.”

Diğerleri hem destek verince hem de maddi vaatlerde bulununca, Ömer, kılıcını kuşandı ve Aziz Peygamber`in bulunduğunu tahmin ettiği Safa Tepesine doğru yola çıktı.

İslami tebliğ, gizlilik sürecindeydi ve Müslümanların haricinde kimsenin Erkam b. Ebi`l Erkam`ın evinden haberi yoktu. Müslümanlar, Safa Tepesindeki bu evde toplanır, eve gece girer ve sabah şafak atmadan evi terk ederlerdi.

Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselam da sık sık Erkam`ın evine gelirdi.

Müşrikler evin “Safa Tepesinde bir yerde” olduğunu biliyorlardı sadece.

Kılıcını kuşanmış bir halde öfkeyle yürüyen Ömer b. Hattab, yolda akrabalarından Nuaym b. Abdullah ile karşılaştı. Nuaym, gördüklerinden dolayı tedirgin oldu.

"Ey Ömer! Nereye gitmek istiyorsun?" diye sordu.

Ömer, pervasızdı:

"Kureyş`in işlerini darmadağın eden, akıllarını akılsızlık sayan, dinlerini ayıplayan, ilahlarına dil uzatan Muhammed`e gitmek istiyorum. Öldüreceğim onu!"

Nuaym b. Abdullah, onu vazgeçirme niyetindeydi:

"Vallahi ey Ömer! Nefsin seni aldatmıştır! Bu iş öyle kolay değil. Muhammed`i öldürünce Abdimenaf oğullarının seni sağ bırakacağını mı sanıyorsun?!”

Ömer, daha da hiddetlendi, Nuaym`ın üzerine yürüdü:

“Yoksa sen de mi Müslüman oldun?”

Nuaym`ın Ömer`i yolundan vazgeçirmesi gerekiyordu. Çaresizlik içinde aklına ilk geleni söyledi:

“Sen Muhammed`i bırak da kendi ev halkına bak!" dedi.

"Sen benim ev halkından, kimi kastediyorsun?"

“Enişten Said ile kız kardeşin Fatıma! Vallahi, ikisi de Müslüman oldular.”

Ömer, hemen yolunu değiştirip kız kardeşinin evine gitti.

O sırada sahabeden Habbab b. Eret, Fatıma ve Said b. Zeyd`in evinde onlara Kur`an öğretiyordu.

Ömer`i fark ettiklerinde tedirgin oldular.

Ömer, Müslümanlara karşı öfkeli, Ömer gaddar ve acımasızdı.

Habbab`a gizlenecek yer gösterdiler, ayetlerin yazılı olduğu deri parçasını sakladılar. Ama Ömer, Habbab`ı ve okuduklarını duymuştu. Eve girer girmez "İşittiğim o şey ne idi?" diye sordu. Bir şey olmadığını söylediler.

Ömer daha fazla dayanamadı, gözlerinden ateş saçarak adeta kükredi:

“Muhammed`e uyduğunuzu ve onun dinine girdiğinizi haber aldım!"

Bir şey daha söylemelerine fırsat vermeden Said b. Zeyd`in üzerine yürüdü ve onu dövmeye başladı. Kendisine güç yetiremeyen Said`i aralıksız olarak döverken, Said`in eşi Fatıma, kocasını Ömer`in elinden kurtarmak için hamlede bulundu.

Ömer, zavallı kadının yüzüne şiddetli bir tokat attı. Fatıma yere düşerken kafasını çarptı ve kısa sürede kanlar içinde kaldı. Akan kan korku ve kaygılarını alıp götürdü. Korkusuzca dikildi Ömer`in karşısına:

"Evet! Vallahi biz Müslüman olduk! Allah`a ve Rasulüne iman ettik! Senden de putlarından da korkmuyoruz. İstediğini yap!”

Bir an durakladı Ömer.

Yüzü kan içinde; ama karşısında hakkı haykıran kız kardeşinin durumuna baktı, kalbi yumuşadı. Yaptığından pişmanlık duydu; ama daha çok imanın kazandırdığı cesareti merak etti.

Yumuşak ses tonuyla hitap etti kız kardeşine:

"Demin okuduğunuz şeyi bana ver de ne olduğuna bir bakayım?"

Vermek istemediklerini görünce kaygılarını anladı ve geri vereceğine dair söz verdi.

Fatıma, Ömer`i ilk kez böyle görüyordu. İçinde onun iman edeceğine dair bir umut belirdi.

“Kardeşim! Sen puta tapan birisin, o yüzden ona dokunamazsın. Halbuki, ona ancak temiz olanlar dokunabilir.”

Ömer yıkanınca Taha Suresinin yazılı olduğu deri parçasını çıkardılar.

Bir süre okudu Ömer. Okudukça, içinde ılık bir şeyler dolaştı, kalbi iyice yumuşadı.

Bu sözler ne kadar da güzel!” dedi mırıldanarak.

Habbab, bu sözleri Ömer`den duyunca sevinç içinde gizlendiği yerden çıktı.

"Ey Ömer! Ben dün Peygamber`den işittim ki; o, `Allah`ım! İslâm`ı, Ebu`-Hakem b. Hişam (Ebu Cehil) veya Ömer b. Hattab ile güçlendir!` diye dua etmişti. Umuyorum ki, Allah, Peygamberinin duasını gerçekleştirir.”

Ömer, Müslüman olmak istediğini, o yüzden de Allah Rasulü`nü görmeye gideceğini söyledi. Habbab, Peygamber ve ashabının kaldığı yeri tarif etti.

Ömer, kapıyı çalınca Onu kılıç kuşanmış halde gören bazı sahabiler kaygılandı.

Peygamber aleyhissalatu vesselamın yanında bulunun sahabenin içinde üç gün önce Müslüman olmuş olan Hz. Hamza da vardı. Müslüman olması ile Mekke`yi sarsan ve gözünün gördüğü hiçbir şeyden korkmayan Hz. Hamza…

"Ona izin ver, ey Allah`ın Rasulü!” dedi. “Eğer iyi bir şey için geldiyse, kendisine iyi davranırız, yok eğer amacı kötülükse, Onu kendi kılıcıyla öldürürüz!"

Peygamber izin verince Bilal kapıyı açtı.

Ömer içeri girip durunca, Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselam ona doğru yürüdü. Kuşağından tutup Onu kendisine doğru çekti. Ne için geldiğini sordu.

Peygamber`in karşısında eridi Ömer.

"Ey Muhammed! Ben Allah`a, elçisine ve ona Allah`tan gelen şeye iman etmek için yanına geldim."

Aziz Peygamber çok sevindi ve “Allahu ekber!” diye tekbir getirdi.

Evde olan herkes Ömer`in Müslüman olduğunu anladı ve onlar da tekbir getirdi.

İMANIN İLANI

Öldürmeye giden Ömer, iman nuruyla şirkin çirkefinden kurtulmuş, dirilmişti.

Kalbindeki coşku Onu harekete geçmeye zorluyordu.

Hz. Ömer, bundan sonrasını şöyle anlattı:

“Müslüman olduğumda düşündüm: Müslümanlara düşmanlıkta aşırı giden kim ise gidip ona Müslüman olduğumu söyleyeyim.

Aklıma Ebu Cehil geldi ve sabah olunca kapısına gittim.

Ona Müslüman olduğumu söylediğimde çok öfkelendi, hakaretler etti ve kapıyı yüzüme kapattı.

Ardından gidip bu bilgiyi dayım Velid b. Muğire`ye söyledim.

Önce inanmadı ya da inanmak istemedi. Ona bu bilgiyi yaymasını söyledim; ama o bunu kabul etmedi.

Sonra biri bana “Müslüman olduğunu duyurmak istiyorsan filan adama git ve ona Müslüman olduğunu ve bu sırrı saklamasını söyle, o herkese duyurur” dedi. Söz ettiği kişi Cemil b. Mamer idi.”

Hz. Ömer, Cemil b. Mamer`e Müslüman olduğunu söylediğinde, Cemil yerinde duramadı ve hızla Kâbe`ye doğru koşar adım yürüdü. O kadar acele etti ki, neredeyse elbisesine takılıp düşecekti. Kâbe`nin yanında bekleyenleri görünce bağırdı:

“Ey Kureyş cemaati! Haberiniz olsun ki, Ömer b. Hattab dininden çıkmış, Sabii olmuştur!”

Hz. Ömer de onun ardından bağırdı:

“Yalan söylüyor! Ben Allah`tan başka ilah olmadığına, Muhammed`in de Allah`ın Rasulü olduğuna şehadet ettim, ben Müslüman oldum!”

Cemil, yalan söylemişti; ama Hz. Ömer`in isteğinin bir kısmı da yerine gelmişti.

Müşrikler Hz. Ömer`e hücum ettiler. Ama karşılarında zayıf biri yoktu. Onu dövdükleri kadar da dayak yediler. Uzunca bir süre devam eden kavgayı olay yerine gelen As b. Vail bitirdi.

Hz. Ömer, boyun eğmedi ve imanını haykırmaya devam etti.

Ertesi gün Müslümanların yapamadığı bir işi yaparak herkese cesaret verdi: Kâbe`nin yanında namaz kıldı. Müşrikler yine saldırmaya teşebbüs ettiler; ama Allah`ın izniyle yine rezil oldular.

Müslümanlar Hz. Ömer`in İslam ile şereflenmesiyle büyük bir moral ve cesaret kazandılar.

Abdullah b. Mesud`un şu sözü konuyu anlatmaya yeterlidir:

“Ömer`in Müslüman olması fetih, hicret etmesi zafer, hilafeti ise rahmet idi.”

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Haziran 2017 (153. Sayı)


 
23-06-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.