Mirac Denilince Nedense Aklıma Önce Taif Gelir

Mehmet Göktaş
Yine bir Recep ayındayız, içerisindeki Regaip gecesini ihya ettik, şimdi İsra ve Mi’rac gecesini karşılıyoruz. Rabbim, Receb ve Şa’ban aylarını bizim için mübarek kılsın ve bizleri Ramazan’a ulaştırsın.
Yine bir Recep ayındayız, içerisindeki Regaip gecesini ihya ettik, şimdi İsra ve Mi’rac gecesini karşılıyoruz. Rabbim, Receb ve Şa’ban aylarını bizim için mübarek kılsın ve bizleri Ramazan’a ulaştırsın.

Evet, İsra denilince, Mi’rac denilince benim aklıma önce Taif gelir, Taif denilince de hani o dönüş esnasındaki meşhur dua gelir.

“Allah’ım! Kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü ancak Sana arz eder, Sana şikâyet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin zayıf görüp de dalına bindiği çaresizlerin Rabbi Sensin! Allah’ım! Huysuz, yüzsüz bir düşman eline beni düşürmeyecek, hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dosta bile beni bırakmayacak kadar bana merhametlisin. Allah’ım! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere, belalara hiç aldırmam. Fakat Senin merhametin bunları göstermeyecek kadar geniştir. Sana sığınırım, Senin vechinin nuruna sığınırım. Bütün karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret işlerinin ıslahının yalnız kendisine bağlı bulunduğu Nûr`a sığınırım. Allah’ım! Sen razı oluncaya dek affını diliyorum. Bütün kuvvet ve kudret ancak Sen’dendir!"

Kendisine yapılan böylesine bir yönelişe, böylesine bir yakarışa Allah Azze ve Celle`nin bambaşka bir karşılık vereceği ne kadar da belliydi öyle değil mi? Çünkü bu yöneliş, bu yakarış, ayakkabılarının içi vücudundan akan kanlarla dolmuş bir Resulün yönelişiydi, yakarışıydı.

Taif şehrinin ayak takımı, çapulcuları şehrin çıkışına kadar taş yağmuruna tutmuşlardı o Resulü ve Kur`an`da sahabe olarak bir tek kendisinin adının geçtiği onun sevgili dostu Zeyd`i.

İslam daveti Mekke şehrinde artık bir noktaya gelmiş düğümlenmişti. Mekke dışında bir başka şehrin kendisine iman edeceğini hissediyordu Allah`ın Resulü (s.a.v) ta baştan beri. Mekke`ye en yakın şehir de Taif şehri değil miydi? İşte bu ümitle gelmişti buraya Hz. Zeyd`i de yanına alarak. Vücudunu taş yağmuruna karşı Resule siper eden Zeyd`i. Şehrin ileri gelen üç lideriyle görüşmeler yapmış, onları İslam`a davet etmiş, onlar bir takım kaypak ve politik cevaplarla daveti reddetmişler, bununla da kalmayarak şehrin ayak takımı gençlerini kaş göz işaretiyle Sevgili Resulün üzerine salmışlar, onlar da şehrin bahçelerinin son noktasına kadar taş yağmuruna tutmuşlardı.

O günkü toplumsal ortam ve Mekke gelenekleri göz önüne alındığında bu olayın boyutlarının çok büyük olduğu görülür. Taif şehrinin İslam davetini reddetmesi bir yana, Resulü Ekrem (s.a.v) Efendimizin yeniden Mekke`ye girebilme ihtimali ortadan kalkıyordu. Mut`im bin Adiy isimli bir kişinin himayesinde Mekke`ye ancak girebilmişti.

İşte bu noktada gerçekleşiveren bu yakarışa karşılık verecekti Merhametlilerin en Merhametlisi olan. Resulünü kimseye bırakmadığını, kimsenin merhametine havale etmediğini, Onu yalnız başına orta yerde koymadığını, asla terk etmediğini, hep Onunla beraber olduğunu gösterecekti.

Fakat kim bilirdi ki Onun bu sığınışının, bu yakarışının, gelinen bu son noktanın karşılığının İsra olacağını, Mi`rac olacağını? Aslında böylesine cevap bulan bu etkin ve dopdolu yalvarışın, İsra ile Mi`rac ile karşılık verilen bu yalvarışın arkasında sadece Taif taşlanması yatmıyordu elbette. Resûlullah`ın (s.a.v) ahsen bir kabul ile kabul gören bu yakarışın arkasında vefakâr bir eşin, aziz bir yoldaşın, müminlerin annesi Hz. Hatice`nin vefatının hüznü de vardı. Bütün zevceleri arasında apayrı bir yeri olan Hz. Hatice`nin kaybedilmesinin inkisarı vardı. "Ben Allah`ın Resulüyüm, bana iman et" demeden, "Sen Allah`ın Resulüsün, Allah seni asla yalnız bırakmaz!" diyen ilk Müslümanın kaybedilmesi vardı. Daha evlenmeden önce Resûlullah (s.a.v) Efendimizi hakkıyla takdir eden, Onun kadr u kıymetini, şanını ve izzetini idrak eden, iç dünyasını ve manevi cephesini ferasetiyle yakalayan o aziz kadının vefatının üzüntüsü vardı. Ticaret kervanının başına getirdiğinde Onun ilerde Allah`ın sevgili bir kulu olarak ortaya çıkacağını tahmin eden, bütün bunları önceden bilerek ve isteyerek Rasûlulah (s.a.v)ile evlenen vefakâr Hatice binti Huveylid`in bu dünyadan ayrılışının acısı vardı bu içli yakarışın geri planında. Sadece ilk iman eden kişi olmakla kalmayıp, olgun bir kadın olarak Allah`ın Resûlüne bir ömür boyu moral veren, destek olan, bütün malını İslam davası uğruna feda eden, İslam davasının büyük destekçisi Hz. Hatice`nin artık bundan sonra olmamasının verdiği tahassür vardı Taif dönüşü Allah`a böylesine yönelişinin gerisinde. Biri hariç, bütün çocuklarının annesi olan, kıyamet gününe kadar kendisinin pâk neslini sürdürecek olan, Ehl-i Beytin`in kökünü kaybetmiş olmanın hüznü vardı Taif dönüşünde Resulü Ekrem`in Allah`a bu iltica edişinde. Bir başka şey daha vardı Onun göklere anında ulaşıveren bu yakarışının gerisinde. Aynı yıl bir başka sarsıcı olay daha olmuştu, amcası Ebu Talip ölmüştü. Kendisini Mekke müşriklerine karşı yılmadan savunan, Ona bir zarar gelmemesi için her şeyini ortaya koyan Ebu Talib de o yıl ayrılmıştı dünyadan. Kureyş`in bu güçlü şahsiyetinin ölümüyle Peygamber aleyhi’s-selamı azgın müşrikler karşısında himaye edecek birisi kalmamıştı. Ebu Talib`in ölümüyle birlikte müşrikler iyice azgınlaşmışlar, Müslümanlara yaptıkları zulümleri arttırmışlar, Resulü Ekrem Efendimizi öldürmek için ilk defa ciddi girişimlerde bulunmaya başlamışlardı. Bütün bunların beslediği hüzünle açıvermişti gönlünü ve ellerini Rabbine, ayakkabıları vücudundan akan kanlarla dolu olan o Resul. Hüzün Yılı demişler o yıla. Sanki Resûlullah`ın (s.a.v) ondan önceki yılları neş`e içinde geçivermiş gibi. Henüz anne karnındayken baba kaybetmenin, küçücük çocukken annesiz kalmanın, hele biri hariç bütün çocuklarının ölüsünü görmenin ne olduğunu böyle olmayanlar nereden bilsin? Şöyle bir bakıverin, Onun bütün bir ömrü hüzün dolu değil mi? Her şey bir yana, Kur`an bile kendisine hüzünle iniyordu da onun için okurken hüzünle okumamızı istiyordu bizden. Fakat her şeye rağmen söz konusu olayların üst üste geldiği bu yıl, bir başka olmuştu. İslam daveti Mekke`de kilitlenmişti artık. İşte böyle bir günde Allah Teâlâ, Resulüne büyük lütfunu gösteriyordu, Onu İsra`ya davet ediyordu, Mir’ac`a davet ediyordu. Bir rivayete göre Ka`be`de, bir başka rivayete göre Ümmü Hânî (r.a)`ın evinde böyle üzüntüler içerisindeyken Cebrail aleyhi’s-selam gelerek Resûlullah (s.a.v) Efendimizi İsra ve Mi`rac yolculuğuna çağırıyordu. İsra ve Mi`rac Allah Teâlâ’nın Peygamberine olan en büyük lütuf ve ikramlarından birisidir. Henüz dünyada iken Onu ulaştırdığı en büyük makamlardan bir makamdır. Allah Azze ve Celle, her zaman kendisiyle beraber olduğunu, kendisini asla kâfirlerin insafına terk etmeyeceğini, kâfirler karşısında asla yalnız bırakmayacağını Resulüne bu şekilde göstermişti. Dikkatinizi Allah Teâlâ’nın yardım etme kanununa, kullarına lütufta bulunma, ihsanda bulunma âdetine çekmek istiyorum. Allah Teâlâ kendi yolunda olanlara yardım ve lütufta bulunurken, onlar bütün güçlerini, kuvvetlerini ortaya koymadan, varlarını yoklarını sarf edip tüketmeden asla yardımını göndermiyor. Bileklerindeki güç tükenmeden, dizlerindeki derman bitmeden, keselerinde olan tükenmeden Allah Teâlâ’nın yardımı gelmiyor. Müslümanlar Allah yolunda bir beşer olarak yapabilecekleri her şeyi yapmadan Allah Teâlâ ne Müslümanlara yardımda bulunuyor ne de Müslümanların düşmanlarını helâk ediyor. İslam tarihini dikkatlice okuyan birisi, Kur`an-ı Azimüşşan`ı gözden geçiren bir kişi Allah Teâlâ’nın bu kanununu çok açık bir şekilde görür. Bir de şunu öğreniyoruz İsra ve Mi`rac`ın zamanlamasından; Allah Teâlâ hep inkisara uğramış, kırılmış gönüllerdedir. Bütün yolların tıkanıp bitti zannedildiği bir zamanda açılıyor göklerin kapısı. Şimdi biz Müslümanlar olarak gerek fert fert ve gerek toplum olarak hüzün yılımızı yaşadık mı, hüzünlü yıllarımızı yaşadık mı dersiniz? Vakit, Allah Teâlâ’nın bize rahmet kapılarının açılmasının vakti midir dersiniz?

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Mayıs 2016 (140. Sayı)
 
10-05-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.