O Gün Gelmeden

Sadullah Aydın

Zifiri bir karanlık, korkunç gölgeler, yürekleri korkudan paramparça eden haykırışlar, feryatlar… Dağ gibi yükselen, gökleri kaplayan alevler; beyinleri kaynatan, derileri eriten alevler… Cehennemin korkunç homurtusu, öfkeden deliye dönen bir homurtu… Ve cehennemlikler, korkudan tir tir titreyen cehennemlikler… Boyunlarını bükmüş, gözleri korkudan kocaman kocaman olmuş, ümitsiz cehennemlikler…
Zifiri bir karanlık, korkunç gölgeler, yürekleri korkudan paramparça eden haykırışlar, feryatlar… Dağ gibi yükselen, gökleri kaplayan alevler; beyinleri kaynatan, derileri eriten alevler… Cehennemin korkunç homurtusu, öfkeden deliye dönen bir homurtu… Ve cehennemlikler, korkudan tir tir titreyen cehennemlikler… Boyunlarını bükmüş, gözleri korkudan kocaman kocaman olmuş, ümitsiz cehennemlikler…

Burası cehennemin kapısı… Binlerce, milyonlarca insan kapının açılması için bekleşiyor… Sıra onlarda, cehenneme atılma sırası… Hesap bitmiş, yapıp ettikleriyle cehennemi hak etmişler…

Kapı açılıyor, cehennemin korkunç homurtusu yeri göğü kaplıyor, cehennemin ateşi yalımlar halinde kapıda bekleşen cehennemliklere hücum ediyor… Cehennem sabırsız, cehennem öfkeli, bir an önce yutmak istiyor azgın günahkârları…
Cehennemin bekçileri, görevli melekler gök gürlemesi gibi bir sesle haykırıyorlar:

- Kimsiniz siz? Ne arıyorsunuz burada?

- Biz gazaba uğramış kullarız! Diye ağlaşıyorlar cehennemlikler. Rabbimize isyan ettik, günahkârlardan olduk; Rabbimiz de bizi cehennemle cezalandırdı. İşte cezamızı çekmek için buradayız…

- Yazıklar olsun size!

- Evet, yazıklar olsun bize! Biz ne kadar kötü kullarız?

- Hadi hazırlanın, cehennem sizi bekliyor, burası sizin ebedi yurdunuz, sonsuz vatanınız…

- Kurtuluş yok mu? İmdadımıza gelecek kimse yok mu?

- Gün kurtuluş günü değil! Gün ceza günü…

Cehennemlikler başlıyorlar ağlamaya… Kanlı gözyaşları döküyorlar acıklı acıklı…
Gözyaşlarından dereler, nehirler, ırmaklar oluşuyor… Başlıyorlar yalvarmaya meleklere…

- Rabbimizle, bizim aramızda aracı olamaz mısınız? Bize bir şans daha versin… Bizi dünyaya geri göndersiniz… O zaman ne kadar iyi, muhlis, salih kullar olduğumuzu göreceksiniz!
Melekler soruyorlar:

- Size bu günü hatırlatan peygamberler, uyarıcılar, tebliğciler gelmedi mi?

- Evet, geldiler…

- Neden onlara uymadınız?

Cehennemlikler utanç ve pişmanlık içinde yutkunuyorlar…

- Şeytan, diyorlar… Şeytan bizi kandırdı, dünyayı bize güzel gösterdi. Dünyayı, dünya hayatını ebedi sandık. Gözlerimiz dünya hayatından başka bir şey görmüyordu. Bütün projelerimiz, planlarımız, ideallerimiz, arzularımız hep dünya merkezliydi. Bir gün öleceğimiz ve buraya geleceğimiz aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Dünyevi kazanımlarımız, nefsani arzularımız için her türlü günahı işlemekten çekinmedik. Adam öldürdük, hırsızlık yaptık, mala ve namusa tecavüz ettik, faiz yedik, toplumları ifsat ettik; çağdaşlık, demokrasi, özgürlük, hukuk gibi süslü kavramların arkasına gizlenerek ülkeler işgal ettik, toplumları sömürdük…

- İrşat ediciler, onlar neredeydiler?

- Onlara kulaklarımızı tıkadık, duymazdan geldik sözlerini… Ahiretten, ölümden, hesaptan, cennet ve cehennemden bahsettikleri zaman onlarla alay ettik. Bu sözler eskilerin masallarıdır dedik. Onları kötü lakaplarla yaftaladık. Gerici, yobaz, çağdışı, cahil, hurafeci olmakla suçladık onları. Nasihatleri bir kulağımızdan girip öbüründen çıkıyordu. Ninni dinler gibi dinliyorduk onları. Hatta çoğu sefer onları konuşturmuyorduk bile… Bize bu günleri hatırlattıkları zaman onları tehdit ediyorduk, zindanlara atıyorduk, öldürüyorduk. Biz günah ve isyan bataklığında sürdürdüğümüz pis hayata onları da bulaştırmak istiyorduk. İstiyorduk ki onlar da bizim gibi Allah`ı unutsunlar, dünya hayatını her şeyin üstünde tutsunlar, ölümden sonrasını hiç düşünmesinler. Ah, ah! Şimdiki aklımız olsaydı öyle yapar mıydık? Keşke onları dinleseydik! Onları dinlemek bir yana, Müslümanca yaşamalarını, kadınlarını tesettüre bürümelerini, helal rızık peşinde koşmalarını yasaklamaya çalışıyorduk. Kafamızdan uydurduğumuz kanunlarla Allah`ın kullarına ilahlık taslıyorduk. Keşke, keşke böyle yapmasaydık! Çok pişmanız!

Azap melekleri öfkeyle haykırıyorlar:

- Pişmanlık için çok geç artık! Bundan sonra sizin için sadece azap var! Girin cehenneme! Yaptıklarınızın karşılığı olarak…

Birden uyanıyorum… Oh be rüyaymış! Daha zamanım var. Tövbe için geç değil. Akşam Kur`an`dan okuduğum ayetlerin etkisiyle bu rüyayı gördüğümü anlıyorum… Kur`an`ın cehennemliklerle ilgili tasviri rüyamda canlı bir olaya dönüşüyor sanki… Secdeye kapanıyorum… Vücudum titreyerek, korku içinde ağlıyorum, dua ediyorum…

Sadullah Aydın / İnzar Dergisi – Mart 2017 (150. Sayı)
 
19-03-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.