Muhtaç Olduğumuz Bir Kurum: Hisbe

Mehmet Sait Çimen
İslami yaşamı toplumdan uzaklaştırmak isteyenler planlı ve ileriye dönük uzun soluklu hesaplar yaparak hedeflerine ulaşmaya gayret etmektedirler. Bazen sureti haktan görünüp şeytani planlarını özgürlük, insan hakları, çağdaşlık gibi kavramlar üzerinden yürürlüğe koymaya gayret ederlerken, bazen de devşirme zihniyetlilerin gayretleriyle üretilmiş felsefe ve düşüncelerle İslami hayat yozlaştırılmakta, İslami düşünce ile ortaya çıkmış kavramların içi boşaltılmaktadır.
İslami yaşamı toplumdan uzaklaştırmak isteyenler planlı ve ileriye dönük uzun soluklu hesaplar yaparak hedeflerine ulaşmaya gayret etmektedirler. Bazen sureti haktan görünüp şeytani planlarını özgürlük, insan hakları, çağdaşlık gibi kavramlar üzerinden yürürlüğe koymaya gayret ederlerken, bazen de devşirme zihniyetlilerin gayretleriyle üretilmiş felsefe ve düşüncelerle İslami hayat yozlaştırılmakta, İslami düşünce ile ortaya çıkmış kavramların içi boşaltılmaktadır. Ama her şeye rağmen ilmi disiplinler ve sağlam İslami kurumlar, bu tahribatlar karşısında diriliş ve direnişin sürekli yenilenmesini sağlamakta ve şeytani planları akamete uğratmaktadır. Bu sebeptendir ki, düşmanların da hedefi değişmiş ve uzun bir süredir kurumlar hedef alınmaktadır. Yeni nesillerin zihin dünyasında İslami kurumların yer bulmaması için sürekli yeni fitne ve desise rüzgarları estirilmekte, kurumlar unutturulmaya çalışılmaktadır.

İşte biz de bu yazıda unutturulmaya çalışılan bir kurumdan “Hisbe”den söz etmek ve kardeşlerimizi bunun üzerinde kafa yormaya davet etmek istiyoruz.

Hisbe nedir, neye karşılık gelir? Önce bunun üzerinde duralım.

Önce Diyanet İslam Ansiklopedisinden kavram ile ilgili bilgiyi aktaralım:

“Arapça’da “hesap etmek, saymak, yeterli olmak” anlamlarındaki “hasb” kökünden türeyen “ihtisab” (Sevabını umarak bir işi yapmak akıllı ve basiretli bir şekilde yönetmek; çirkin bir iş yapanı kınamak, hesaba çekmek) masdarından isim olan “Hisbe” kelimesi, terim olarak “Emr-i bi’l ma’ruf nehyi ani’l münker” prensibi uyarınca (Al-i İmran/104,110,114; Tevbe/71,112; Hac/41) gerçekleştirilen genel ahlakı ve kamu düzenini koruma faaliyetlerini ve özellikle bununla görevli müesseseyi ifade eder. Bu işle görevli kişiye “Muhtesib” adı verilir.”

Evet, “Hisbe kurumu” öz olarak “Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker”i yerine getirme kurumudur.

Gerek Hz. Rasulullah aleyhissalatu vesselam gerekse de Hz. Ömer radıyallahu anh döneminde bu işe özel olarak önem verildiği ve bu kurumun Osmanlılar döneminde oldukça sistemli bir şekilde devam ettirildiğini tarihi kaynaklardan öğreniyoruz. Ama bundan yola çıkıp kurumu tümüyle devlet şartına bağlamanın doğru olmadığını ve meselenin Müslüman toplum kadar Müslüman bireyi de ilgilendirdiğini düşünüyoruz. Elbette her dönemin kendine göre farklı uygulama ve çalışma şekillerinin olması doğaldır. Aslında Müslümana düşen de sorumluluklarını yerine getirebilmek için yollar aramak ve her ortam ve şartta toplumun ıslahına katkıda bulunmak değil midir?

Elbette ki öyledir. Ama bunun yerine getirilebilmesi için konunun iyice anlaşılması gaye ve hedeflerin net olarak bilinmesi gereklidir.

Bakınız, Rabbimiz  “Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker” konusunda şunları buyurmaktadır:

“Sizden, hayra da’vet eden, emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker yapan (iyiliği emredip kötülüğü men eden) bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
(Âl-i İmrân/ 104)

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker yapar ve Allah’a iman edersiniz. Ehl-i kitap da iman etseydi, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) pek çoğu fâsıktır/yoldan çıkmışlardır.” (Âl-i İmrân/ 110)

“İsrâiloğullarından kâfir olanlar, Dâvud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır. Onlar, işledikleri münkerden/kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun, yaptıkları ne kötüdür!” (Maide/78-79)

"İçlerinden bir topluluk, `Allah`ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?` dedi. (Öğüt verenler de) dediler ki: `Rabbinize mâzeret (beyan etmek) için, bir de belki sakınırlar diye (öğüt veriyoruz). Onlar, kendilerine verilen öğütleri unutunca, Biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık." (A`râf/164-165)

“Erkek ve kadın mü’minlere gelince; onlar, birbirlerinin velîsi/dostlarıdır. Hep birbirlerine ma`rûfu emrederler ve münkerden nehyederler (iyi ve doğru olanın yapılmasını emrederler, kötü ve zararlı olanın yapılmasına engel olurlar).” (Tevbe, 71)

“Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker” ilahi emrinin erkek ya da kadın, fert ya da cemaat farkı gözetilmeksizin herkesi kapsadığı net olarak görülmektedir.

Bu konuda öncelik kişinin kendisine yönelmesidir. Aksi takdirde kendinde olan münkeri görmeden ya da önemsemeden başkalarına yönelmenin hem maddi anlamda bir faydası olmaz, hem de Allah’ın hoşnut olmadığı bir fiil işlenmiş olur.

"Siz Kitab`ı okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?"
(Bakara/44)

İkinci aşama olarak yakınlara yönelme ve onları kötülükten uzaklaştırma, iyiliğe sevk etme gayretine sahip olmak ve bu yolda çabalamak gerekir.

"Ehline/âilene namazı emret; kendin de ona sabır ile devam et!..." (Tâhâ/132)

"(Önce) En yakın akrabalarını uyar!" (Şuarâ/214)

"(Lokman, oğluna nasihat ederek şöyle dedi:) `Yavrucuğum! Namazı kıl, ma`rûfu/iyiliği emret, münkerden/kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir." (Lokman/17)

Rabbimiz iyiliğe davet ve kötülükten sakındırmada da şefkatle muamelenin esas alınmasını istemektedir. Aslında bir mümine düşen de böyle davranmak değil midir? Yapılan iş (iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak) muhatapların ilahi azaptan kurtulması ve mükâfatlar kazanması içindir. Eğer içinde bulundukları münkerde devam etseler ve Allah muhafaza bu hal üzere ölseler çekecekleri azaplardan dolayı mümin müteessir olmaz mı? O yüzden halim olmak ve güzel ahlak sahibi olarak davranmak oldukça önemlidir. Öfkelenmek ve bu sebeple ipleri koparmak hem muhataplarımızın münkerde kalmasına neden olabilir hem de bizlerin de görevimizi eksik yapmamızdan dolayı ilahi azara muhatap olmamız söz konusu olabilir. 

"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle dâvet et; onlarla tartışmanı en güzel bir şekilde sürdür." (Nahl/125)              

“Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duâ et; (umuma ait) işlerde onlara danış. Artık kararını verdiğin zaman da Allah`a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine sığınanları sever.” (Al-i İmrân/159)

“Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker” titizlikle uygulanması ve unutulmaması gereken ilahi emirlerdendir. Terk edilmesi durumunda sosyal dengenin bozulacağı, beş önemli emniyetin muhafaza edilemeyeceği bilinmelidir. Bununla birlikte bu konu peygamberlerin en önemli mirası ve tavsiyesi olduğu için terk edilmesi ilahi rahmetten mahrum kalmaya da sebep olabilir. Bu konuda Hz. Rasulullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuştur:

“Yemin ederim! Ya siz iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız veya Allah Teâlâ sizin kötülerinizi size musallat eder. Böyle olduktan sonra sizin hayırlılarınız dua eder; fakat duaları kabul edilmez.” (Ebu Davud, Tirmizi)

Hz. Ali radıyallahu anhın da bu konuda üzerinde düşünülmesi gereken bir sözü vardır:

“Ey insanlar! Sizden öncekiler günah işleyip âlimleri de onları bundan men etmedikleri için helak oldular. Onların başına inen cezalar sizin de üzerinize de inmeden önce siz iyiliği emredip kötülükten sakındırınız. Ve iyi biliniz ki, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ne rızkı azaltır ne de eceli yaklaştırır.”

(“İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” konusunda detaylı bilgi için zindandaki kardeşlerimizden Şehmus Uğur tarafından kaleme alınan MÜSLÜMANLARIN KURTULUŞ PROJESİ isimli esere müracaat edilebilir.)

“İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” eylemi ayet ve hadislerden de anlaşıldığı gibi genel bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun İslam devletinin hâkim olduğu bir ortamda kurumsal bir hale dönüştürüldüğü ve bazı kişilerin özellikle bu alana tahsis edildiği bilinmektedir. Osmanlı döneminde mesele kurallara bağlanmış hatta hangi münkerlere kimlerin müdahale edeceği bile ayrıştırılmıştır. Belki uygulamalarda kimi yerlerde yanlışlıklar söz konusu olmuştur; ama niyet ve çabanın iyi olduğu inkâr edilemez.

Bakın “Hisbe” görevlisi olarak tahsis edilen “Muhtesip”lerin işlerinin sınıflandırılmasına dair güzel bir örneği aşağıya alıyoruz.

“a. Câmilerle ilgili olanlar: Namazda taksir edenler, kıraatta lahn eyleyenler, vakitlere riayet etmeyenler, halka Allah`ın rahmetinin geniş olduğunu söyleyerek devamlı ümit veren hatipler muhtesib tarafından engel olunurlar.

b. Pazarlarla ilgili olanlar: Eşyanın kusurunu saklayıp satan, yalan söyleyen ve haram eşya bulunduranlara da engel olur.

c. Yollarla ilgili olanlar: Binalarla yolu daraltanlar, yol üzerine yük koyanlar ve yolları kirletenler de muhtesibe hesab vermek zorundadırlar.

d. Hamamlarla ilgili olanlar: Hamamlarda keşf-i avret ve masaja engel olur; (Osmanlı dönemi için), gayri müslimler ile müslümanlara verilen peştamalların farklı olmasına dikkat eder.

e. Amme ile ilgili olanlar: Kendi evi dururken, başka yerlere gidip ora halkını irşad etmeye çalışan kişiler de muhtesib tarafından oradan alınıp kendi memleketlerine gönderilirler. Zira, kişinin evi, yakınları ve mahallesi, onun uzak ve başka yerlere gitmesine mani olur.” (Mevzuatu`l-Ulum, II, 576-77)

Günah ve haramların farklı formatlarda insanların önüne sürüldüğü günümüzde farklı formatta; ama işlevselliği üst düzeyde yeni bir “Hisbe” kurumuna ihtiyaç duyulduğu kanaatindeyiz. Belki bu işleri yapan ve fedakârca çalışarak insanları Allah’ın rızasına yaklaştırmaya çalışan kardeşlerimiz ve STK’larımız vardır; ama özellikle HİSBE isminin unutulmaması için de ayrıca bir şeyler yapılmalıdır. Günümüz şartlarında imkânlar ölçüsünde, münkere bulaşmış insanlara el uzatmak ve onları ateş çukurunun kenarından çekip kurtarmak için özel birimler oluşturmak faydalı olabilir.

Rabbim, hepimize Allah yolunda gayretle çalışma ve çalışmalarımızda ihlas nasip etsin.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Ağustos 2015 (131. Sayı)
 
20-08-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.