Nil’in Kraliçesi Hazret-i Asiye

İbrahim Dağılma
İman öyle bir yüceliktir ki insanı eşref makama çıkarır. Bu inanç uğrunda ölmek fazilettir… Nasır tutmuş, kararmış kalplerde az da olsa biraz pembelik kalmışsa o pembelik bile insana doğru yola doğru davaya inanmaya yeter. Kalpler ne kadar doğru yoldan uzak ise o kadar kararmaya yüz tutmuştur…
İman öyle bir yüceliktir ki insanı eşref makama çıkarır. Bu inanç uğrunda ölmek fazilettir…

Nasır tutmuş, kararmış kalplerde az da olsa biraz pembelik kalmışsa o pembelik bile insana doğru yola doğru davaya inanmaya yeter. Kalpler ne kadar doğru yoldan uzak ise o kadar kararmaya yüz tutmuştur…

İşte, biri koca diğeri hanımı iki insanın aynı çatı altında iman küfür mücadelesi...

Koca Firavun, kendi ilahlığını ilan eden bir kâfir ve halkına zulmeden bir zalim...

Hanım Asiye, tevazuu ve iffet içinde iman eden bir mümine ve davası uğruna canını veren bir şehide...

Nil, Cennetten kopup akıp gelen bir nehir... Mısırlılar ve çevre ülkeler için adeta bir hayat damarı... Aynı zamanda gönüllere ferahlık, gözlere fer veren bir güzellik tablosu...

Bir kadın, cariyeleriyle Nil`in kenarında seyir etmekte... Gözleri Nil`in derinliğine akıp gitmiş. Belki de Firavun sarayından alamadığı keyif ve zevki bu berrak ve engin suda aramakta... Aniden gözüne yüzen bir şey ilişiyor. Bu bir beşikti. Asiye hayretle suyun üstünde kıyıya doğru seyreden beşiğe baktı ve:

-Bana bu beşiği çabuk getirin!

Birkaç hizmetli hızla suya daldılar ve beşiği alıp getirdiler. Beşiği Asiye`nin önüne bıraktıklarında onlara bakıp gülümseyen bir çocuk gördüler.

-Efendim, bu bir çocuk! Asiye:

-Evet, bir çocuk! Bu bir lütuf, Firavun, kabul ederse onu kendimize bir çocuk ediniriz.

Hizmetkârlardan biri itiraz eder gibi

-Ama Efendim bu bir erkek çocuk! Biliyorsunuz, kâhinler İsrail oğullarından gelecek bir erkek çocuğun Firavun`un saltanatını yıkacağını söyledikleri günden Firavun, İsrail oğullarının bütün erkek çocuklarını öldürüyor ve bunu da o korku ve endişeyle öldürecek!

Diğer, hizmetkâr:

-Evet, Efendim! Firavun, bu masum çocuğu öldürecek! Biz hiç onu almayalım, bırakalım beşiğiyle akıp gitsin!

Asiye, içinin bir anne şefkatiyle ısındığı bu çocuğu bir türlü bırakmak istemiyordu. İçinden bir ses

-Asiye, o çocuğu al, almalısın! Diyordu. Asiye, içinden merhametle akan bu sese kulak vererek hizmetçilerine döndü:

-Hayır, onu alacağım ve kendime evlat edineceğim. Zaten çocuğumuz da olmuyor, Firavun ona olan sevgimi görünce onu öldürmeyecektir. Belki de zamanla Firavun da onu sevecektir. Hem onun İsrail oğullarından bir çocuk olduğu da meçhul!...

İşte, bu kadındı Hz. Musa’yı bir sandık içinde nehirde bulup büyüten.

Firavun’un sarayında o işkencenin boy gösterdiği zulüm mekânında Hz. Musa’yı koruyup kollayan kadındı, o!
******

Hz. Musa’ya peygamberlik geldiğinde Firavun tahtının saltanatının sarsılacağından korktuğu için buna engel olmak ister.

Tek hâkim, tek yönetici, halka istediğini yaptıran ve onlara “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum.” (Kasas/38) diyen birinin ona doğruları söyleyen birinden korkması çok doğal.

Firavun, bu korkunun tipik bir örneği olarak Hz. Musa’ya ve ona inananlara işkenceler etmeye başlıyor; tıpkı Peygamber efendimize inanmayan kazandıkları paraların azalmasından iktidarlarının kaybolmasından korkan Mekke müşrikleri gibi.

Mısır kraliçesi Asiye Mısır’da asillerdendi. Firavun’un sarayında çok yüce bir mevkide bulunuyordu. Bütün imkânlar, lüks bir yaşam ve rahatlık ayaklarının altına seriliyordu. Her ne istediyse hemen yerine getiriliyordu. Öyle ki etrafındaki zevk ve sefahat âlemine dalmaya hazır bir durumda olup yaratıcısını ve insani değerleri bir tarafa kolaylıkla atabilirdi. Ama o, dünyevî bir yücelik(!) uğruna ruhunu alçaltmadı ve şahsiyetini birkaç saray dalkavuğunun el etek öpmesine ve biraz mücevher takıntısı içinde yıpratmadı.

Hz. Musa’ya inanan, Allah’a iman eden bir kadının(Maşita Hatun) tandıra atılmasını gören Firavun’un hanımı Hz. Âsiye, bundan etkilenerek imanını açığa çıkarır. Bunu duyan Firavun, deliye döner. Kendi ilahlığını ilan eden bu zavallı, eşi Asiye’yi vazgeçirmeye çalışır. Hz. Asiye’yi inandığı hak davadan vazgeçiremez.

Nasıl vazgeçirebilsin ki… Bir anne şefkatiyle Hazret-i Musa’yı büyüten Asiye, onun kişiliğine, hak yolda olduğuna, güzel ahlakına bire bir şahitti.

Asiye’nin sadakati, teslimiyeti ve imanına bağlılığı karşısında aciz kalan Firavun, her zalimin yaptığı yola başvurur:

Tehdit, hakaret, işkence... Ama işkenceler neticesizdir. İşte, imanın konuştuğu zulmün ve işkencenin aciz kaldığı o sahneler:

Bir kadın yere yatırılmış, elleri ve ayakları yere çakılan dört kazığa bağlı...

Bu kadın, imanıyla tüm dünya kadınlarına Kur`an-ı Kerim`de örnek gösterilen Hazret-i Asiye`den başkası değildi.

İhtişamlı elbiseleri ve başındaki krallık tacıyla kibirli bir şekilde Hazret-i Asiye`ye yaklaşan Firavun:

-Kadın, sen hangi cüretle bana sormadan bu düzenimizi bozan, dinimizi değiştirmek isteyen adama inanıyorsun? Hem, sen benim Mısır`ın tek ilahı olduğumu bilmiyor musun?

Asiye, o işkence altında onurlu ve izzetli bir şekilde Firavun`a acıyarak:
-
Zavallı! Sen daha bir sineğin senden aldığını veremeyecek kadar acizsin, sen mi ilah olacaksın? İlah, olan her şeye güç yetirmelidir; hiçbir şeyden aciz olmamalıdır ve her şey ona muhtaç olmalıdır. İşte, benim de senin de ve hepimizin de İlahı bir tek İlah olan Allah`tır.

Firavun:

-Bak, kadın! Şu ana kadar Musa`ya iman eden hiç kimseye bu kadar sabretmedim; ama sen, benim sarayımda büyüdün, seni kendime eş olarak aldım ve kraliçe ettim, hiçbir şeyden yoksun bırakmadım, etrafında hizmetçiler, emir erleri, korumalar dört döndüler. Bu ne nankörlük! Ya Musa`ya inanmaktan vazgeçersin ya...

Asiye:

-Ya, ne yaparsın? Çok çok öldürürsün! O da benim aşkla istediğim bir son; çünkü şehit olarak Rabbime varacağım ve iman etmiş biri olarak senin gibi müşrik ve kâfir birinin de yakınlığından uzaklaşacağım.

Firavun:

-Susturun bu kadını! Hiç kimseye bu kadar sabretmemiştim!

O esnada, tepede elinde büyük bir kaya tutan zavallı bir uşak, kayayı elleri ayakları çapraz bağlanmış Hz. Asiye`nin üstüne atar.

Hazreti Asiye’nin güldüğünü ve sevinç içinde can vermekte olduğunu gören Firavun:

-Şunu tutan deliliğe bakınız ki, işkenceler içinde gülüyor!

Evet, o gülüyordu; çünkü Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Allah iman edenlere de Firavun‘un zevcesini bir misal olarak irad etti. O vakit O: “ Ey Rabbim! Bana, katında, Cennet’in içinde bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun kötü amel ve hareketlerinden kurtar. Beni zalimler gürûhundan selamete çıkar.” demişti." (Tahrim Suresi:11)

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Mayıs 2015 (128. Sayı)
 


 
22-05-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.