Müslümanca Tatil ya da Müslüman ve Tatil!

Abdulkadir Turan
“Tatil”, Arapçada “durdurmak, hareketsiz ve başıboş olmak” anlamındadır. Tatil, terim olarak da ara vermek, bir süre hizmet dışı bırakmak, bir süre bir etkinlikte bulunmamak anlamına gelir.
 “Tatil”, Arapçada “durdurmak, hareketsiz ve başıboş olmak” anlamındadır. Tatil, terim olarak da ara vermek, bir süre hizmet dışı bırakmak, bir süre bir etkinlikte bulunmamak anlamına gelir.

Bu durumda Müslümanca bir tatil acaba nasıl olur? Müslüman neyi tatil edecek, neyi durduracak, hangi konuda hareketsiz kalacak? Müslüman hareketsiz durabilir mi, Müslüman başıboş olabilir mi? 

Müslümanın yaşam tarzını belirleyen İslam’dır. İslam’ın temel kaynakları neyin durdurulmasına izin verir? Müslümanın hangi alanda başıboş kalmasını hoş görür?

Başta ifade etmek gerekir: “Tâtil” kelimesi Arapça olmasına rağmen, ne Kur’an’da ne de Hadis-i Şeriflerde geçmektedir. “Atâlet”le ilişkili olan tatil, Rasulullah salallahü aleyhi ve sellem’in Sünnetinde olmadığı gibi sahabe uygulamasında ya da sonrakilerin uygulamasında da yoktur.

Yüce Allah buyuruyor: "Bir işten boşaldığın zaman tekrar bir işe sarıl ve uğraş! Ve Rabbine rağbet et, yönel!” (İnşirah Suresi)

Müfessirler, ayet-i kerimede boş kalınan işin tebliğ, teşvik edilen işin ise zikir olduğunu söylemişlerdir. İslam uleması da “Kalpler ancak zikirle sükûnet bulur” (Ra’d Suresi 28) fermanı gereği, dinlenmeyi zikirde aramışlardır. Bir işten yorulduklarında bir süre Kur’an-ı Kerim okuyarak ya da başka zikirlerde bulunarak dinlenmişlerdir. Salahaddin-i Eyyûbî Hazretlerinin uzun süren divan toplantıları arasında Hadis-i Şerif dinlediği de meşhurdur.

 Yüce Allah buyuruyor: “O, sizin için geceyi örtü, uykuyu dinlenme fırsatı ve gündüzü çevreye dağılıp çalışma zamanı yaptı.” (Furkan Suresi 47)

Müslümanlar, Asr-ı Saadet’te elbette geceleri dinleniyorlardı. Ancak gecenin tamamı da dinlenme vakti değildir, zira gece, teheccüdle bölünmüştür. Yine Asr-ı Saadette Arabistan sıcak günlerinde sahabenin öğle sıcağında evlerine çekilip uyuduğu da bilinmektedir.

İlim talebeleri de İslam âleminde bilinmeyen bir dönemden bu yana Perşembe günü ikindi vaktinden Cuma günü ikindi vaktine kadar derslerden muaf tutulmuşlardır. Ne var ki bu, tam bir tatil değildir.  Kendi temizliklerini, medresenin temizliğini yapmaları ya da akraba ziyaretinde bulunmaları için onlara bu fırsat verilmiştir. Onlar için, bu tatil günü çoğu zaman ders gününden yorucu geçerdi.

Yine ilim talebeleri özellikle tarımın yaygın olduğu memleketlerde yazın sıcak aylarında derslere ara vermişlerdir. Talebeler, bu yaz sıcağının ders arasında da genellikle ailelerinin geçimine katkıda bulunmuşlardır.

Yine Malatya gibi şehirlerde hâlâ izleri görüldüğü gibi kimi şehirlerde “Sayfiye(yazlık)” diye bir banliyölerinin olduğu, bu şehirlerdeki halkın yaz sıcağında serin ve meyveli sayfiyeleri tercih ettiği bilinmektedir. 

Bunun için İslam`da dinlenme biçimi olarak var olan “tatil” değil,  "tebeddül"dür, yani “yer değiştirme”dir, denmiştir. 

Rasulullah salallahü aleyhi ve sellem’in uygulamasında yoksa da Müslümanlar, tarih boyunca “Tebdil-i mekânda ferahlık vardır” diyerek imkânları el verdiği ölçüde, bulundukları mekândan başka bir mekâna geçerek farklı bir ortamda nefes almayı, sürekli ikametlerinin kimi sorunlarını unutmayı, sürekli mekânlarına dönük “alışma” hantallığından kurtulmayı, sürekli mekânlarına dönük bir özlem oluşturmayı amaçlamışlardır. 

Ama bu sayfiye (yazlık) mekânlarda ibadetlerini aksatmamışlar, aksine o mekânların ferahlığını ibadetlerini artırmak için bir fırsat olarak görmüşler, örneğin namazlarını açık sahada, serin gölgeliklerde kılarak namaz koşullarını iyileştirme yoluna gitmişleridir.

Bu tür sayfiye imkânlarının olduğu yerlerde ilim tedrisatına da ara verilmemiştir. Nitekim Bitlis, Van gibi yörelerde yazın zozanda (yaylada) faqiler için de çadır kurulur, kışın yerleşik mekânların sıcacık ortamında devam eden dersler yazın o zozan çadırlarında ya da yayla evlerinde serin ortamda devam ederdi.

Misalen, ünlü alim Molla Sadreddin’in oğlu Şehit Metin Yüksel, o yaylalarda doğmuştur. Tatille ilgili kısımları konumuzu ilgilendirdiğinden bunu şehidin ağabeyi Müfit Yüksel’den olduğu gibi aktaralım:  

“Metin, 17 Temmuz 1958"de Bitlis"in Ahlat kazasına bağlı, Kolıngo denen yüksek tepelerdeki bir yaylada dünyaya gelmişti. "Kolıng" Kürtçe"de Turna kuşu demek, yazın her gün akşam çökmeye doğru turna kuşları gelip, Kürtçe "Zinar" dediğimiz yayladaki kayalıklar üzerinde öterlerdi. Bu yüzden bu yaylaya o isim verilmişti. Norşinli Şeyh Abdurrahman Et-Tâği’nin (Vefatı:1304/1888) torunu Şeyh Masum (Vefatı:1971) ailesine ve çevresine ait bu yaylada son derece sade ve tabii bir hayat hüküm sürmekteydi. Bu yaylaya, yazın Norşin"de susuzluk hüküm sürdüğü için, "Şavî"lerle dolu bu sulak yerde büyük sürülerin otlatılması için gelinirdi. Burada Allah’ın bahşettiği tabiatla/fıtratla bütünleşen o kadar sade ve tabii bir hayat hüküm sürerdi ki, ayın kaçı olduğu bile pek bilinmezdi. Moloz taşlarla rastgele örülü, damı sazlarla, otlarla örtülü küçük yayla evleri, evlerin önündeki buz gibi duru ve berrak akarsuyu… Kulleteynleri, son derece tabii gıdaları ile bu basit yayla evlerindeki yaşam, Kızılderili Apaçilerle Komançilerin yaşamına benzerdi. Ancak bu sadeliğin yanında kesintisiz bir İslam medeniyetinin iki temel müessesesi bu yaylada da hayatın merkezini teşkil ederdi. Nakşibendi/Hâlidî Dergâhı ve Arapça-İslami ilimlerin tedris edildiği, rahmetli babamın başmüderris/dersiâm olduğu medrese… Çünkü asıl yerleşik yer olan Norşin"de hem tekke hem de medrese bulunurdu. Medresede Ramazan-ı Şerif ve bayramlar dışında tatil olmadığından ilmi tedrisat ve dergâh/Nakşibendi tarikatı faaliyetleri yaylada da sürdürülürdü. Her iki fonksiyon için iki kocaman yayla evi vardı.” (Yeni Şafak gazetesi, 24 Şubat 2013)

Bugünkü Tatil Anlayışı Çağdaş Yaşam Tarzına Aittir

İslam tarihi boyunca ve hatta dünya tarihinde sanayileşme çağına kadar bugünkü anlamda tatil söz konusu olmamıştır. Ne Müslümanlar tatil yapmış ne de başkaları… Tatil, sanayileşme çağında, sınırsız çalıştırılan işçilerin enerjilerini toplayıp daha iyi çalışabilmeleri için verilmiştir.

Sendikalaşmayla birlikte işçilerin karar mekanizmalarında etkili olmasıyla tatil süresi uzamış, böylece tatil hayatın önemli bir bölümü haline gelmiştir.

Ne var ki 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine kadar tatil, çalışanların dinlendikleri ve kimi zaman kendi özel işlerini gördükleri bir zaman dilimi olarak bilinirken bu yüzyılın son çeyreğinde liberalizm ve sosyal demokrasinin oluşturduğu ortam ve aşıladığı ahlâk anlayışıyla bir tür tüketim mevsimi oldu,  her tür şuurdan boş kalınarak sınırsızlığı yaşamak anlamına geldi. Sosyalist bürokrasinin özellikle Rusya’da Kırım sahillerinde daha Stalin döneminde bildiği bu anlayış, Batı’da söz konusu ideolojilerle kitleselleşti; zamanla Batı’dan yapılan yayınlar ve gelen turistlerle İslam âleminde de bu tarz bir tatil anlayışı oluşmaya başladı.

Bir yıl boyunca biriktirdiği maddi ve manevi varlığı on beş-yirmi günde şuurunu tatil ederek tüketmek… Tatil diye haramları helalmiş gibi rahatça işlemek… Bedeni deniz kıyısındayız diyerek ulu orta yere sermek… Bu, Müslümanca değil. Ama Müslümanca olmayan sadece bu da değildir.

“Tatil” diye,

-Her tür yararlı faaliyete son vermek 

-Gecelerini televizyon izleyerek, gündüzlerini uyuyarak geçirmek

-Gününü zoraki boş geçirmek de Müslümanca değildir.

Çağdaş yaşam tarzını oluşturanlar, bu tarzı oluştururken Kur’an ve Sünneti esas almadılar hatta çoğu zaman Kur’an ve Sünnete tam aykırı bir yaşam tarzı geliştirdiler.

Onların dayattığını helal-haram, faydalı-zararlı ölçüsüyle tahlil etmeden gerekli görmek, hoş görmek, normal görmek Müslümanca bir tutum değildir. Onların hayat tarzlarını tasvip edenler, asla halis bir Müslüman olamaz.

Müslümanın çalışması gibi dinlenmesi de İslamî olmalıdır. Müslüman, İslam’ın esaslarına göre çalışır, İslam’ın esaslarına göre dinlenir. İslam’ın esaslarını dikkate alarak haram işlerde çalışmamak ama o işlerin tatilinde haram bir dinlenmeyi seçmek ağır bir çelişkidir, farkında olmadan çağın zihniyetine tabi olmaktır. Müslüman, bu zihniyeti tanımak ve ona karşı durmak zorundadır.

İş ve okul izinleriyle şükür gerektiren ekonomik koşulların sağladığı mekân değişiklikleri, Müslümanın ilmini, zikrini, akraba ziyareti gibi hasenatlarını artırması, iş ortamında zarar gören sıhhatini yeniden bulması için fırsattır. 

Salih amelin tatili olmaz ama tatil, salih amelleri artırmak ya da salih amellere hazırlanmak için değerlendirilebilir. Müslüman iş arası verebilir, iş arası vermelidir de ama Müslüman haramlardan sakınmaya ara veremez.

Nihayetinde hepimiz huzura çağrılacağız ve yaptıklarımızdan sorulacağız.

“Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, "Ona ne oluyor?" dediği zaman,

İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.

Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.

O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.

Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir.

Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.” (Zilzal Suresi)

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Temmuz 2016 (142. Sayı)
 
08-07-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.