Müslüman olmak mı kolay, Müslüman ölmek mi?

Mehmet Göktaş
Mesele Müslüman olmak, Müslüman kalmak ve Müslüman ölmek meselesidir. Müslüman olduktan sonra Müslüman kalmak ve sonunda da bu dünyadan Müslüman olarak ayrılabilmektir.
Galiba Müslüman olmak daha kolaydır. Buyurun bir kelime-i şehadet getirelim:

Eşhedü enlâilâhe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden ‘abduhû ve rasûlüh. Şüphesiz şu anda Müslüman olmuşuzdur vesselam.

Fakat Müslüman olarak ölmek daha zor olmalı ki bu hususta Rabbimiz bize Kitabının birçok yerinde tembihatta bulunuyor:

“Ey iman edenler, Allah’tan korkulması gerektiği gibi hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin”(3/102)

Hem bu mesel sadece bizim gibi sıradan Müslümanlar için değil, peygamberler için de öylesine önemli olmalıdır ki onlar da bu iş üzerinde kaygı ve titizlikle durmuşlardır.

“İbrahim bunu (Allah’a teslim olmayı) çocuklarına da vasiyet etti, Yakub da: Ey evlatlarım! Şüphesiz Allah bu dini sizin için seçmiştir; öyle ise ancak Müslümanlar olarak can verin (dediler)” (21/32)

Bilindiği üzere Hz. Yusuf Aleyhisselam da Rabbine “Müslüman olarak benim canımı al ve iyilerin arasına katıver” (12/101) diye yalvarmıştır.

Demek ki İslam’a girmek, Müslüman olmak bir anlamda kolaydır. Fakat Müslüman olarak bu dünyadan ayrılmak, Müslüman olarak can vermek öyle kolay bir şey değilmiş ki titizlikle üzerinde duruluyor.

Bilindiği üzere gerek camilerimizdeki vaazlar esnasında gerek her hangi bir yerde yapılan toplu dua esnasında çoğu kez kelime-i şehadet ve kelime-i tevhid getirilir ve:

“Son nefesimizde dilimizden eksik olmasın” denilir. Biz bu temennide bir eksik taraf olduğu kanaatindeyiz. Son nefeste değil, “Son nefeste de” şeklinde söylenmelidir.

Çünkü son nefesteki, hatta sondan biraz önceki nefeslerdeki iman kimseye fayda vermeyecektir.
Bilindiği üzere Firavun son anında iman ettiğini söylemiştir:

“Ve İsrailoğullarını denizi geçirdik. Firavun ve askerleri haksızlık ve saldırganlıkla peşlerine düştüler. Nihayet boğulma eşiğine gelince; İsrailoğullarının iman ettiği ilahtan başka bir ilah olmadığına iman ettim, ben (hakka) teslim olanlardanım.” dedi.

“Şimdi mi?! Oysa önceden (Allah’ın emirlerine) isyan etmiştin ve bozgunculardandın.” (10/90,91)

“Nihayet çetin azabımızı gördüklerinde; Bir olan Allah’a iman ettik ve ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik dediler. Fakat çetin azabı gördükleri zaman iman etmeleri onlara bir yarar sağlayacak değildi. Allah’ın kulları arasında süregelen sünneti, kanunu budur. İşte kâfirler bu noktada hüsrana uğradılar.” (40/84,85)

“Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce ona (İsa’ya) iman etmiş olmasın. O ise kıyamet günü onların aleyhine şahitlik yapacaktır.”(4/159)

Bu son ayeti kerimeye birçok yorum yapılmıştır. Bu yorumlardan birisi de, Teslis inancına sahip olanlar, özellikle İsa Aleyhisselam’ı (haşa) Allah’ın oğlu olarak kabul edenler ölümleri esnasında onun sadece Allah’ın rasûlü olduğunu, bir ilah olmadığını anlayacaklar ve bunu ikrar edecekler. Fakat onların bu imanı, bu ikrar ve kabulü kendilerine bir fayda vermeyecek, İsa Aleyhisselam kıyamet günü onların aleyhine şahitlik edecektir.

Son anda yapılan imanın, hakikati son anda görüp hizaya gelmenin bir faydası olmadığını gösteren sahnelerden birisi de Enbiya Suresindedir.

“Biz nice zalim şehirleri kırıp geçirdik, sonra onların yerine başkalarını meydana getirdik. Onlar bizim azabımızı hisseder hissetmez bineklerini mahmuzlayıp kaçmaya başladılar. “Kaçmayın! İçinde şımarıp azdığınız yerlere dönün, yaptıklarınızdan sorgulanacaksınız” dedik. (21/11-13)

Demek istediğimiz odur ki, şeytan kimseyi aldatmasın, imanını son ana bıraktırmasın.

Mesele Müslüman olmak, Müslüman kalmak ve Müslüman ölmek meselesidir. Müslüman olduktan sonra Müslüman kalmak ve sonunda da bu dünyadan Müslüman olarak ayrılabilmektir.

Peki, bunun için neler yapmalıyız? Elbette söylenecek çok şey olabilir.

Fakat ilk başa aldığımız “Ey iman edenler, Allah’tan korkulması gerektiği gibi hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin”(3/102) ayet-i kerimesine kaldığımız yerden devam edersek bu sorunun cevabını orada görürüz.

“Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, parçalanmayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani birbirinize düşmandınız, O kalplerinizi birbirine kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz ve bir ateş uçurumunun kenarındaydınız, O sizi oradan kurtardı. Allah, hidayete eresiniz diye işte böyle ayetlerini size açıklıyor.” (3/103-104)

Hepimizin çokça okuduğu ve dinlediği bu ayet-i kerimelere bir de bu açıdan baktığımızda şu gerçeği göreceğiz ki; bu dünyadan Müslüman olarak gidebilmemiz için mutlaka cemaat halinde yaşamak, birbirimizden ayrılmamak, tefrikaya düşmemek zorundayız.

Cemaat halinde bulunmanın en bariz vasfı da birbirimize marufu emretmemiz, tavsiye etmemiz, iyiliğe yönlendirmemizdir. Ve birbirimizi kötülüklerden sakındırmamız, yani münkerden nehyetmemiz, haram işlemenin önüne geçmemizdir.

Cemaat olmanın odak noktası budur. Müslüman bir cemaatin en büyük özelliği; birbirlerini cehennemden uzaklaştırmaları, cehenneme götürecek kötülükleri yaptırmamaları, buna engel olmalarıdır. Ve yine aynı şekilde birbirlerini cennete götürecek yollara sevk etmeleri, cennete götürecek amelleri yaptırmaları, emretmeleri, tavsiye etmeleridir.

Daha net bir şekilde söyleyecek olursak; Müslüman kalabilmenin ve sonra Müslüman ölebilmenin en etkin yolu ciddi ve duyarlı cemaat olabilmektir. Fertlerinin birbirlerinden haberdar olduğu, birbirlerini sahiplendiği, birbirlerini denetlediği, birbirlerini sevdiği bir cemaat olabilmektir.
Özellikle günümüz dünyasında Müslüman olarak ayakta kalabilmenin yegâne yolu da budur.

Kâfirler bizim böyle olmamızı asla istemezler, bunu yok etmek için çırpınırlar.

Aslında bu konuya Rabbim böyle bir uyarıyla başlıyor;

“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir kesime itaat ederseniz, imandan sonra çevirir sizi kâfir yaparlar.” (3/100)

Rabbimiz Allah’tır diyerek söz verdikten sonra bu sözümüz doğrultusunda hep istikamet üzere olabilmek, yani Müslüman kalmak gerekir ki sonunda Müslüman olarak ölebilmeliyiz.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Şubat 2016 (137. Sayı)
 
16-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.