Müslümanca Var Olabilmenin Yolları

Mehmet Göktaş
Allah Teâla adına O`nun arzusu istikametinde yeryüzüne ve olaylara müdahale etmekle görevli olan Müslüman, küfrü ve batılı mahkum etmek, tahkir etmek durumundadır. Allah Teâla`nın hor ve hakir kıldığını aynı şekilde hor ve hakir kılmakla yükümlüdür. O`nun düşmanlarını layık olduğu yerlere indirmekle yükümlüdür.
Dünya genelinde Müslümanlar olarak bu günkü durumumuz düne göre daha iyi olsa da, özlenen çizgiye, arzulanan hedeflere dünyanın hiçbir bölgesinde ulaşılabilmiş değil. Fakat her şeye rağmen yüzümüzü güldüren bir husus vardır ki, Müslümanlar olarak İslam Dini ile dünyaya yeniden hükmetme hususundaki tavrımızı ortaya koymuş bulunmaktayız. İslam`ı dünyaya hakim kılma arzumuz ve bu arzumuz istikametinde ufak kıpırdanışımız bile küfrün taarruzlarını da beraberinde getirmiştir. Herkesin de şahid olduğu gibi bugün her zamankinden daha yoğun hücumlara maruz kalmış durumdayız.

Hakkı hakim kılma görevi mümine Allah (cc) tarafından yüklenmiştir. Cenab-ı Allah`ı yeryüzünde temsil etme görevidir.

Bu görevi yerine getirebilmenin birinci şartı; hakimiyete hakkın layık olduğunu idrak etmek, hakkın ulviyetini kavramak, hakkın izzetini, vakar ve üstünlüğünü idrak etmek, Müslümanlığı en büyük şeref ve yüz akı olarak taşımaktır. Aynı şekilde küfrü en büyük zillet ve alçaklık olarak kavramak, değersizliklerin, hüsran ve felaketin ta kendisi olarak bilmektir.

Allah Teâla adına O`nun arzusu istikametinde yeryüzüne ve olaylara müdahale etmekle görevli olan Müslüman, küfrü ve batılı mahkum etmek, tahkir etmek durumundadır. Allah Teâla`nın hor ve hakir kıldığını aynı şekilde hor ve hakir kılmakla yükümlüdür. O`nun düşmanlarını layık olduğu yerlere indirmekle yükümlüdür.

Sosyal bir açıdan baktığımızda aklımızdan çıkmaması gereken en önemli kıstas şudur; Müslümanlar üzerinde Gayri Müslimlerin velayet hakkı yoktur. Hiçbir kâfir, Müslümanlara amir olma, emretme hakkına sahip değildir. Hiçbir Müslümana da böyle bir pozisyonda bulunma ruhsatı, cevazı verilmemiştir. Evet, hiç bir Müslümana hor ve hakir olan bu kâfirlerden emir alma, amirliklerini kabullenme cevazı verilmemiştir. Bu dünyada bir Müslüman için kâfirlerin düdüğüyle yatıp kalkmak zilletinden daha büyük bir zillet olamaz. Eğer Müslümanlar olarak Allah Teâla`nın hor ve hakir kıldığı ve hayvanlardan da aşağı durumdaki bir kâfirin, hangi seviyede olursa olsun Müslümanlara emretme mevkiinde bulunmasından içerimiz kan ağlamıyorsa, bu durum bize gîran gelmiyorsa, bizi dilhûn etmiyorsa, uykularımızı kaçırmıyorsa imanımızı iyi bir kontrolden geçirmek zorundayız.

Elhamdülillah Müslümanlar bugün bunun sorgulamasını yapmaya başlamışlardır. Bu sorgulama öyle bir sorgulamadır ki, emretme mevkiinde bulunan her seviyedeki kâfiri alaşağı etme neticesine yöneliktir. Küfür işte bunun için her zamankinden çok daha yoğun bir taarruza geçmiş bulunmaktadır. İslam`a düşmanlık hususunda bugün tam bir iş birliğine giden küfür, her noktadan sağanak halinde başlattığı saldırılarla Müslümanları içerisinde boğacak cehennemî bir hava oluşturmaktadır. Basınıyla, yayınıyla, sokağıyla, çarşısıyla, okuluyla, kitabıyla, çevresiyle ve her şeyiyle Müslümanlar üzerine adeta yer küfür püskürtmekte, gök küfür yağdırmakta, Müslümanların bir tek saniyeleri kalmaksızın bütün zamanları küfür adına işgal edilmek istenmektedir. Sabahleyin evinden çıkan bir Müslüman akşam başını yastığa koyuncaya kadar küfürle muhatap olmak zorunda bırakılmakta… Kısacası insanlığın ve özellikle Müslümanların yeniden İslam`a sarılmalarını önlemek için küfür bütün fırsatları değerlendirmektedir.

Bu korkunç felaket karşısında Müslümanın yok olmaması, eriyip gitmemesi, hakkı hakim kılabilmesi için tez elden yapması gereken şey şudur: Yüceler yücesi Allah Teâla ile kesintisiz bir bağlantı kurmak.

Allah Teâla ile böyle bir bağlantı kurmayanların, isimleri Müslüman da olsa, hatta bunlar İslam`ı hayata hakim kılma sevdalıları da olsa, eriyip nötr duruma düşmeye mahkumdurlar.

Düşmanın her çeşidine karşı Allah Teâla ile bağlantı kurmanın, Allah Teâla ile kuvvetlenmenin pratik ve uygulamalı yollarını aralama durumundaki mümin, bu bağlantıyı sürekli ve kesintisiz bir seviyeye getirdiğinde görecektir ki bu bağlantı aynı zamanda saadetin de ta kendisi.

Allah Teâla ile kurduğu bu sağlam irtibatın, sadece düşmanlardan korunmak için bir vasıta olmadığını insanoğlu için en yüce bir hedef olduğunu görecektir.

Bu bağlantı zikirdir. Zikre yönelen insanoğlu aynı zamanda saadete ve şerefe, şerefli bir hayata yönelecektir. İslam`ı hayata hakim kılma işinin bütün safhalarında zikir en büyük gücü, hatta mümini bu şerefli göreve teşvik edici gücü oluşturacaktır.

Zikre yönelmek, bir mümin için kendisini değiştirmeye yönelmektir. Oturup İslam`ın cephelerinden zafer haberleri bekleyen mümin bunu bilmelidir ki, kendisi de cephelerden bir cephedir. Kendisinde ne gibi gelişmeler varsa diğer cephelerde de aynı gelişmeler var demektir.

Eğer İslam adına kendisinde hiç bir gelişme ve değişiklik yoksa bütün cepheler aynıdır. Kendisini gözetleyenlerin farkına varacağı bir şekilde şahsında İslam adına değişiklikler olmayan, gelişmeler görülmeyen, İslami vasıflarla vasıflanmayan, küfrün oluşturduğu cehennemi çevre ile tezat teşkil edecek bir yaşantıya girmeyen mümin kendisini yok bilmelidir.

Mümin kendisini böyle bir dünyada var kılacak, diri kılacak vasıflarla donanmanın yollarına bir an evvel girmelidir.

Mehmed Göktaş | İnzar Dergisi | Kasım 2017 | 158. Sayı


 
19-11-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.